şükela:  tümü | bugün
  • özlü düşünme; 'hiç'i düşünmemiz ve varlığın bizde düşünmesi.

    heidegger'e göre yurtsuzluğumuzun, birbirimizden, kaplanın gözlerinden, kuzunun postunun yumuşaklığından, hatta gölgemizden bile korkup toptan yok etmeye soyunduğumuz türümüze dönük karanlığımızın, kendimizi içine hapsedip gitgide kalınlaştırdığımız kabuğumuzun çıkış yolu, bu yeniden yola koyulmak anlamına gelen düşünme biçimidir.

    bu düşünme, var olana yönelmiş ve bizi kendimize, tehlikemize, maskemize hapseden bütün düşünme biçimlerinden ayrıdır. çünkü o, var olanın sınırında durarak varlığa şu tek ve temel soruyu sorar:

    niçin hep 'var olan' var da, hiç 'hiç' yok!

    varlık ve zaman'ın 1927'deki teşhisinden bu yana, insan türünün ilk ve gerçek korkusu olan ölüm korkusunun yerine koyduğumuz bin bir korkumuzun bulutu, giderek büyüdü. uzaylılardan, ölüp canlanmış hallerimizden, hayaletlerden korkmak yetmezmiş gibi artık nükleer güçten, yapay zekâdan ve robotlardan da korkuyoruz.

    kaplanın ve kuzunun, onlarla birlikte yaşayan çobanı olmak yerine, onların postlarına bürünen efendileri olmak yanılsamasını tercih ettiğimizden bu yana üşüyoruz. ağaçların kuytusunda sinmişken unuttuğumuz ormandan öylesine uzağız ki, artık ondan söz etmek bile ağzımızı acıtıyor.

    insan olmaya doğru attığımız ilk adımdan bu yana kendimizden uzaklaşmakta olan metafizik hayvanlarız aslında. kurtulmaya çalıştığımız hiç ise, aramıza koyduğumuz onca nesnenin ötesinde değil, hiç orada olmadı, hep buradaydı. yani, her bir var olanın ta kendisinde.