şükela:  tümü | bugün
  • datça'ya gitme planım yoktu ama burada gitmeyin bok gibi yazanlar varya sırf bu denyolar merak ettirdiği için seneye oradayım.
    bütün bizim köyü getiriyorum bekleyin amk hepsi de donla giriyor denize süper eğlenicez seneye.
  • ailem iki senedir yılın yaklaşık 7-8 ayı burada yaşıyor. ben de eşimle iki yıldır yazlarımı burada geçiriyorum.

    dolayısıyla müsaadenizle iyisiyle kötüsüyle anlatayım, datça nasıl bir yer.

    öncelikle uzun bir entry olacak. onu söyleyeyim.

    (2019 ağustos güncellemesi geldi hanım! fakat entry baştan sona değişti sayılır haberiniz olsun):

    datça, eskiden olduğu kadar temiz, tatlı, şeker bir sahil kasabası değil artık ne yazık ki. çok güzel koyları var evet, fakat insanın elinin değdiği her yer boka sarıyor. bu konuda belediyenin de bir şey yaptığı söylenemez. öncelikle çok ciddi bir su sorunu var. yüksek yerlere sadece gece 3 ile sabah 6 arasında su veriliyor bir aydır falan. millet duş almak için sahildeki belediye duşlarına gitmeye başlamış. dramı düşünebiliyor musunuz? aile dostumuz gece saatini kurup çamaşır makinesi çalıştırır olmuş. belediye suçu muski'ye atıyor, muski'nin bu durumu taktığı yok zaten, kısacası kimse bir şey yapmıyor.

    2019 ağustos için de bu durum çok farklı değil, kışın yağan bolca yağmur bize bu kez de patlayan kanalizasyonlar olarak döndü, şubat ayında patlayan kanalizasyonu şu an (evet şu an kapının önünde kepçe falan var) muski tamir etmeye çalışıyor. gerçi muski bu kanalizasyonu 4 aydır falan tamir etmeye çalışıyor ama, bakalım. göreceğiz.

    kalacak yerler genellikle pahalı, her geçen gün daha da pahalı hale geliyor. arkadaşım bayramda datça'ya gelecek uslu otel'den fiyat alayım dedi 7 günlüğüne 14 bin lira istediler. bilmem anlatabiliyor muyum hashdaksdh çadır atacak yer de yok denecek kadar az. bu sene taşlık sahiline sdatça diye bir kamping açılmış ama esnaf falan mütemadiyen sövüyor oraya. nasıl bir işletme olduğunu gidip görmedim, pek övülmediği ve sevilmediği kesin. kamp olarak bir de palamutbükü'nün hemen bitişiğinde bir yer varmış, fena değilmiş diyolla. azıcık google maps'le bakabilirsiniz o taraflara. aktur'u ise hiç tavsiye etmiyorum, kişi başı ayrı, çadır başı ayrı kilowatt başı ayrı para aldığı için her bir kulağınızın arkasını da ayrıca fiyatlandırmadan oradan uzaklaşmanızı tavsiye ediyorum.

    datça'ya ulaşım da sıkıntı maalesef. dalaman ve milas havaalanları var elbette ama oldukça uzaklar. yine de eğer uçakla geliyorsanız tercihiniz dalaman’dan yana olsun, milas dalaman’a nazaran yaklaşık 70 km daha uzak. e bir de sakar’dan inmeniz lazım, pek hoş değil bence. dalaman nispeten yakın olduğundan dolayı tercih ediliyor fakat ordan da datça'ya geliş bayağı pahalı. taksi gibi bir şeyi zaten düşünmeyin. en az 400 lira istiyorlar. dalaman'dan datça transfer, martı transfer ve gezinet transfer var, internette telefonlarını bulabilirsiniz. bildiğim kadarıyla datça transfer kişibaşı 60 tl, gezinet 50 tl. uçağınız belliyse mutlaka arayıp yer ayırtın. duruma göre sizden sonraki uçuşları bekleyebiliyorlar. datça’ya yol da 2 saat civarı sürüyor. vip transferleri de var saat ve kişi fark etmeksizin bu sene (2019 yılı itibariyle) tek yön 500 tl. marmaris'e muttaş’la ulaşıp (20 tl), oradan da dolmuş veya minibüs gibi bir ulaşım aracıyla datça'ya geçebilirsiniz ama onların da saatleri çok büyük sıkıntı. kötü saatte gidiyorsanız hiç o riske girmeyin derim. dalaman’da araba kiralayıp datça’da bırakayım transfer gibi kullanayım derseniz o da mümkün değil, o iş sadece bodrum’da ve istanbul’da var galiba. milas üzerinden geleyim bodrum’dan feribot’la datça’ya geçeyim derseniz ben önermiyorum. twitter’da çok ponçik bir hesabı olabilir fakat bodrum feribotu inanılmaz pahalı. araçla geçmeye kalkarsanız 250 lira mı ne. o parayla bütün gökova’yı dolaşırsınız, gezerek görerek hem de.

