şükela:  tümü | bugün
  • vezneciler'de letafet apartmanı yapıldıktan sonra açılan kıraathanenin ismidir. 'büyükten büyük bir yerdir burası. şirvanımsı balkonları vardır. kapıdan girince sağda solda peykeler görünür. masası, iskemlesi de pek çoktur. burada da ramazanlarda karagöz oynatılır. kâtip salih efendi perdesini fevziye kıraathanesi'nde kurmamışsa burada kurmuştur. karagöz oynatılacağı geceler kıraathanenin kapısına karagöz ile hacivat'ın resimleri asılır.' *

    orhan okay'a göre, darü't-talim-i musiki burasını mekan edinmiş olmalı veya hiç değilse burada konserler vermiş olmalıydı. duvarlarında büyük aynaları, kadife örtülü masaları, koltukları, bir kaç da bilardo masası bulunan geniş ve şık bir kıraathaneydi.

    salah birsel'e göre de saatleri ayarlama enstitüsü'nde hayri irdal'ın müdavimi olduğu, doktor ramiz'le de tanıştığı kutsal/lanetli mekandır. gençliğinden itibaren bu kıraathaneye tutkun olan tanpınar, romanın kişilerini de çoğunlukla buradan çıkartmış. diğer müdavimleri arasında, ali nihat tarlan, saadettin nüzhet, rıfkı melûl meriç, sabahattin batur, ibrahim olgun gibi isimler var imiş. darüttalim kıraathanesi'nde de her kahvede olduğu gibi felsefeden siyasaya değin her türlü konuya soğan doğranır.

    müdavimi tanpınar da şöyle anlatır mekanı: "tarih, bergson felsefesi, aristo mantığı, yunan şiiri, ruh çözüm, ispiritizma, sıradan dedikodu, çıplak öykü, korkunç ya da meraklı serüven, günlük siyasal olay, birbiriyle sarmaş dolaş biri öbürünü yarıda bırakarak, beraberinde her rasgeldiğini taşıyan bir bahar seli gibi kabararak bu konuşmalarda beyhude ve şaşırtıcı bir biçimde akar giderdi. elbet hiçbirinden de tam açılmazdı. büyük iskender ya da anibal, kant'ın imperatif'leri, bu sayıklamaya benzer konuşmada sadece günlük yaşamı uyuşturmak için icat edilmiş şeylerdi. zaten en doğru olay bile söyleniş tarzı için anlatılırdı. birbirlerini o kadar çok dinlemişlerdi ki, hepsi anlatılanı aşağı yukarı önceden bilirdi."***

    son kelamı gene salah birsel'e bırakalım:

    "burada konuşma yalnız konuşmacının kendisi için, konuşanların yetenekleri içindi ve daha çok sevilmiş bir eserin ya da oyunun yinelenmesine benzerdi ve de sohbet, bir orta oyunu gibi, önceden belirlenmiş koşullarla sürüp giderdi. hep aynı sözcüklerle lafa karışılır, aynı yerlerde gülünür, serüven oradakilerden birkaçı arasında geçmişse, ilgililer hep aynı yerlerde bütünleyici açıklamalar yaparlardı. anlatan yeni yeni ayrıntılara girerse söz kesilir -bunu yeni uydurdun- denirdi. ama bu yeni biçim ve parça gelecek programda aynı dikkatle aranırdı."

    hâmiş: osmanlı'dan günümüze, namı yayılan diğer kıraathanerler için (bkz: #17181607) ve (bkz: #49504171)
    ve sözlüğe eklenen bazıları:
    (bkz: çiçekçi kahvesi)
    (bkz: arif'in kıraathanesi)
    (bkz: valide kıraathanesi)
    (bkz: fevziye kıraathanesi)
    (bkz: fevziye kıraathanesi)
    (bkz: safarim kıraathanesi)
    (bkz: kanuniesasi kıraathanesi)
    (bkz: isan'nın kahvehanesi)
  • tanpınar şöyle anlatmış burayı

    "buradakiler küçük topluluklara ayrılmış olmalarına karşın hepsi yine beraber yaşar gibiydiler. herkes bir kez rasgeldiğiyle ertesi gün senli benli olurdu. hiç kimsenin öbüründen saklı bir sırrı yoktu. kirli ya da temiz bütün çamaşırlar ortadaydı. herkes onları istediği gibi evirip çevirir, koklar, münasip bulduğunu etrafına önemle gösterirdi. her erdem, her biçarelik, dahası reziletler bile burada aynı soğukkanlılıkla, dahası, gerekirse bir çeşit sevecenlikle (şevkat) yargılanır ve kabul edilirdi."