şükela:  tümü | bugün
  • requiem for a dream'de bize batman 5'te batman'in batmobil'in motoruna kuş sürüsü girmesi sebebiyle kaza geçireceği, omurgasini kiracaği ve bu yüzden yatalak olacaği, bunu duyan alfred'in kalp krizinden felç olacağini ve sürüneceğini, robin'in de batman'in yokluğunda kötü yola düşeceği, tinerci olacaği ve tiner - bali parasi bulmak için evdeki eşyalari satmaya başlayacağini ve batgirl'ün striptiz kulüplerinde ve çiplak motorsiklet ve at yarışlarında boy göstermeye başlayacağini hissettiren yönetmen... ya da batman belki şifre çözerken delirir, batmatkap ile kafasını deler...
  • bu kadar can alıcı konuları, son derece güzel ve etkili bir estetik anlayışın içinde harmanlayıp sunarak, hem canımı yakıp hem de bundan garip bir haz almamı sağlayan ender dehalardan biri.
  • bugünkü muhabbetini (istanbul hilton'daki) dinledim kendisinin. gerçekten güzel bir abimizmiş. hiç kasıntılık yapmadan, gayet normal bir iş yapıyormuş gibi anlattı derdini.

    mehmet ali alabora'yı vermişler yanına lakin gördük ki alabora ingilizce'yi bodrum'da filan öğrenmiş. hem soru sorma konusunda hayli kötü bir performans gösterdi, hem de izleyici sorularını çevirirken zorlandı. ama özgüveni yerinde, yürür böyle.

    filmleriyle ilgili psiko-analitik yorum yapan üç beş izleyiciye ağzının payını vermesiyle yüreğimi soğuttu. the wrestler ve black swan'da, günlük hayatın ayrılmaz bir parçası olan 'acı'nın insanın ruh halini etkilerini göstermeye çalıştığını söyledi ve filmleri için "iyi bir hikâye anlatmaya çalışıyorum, hepsi bu." diyerek mütevazı davrandı.

    "yönetmen olmasaydım, editör olurdum" diyerek, bir filmin yaratım sürecindeki vazifesinin bu anlamda bir çeşit editörlük olduğuna vurgu yaptı. oyuncuların, hikâyenin ve kameraya yansıyan hareketin edit'ini yaptığını belirtti bir bakıma.

    tek bir genre'da film üretmediğini, belki ileride bir komedi filmi çekebileceğini filan da söyledi.

    son olarak the fountain bağlamında ölümle ilgili düşüncelerini aktarırken, mehmet ali alabora saatine bakıyordu. aronofsky bir an durdu ve "yoksa sıktım mı seni? the fountain'la birçok kişiyi sıktım çünkü" diyerek kendisiyle dalga geçebildiğini gösterdi ki, bu harikaydı.

    keyifli bir zaman dilimi yaşattı ve gitti. keşke daha çok ve kaliteli sorular içeren programlara katılıp gitseydi... nasip, bir gün o da olur inşallah.
  • 83. oscar ödül töreninde "70'lerin porno yıldızı bıyığı"yla arz-ı endam eden yönetmen.
  • fiziksel kalıntılar bırakan filmlerin yönetmenidir. bazı filmleri, seyircinin sinir uçlarıyla öyle bir oynar ki, kayıtsız kalınamaz, hatta somut olarak tanımlayabilirsiniz film sonunda hissetiğiniz şeyi. requiem for a dream açıkça "yumruk" atar midenize örneğin, bir çok izleyenin "dayak yemiş gibiyim" demesi tesadüf değildir. black swan bir yandan psikolojik altyapısıyla gerilimini verirken diğer yandan tahrik eder, rahatsız eder ve sonunda uzun süredir koşuyormuşcasına yorulmuş hissettirir.

    daha katacak çok şeyi var sinemaya, yeter ki izleyiciyi böyle silkelemeye devam etsin.
  • "pi"dan beri gonlumuzun oscar'lari kendisindedir, her filminde ben bir toren duzenleyip burdan veriyorum sahsen.
  • akademi'nin sevmediği yönetmenler listesinde var olanlardan. bir diğeri için;
    (bkz: david fincher)
  • tüm filmlerini izledim, birden fazla hem de. filmlerindeki karanlığı, kullandığı müziğin bile karanlık olmasını, karakterlerinin yüzündeki acıyı, karakterlerine çektirdiği acıyı, izleyiciye çektirdiği acıyı, film bittikten sonra ağızda kalan paslı demir tadını, kuğusunu, bağımlısını, takıntılısını, takıntılarını, hepsini seviyorum. kendimi çok kötü hissettireceğini bile bile izledim filmlerini hep, tekrarlarını da o hisle izliyorum. ağlamaktan gözlerim şişiyor her defasında. haneke ve lars von trier ile aynı kefede ve aynı derecede benim için. iyi adam bunlar, sinema çok iyi bir şeyse bunların sineması çok çok iyi bir şey.

    de; orta yaşlı, evli-barklı, çoluklu-çocuklu, mimar ama memur, çoklukla normal görüntümün altında ne çeşit bir manyak yatıyor, bazen çok merak ediyorum.
  • tam 5 senedir yeni filmi the fountain ile uğraşan daha doğrusu üst üste çıkan sorunları berteraf etmeye çalışan, kanımca alejandro amenabar ile birlikte son dönemin en yetenekli yönetmeni.

    requiem for a dream gibi bir başyapıtla neler yapabileceğini göstermesine rağmen, michael bay, roland emmerich gibi adamların önüne zırvalamaları için 100 milyon dolarları yığan stüdyolar tarafindan yıllardır süründürülen ancak 40 milyon dolarlık bütçeye onay alıp bu arada basrol icin ilk tercihler olan ama beklemekten sıkılan brad pitt ve cate blanchett'i de kaybeden, bu sırada sırf bu proje için üzerinde iki sene çalıştığı batman projesini christopher nolan'a devretmek zorunda kalan bir şanssız adam.

    (bkz: lost in hollywood)
  • ilk (bilinen) filmiyle zemin hazirlayip. ikinci filminde o zemine taht kurmus bir insan oldu kendisi.
    bu kadar kisa bi zaman diliminde sittin senelik yonetmenden daha karizma ve taninir bir tarz yaratmasi destansidir superdir.bir kubrick mi doguyor, ir spielberg mi olusuyor diye soruyorum spektakulerlik adina.