    neyse, bir şekilde gelmiş olduğunuzu var sayarsak, datça'nın pek çok koyu hala çok güzel evet. merkezinde 3 tane plajı (hastane altı, kumluk ve taşlık) mavi bayraklı. fakat bunların temizlik durumu kumluk<taşlık<hastane altı şeklindedir. kumluk plajının laboratuvar sonuçları istanbul büyükçekmece sahiliyle ne yazık ki benzerlik gösteriyor. arzu edenler sağlık bakanlığı sitesinden kontrol edebilir: http://yuzme.saglik.gov.tr/

    kumluk plajı maalesef hem temzilik açısından insanın içine sinen bir plaj değil, hem de işletmeler yüzünden. mesela just datça (2019 ağustos itibariyle kapalı) kişi başı 40 liralık alışveriş yapılırsa şezlong ücreti almıyor. kumluk otel hepten kafayı yemiş 50 liralık alışveriş istiyor kişi başı. bu fiyatlar maradona, cafe inn, machu picchu cafe, serap cafe gibi yerlerde de hemen hemen aynı. eğer bu kadar alışveriş yapmazsanız 20-25 lira civarı şezlong ücreti talep ediliyor.

    ha dediniz ki, benim şezlongum var, havlum var. plajlar halkındır, misler gibi denizime girerim belediyenin duşunda da duşumu alırım.

    tabii ki. ama saat 5'e kadar. :)

    bu saatten sonra plaja yemek masaları atılıyor bu işletmeler tarafından. dolayısıyla sizi taciz etmeye başlıyorlar ve kalkmak zorunda bırakılıyorsunuz. daha geçen hafta meşhur maradona restorant, kalkmayan ailenin neredeyse üstüne masa koydu mesela: https://twitter.com/…kini/status/888779772771405824 sonradan belediye tivitlerinden öğrendiğimize göre plajların işletmesi muçev diye bir şirkete verilmiş. yönetim kurulunda muğla valisi ve çevre bakanlığı müsteşarı falan var. dolayısıyla bir şey yapılamıyor.

    dahası plajın herhangi bir yerinde şezlongsuz bir yer de yok. yani zaten bulabildiğiniz düdük kadar yere tünemek zorundasınız, ordan da (restoranın önü olmasa dahi) saat 5'te şutlanıyorsunuz.

    plaj konusunda en mantıklı yer hastanealtı’ndan mercan’a uzanan yol. sırasıyla uslu, orcey ve mare otellerin önündeki yoldan bahsediyorum, oralardan kendi şezlongunuz ve havlunuzla rahatça denize girebilirsiniz. tek handikapı saat 4 gibi gölge düşer sahiline ve rüzgar da esiyorsa üşüyebilirsiniz. hastanealtı plajından devam ederseniz mercan'a ulaşırsınız. burası da güzeldir ve bir tane de işletme var burada. fakat işletme benim gördüğüm en yavşak en tıynetsiz ve en leş işletme, haberiniz olsun. kredi kartı geçmez, sahili işgal ederler, terbiyesizler falan filan. bence buraya direkt havlu atmak daha mantıklı.

    datça çevreyolundan devam ederseniz de datçalıların pek sevdiği, benimse nedense pek ısınamadığım kargı koyu'na ulaşırsınız. bence denizi de işletmeleri de çok ahım şahım değildir ama alternatif olarak yazıyorum dursun burda.

    plajlardan girmişken, büklerden çıkayım.

    öncelikle meşhur üçleme küçükten büyüğe: hayıtbükü, ovabükü ve palamutbükü.

    hayıtbükü:

    mini minnacık ve ne yazık ki leş gibi bir koydur. kumluk plajına benzer. koskoca datça yarım adasının utanç kaynağı olduğunu düşünüyorum şahsen. fakat seveni de bol. arabasız zaten gidemezsiniz, arabayla da tek arabanın zor sığdığı yollarında cunda'nın ara sokaklarına rahmet okuyarak geçmeye çabalarsınız. yine pansiyonları, bakkalı, çay bahçesi ovabükünden daha insaflı olmakla birlikte turist düdükleyen kategorisindedir. çünkü karnınız acıkınca hop diye gidebileceğiniz bir ilçe merkezi yoktur. kendilerine muhtaç olduğumuzu düşünen işletmeciler tarafından çok güzel kazıklanırız burada. üstelik bir daha söylüyorum, denizi çok kötüdür. koyu renkli bir kumu vardır, her daim limanının da içinde olması sebebiyle pistir ve ıslandığınıza pişman eden pis bir sıcaklığı vardır. düşününce ürperdim. florya menekşe plajını tercih ederim. hayıtbükü’ne tekneyle gidildiği zaman açıkları muhteşemmiş diyolla, sahili 2019 itibariyle hala bok gibi :)

    ovabükü:

    hayıtbükü'nden daha geniş ve açık bir sahili vardır fakat burası da her daim dalgalı, yine girişinin kum olması sebebiyle ne yazık ki bulanık bir suya sahiptir. the guardian burayı türkiye'nin en güzel 2. koyu olarak mı ne seçmişti, bu sebepten 2015'te koşa koşa gitmiştik. gülcan pansiyon'da kaldık o zaman. şimdi batmış. (isabet olmuş)

    diyorum ya hayıtbükü buradan daha insaflı diye, ovabükü gerçek bir dramdır kardeşlerim.

    zeytinyağlı tabakları 15 lira civarındaydı (2016'da) ve ne yazık ki 150 ml'lik düdük kadar tabaklarda gelir çoğu zaman. biz gülcan'da kalırken iki kalem pirzola 40 liraydı. öğle yemeğine zeytinyağlı yiyeyim demiştim, bir tabak barbunya istemiştim, bana meze tabağında getirmişlerdi. alkdjasd hiç üzülmedim batmalarına. svihs :)

    (2016'da) evvelsi gün pide günü var diye kasapoğlu'na gidelim dedik, kavga çıkmış pide gününü kaldırmışlar. mecbur yemek yedik orda, bir pirzola tabağına yine 40 lira yazmışlar. ona da biri oğlak eti diyor, diğeri kuzu diyor. babam bile yiyemedi o eti artık ne etiyse. zeytinyağlıları iyiydi ama ona lafım yok. 10 lira yazmışlar. artık bizimler tanıdık diye ona göre mi ayarladılar bilemiyorum.

    bir tane bakkalı vardır, 10 liranın altını karttan çekmem. sigarayı karttan çekmem, aa tarihi mi geçmiş falan diyen klasik köy bakkalıdır. taze bir şey bulamazsınız burda.

    bir de burada gideceğiniz pansiyona maps'ten iyice bakın, çünkü sahil kısmı dardır. sahilde birkaç tane pansiyon var. geri kalanı uzakta kalıyor. denize ineceğim diye 2 km yol yürümeyin sıcakta. köy bakkalını geçince plajı hayıtbükü’ne doğru uzanır. bir gece gidip yıldızları sıfır ışık kirliliğiyle izleyebilirsiniz.

    palamutbükü:

    bak burada kalmadım ama burası bükler içinde en makul olanı. çünkü büyük. çünkü içinde bir tane bakkal, bir tane eczane yok. bir tane restorant yok burda. üstelik denizi de çok güzeldir buranın. bembeyaz çakıl taşlı bir sahili vardır. buraya dolu dolu bir gün ayırın derim ben. gezin, alış veriş yapın, denize girin, yemek yiyin.

    tabii ki burası da çok ucuz bir yer değil, ama bükler içinde en uygun alternatifleri burada bulursunuz yine.

    mesela mavi-beyaz otel çok iyiydi dışarıdan gelenlere de şezlong açıyordu falandı filandı, en son aşırı pahalılanmış, kendi müşterim öncelikli diyerek dışarıdan gelenlere fahiş fiyatlar çekmeye başlamış. 2019 itibariyle palamutbükü’ne hem şubatta, hem de mayısta gittim, yine pahalı daha pahalı. git gide bir alternatif olmaktan çıktığını üzülerek söylüyorum. plajına hala laf söyletmem ama ciddi anlamda uçtu fiyatlar.

    -----------------------

    knidos:

    kara yolundan müzekart'la girilen meşhur ören yeri. ne yazık ki efes gibi değil tabii. henüz kazı çalışmaları bitmemiş, buradaki pek çok tarihi eser daha 1800'lerin sonlarında yurt dışına götürülmüş. daha çok dağ taş. yeterli bilgilendirme ve gezi yolu yapılmamış. gezecekseniz mutlaka spor ayakkabılarınızı giyip gidin.

    buraya tekneyle de ulaşım mümkün. denizi de çok harika. denize girilen yerin üstünde bir tane, bir tane olmasının verdiği "euheh benden yemezlerse nasılsa başka yerden yiyemezler" diyen bir işletmecinin bir küçük ayranı 5 liraya sattığı küçük bir cafe var. salaş bir yer. tavsiyem yiyeceğinizi içeceğinizi götürün, böyle pisliklere para kazandırmayın. (2019 editi: o işletme el mi değiştirmiş, milletin sövmesinden hizaya mı gelmiş bilemiyorum ama mayıs sonunda gittiğimde gayet iyiydi. fiyatlar da nispeten makul seviyeye gelmişti)

    karaköy:

    bodrum feribotunun yanaştığı yer. yarım adanın ege tarafı. burada fazlaca bohem bir çadır kampı var ama denizi karadeniz gibi. gir ve öl diyor bence. bir de kampın çok pis olduğu söyleniyor. gidip kalmadım, duyduğumu söylüyorum. burada konaklamadan düşünülmeli. datça'nın içinden bisikletle falan da neredeyse eğimsiz ulaşılabilir bir yer. üstelik yolu da kaymak gibi. ama tabii burada da pek bir yer yok. bi sinem cafe mi ne var. ucuz ve bayat çay veriyorlar. arzu ederseniz gidip bir bakabilirsiniz.

    karaincir:

    datça marmaris yolu üzerinde datça'ya 10-15 km civarı bir uzaklıkta bir koy. çok şahane muazzam harika falan diyorlardı, geçen gittik halk plajı gibiymiş. üzdü. :(

    perili bay:

    burası çok güzel fakat tesis yok. bir tane otel var, o da şezlonga 120 lira istiyor kişi başı. (bu fiyat 2017 fiyatı. şimdiye 200 olmuştur o :))
    şaka değil. otel her şey dahilmiş, o yüzden. biz gittiğimizde sahiline şemsiye şezlong falan götürüyoruz, o şekilde faydalanıyoruz. zaten plajı devasa büyük. oteli görmüyorsunuz bile.
    sahilinde devasa bir taş var, o taşın aralığını bulup girebilirseniz güzel yer aslında. nasıl anlatsam, denize girilen yani suyun başladığı yerde neredeyse sahil boyunca uzanan yekpare bir taş var. e taş olunca da yosunlu ve kayıyor doğal olarak. bayram seyran kalabalığından kaçmak için tercih edilebilir bir yer ama burası bile çok kalabalık olabiliyor ne yazık ki.

    kızlanaltı:

    burada uşaklılar, başkentliler gibi siteler var. yaklaşık 20 yıllık. arzu ederseniz gidip denizine girebilirsiniz ama duşlar falan sitelere ait tabii. yakamoz restoran var orada, oraya oturduğunuz vakit şezlonglarından da faydalanabiliyorsunuz. denizi de güzel. ben çok seviyorum.

    2019 editi: uşaklılar ve başkentliler sitesi sakinleri burayı 20 yıl önce bulup kooperatiften girmiş insanlar arkadaşlar. biz kim köpeğiz ki gidip onların önce keşfettiği yerde denize falan girelim? yakamoz’a zorla şezlonglarını falan kaldırtmışlar, duşlarına tahta paravan yaptırıp kilit vurdurmuşlar. hayır buraya dışarıdan gelen adam da kavimler göçü gibi gelmiyor ha, taş çatlasa sezonun en çılgın attığı dönemlerde buraya dışarıdan gelen iki üç araba insan oluyordur o kadar. egosunu gundiklediklerim ya, daha da gidilmez buraya.
    ________________________________________________________

    yeme-içme:

    ben datça'da kumluk plajını tavsiye etmiyorum. yukarıda söylediğim sebeplerden ötürü bu işletmelere para kazandırma taraftarı değilim.

    illa gideceksem çay bahçesi olarak nispeten uygun fiyatından ötürü serap cafe’ye gidiyorum. ama ızgara falan beklemeyin. çay, çiğ börek, mantı, gözleme falan gibi şeyleri var. mottoları da datça'da dolaşalım, serap'ta buluşalım. ama bence önce karnınızı doyurun, sonra çay içmeye buluşursunuz serap'ta. bu arada iki tane serap var. biri sırtınızı denize verdiğinizde sağda, çay bahçesi; solda olan da cafe olanı. ben cafe olanını tercih ediyorum, size de orayı öneririm.

    yemek içinse kumluk'ta sadece just datça'yı beğendim. gerçi şezlong fiyatları sebebiyle asabımı bozdu onlar da ama en azından güler yüzlü bir işetme. güle oynaya... ehm neyse. (just datça birkaç ay içinde hızlıca battı arkadaşlar. yerine a&a mı öyle bir restoran açılmış ama bilmiyorum hiç gitmedim.)

    datça’ya ilk kez gelenlerin kumluk’ta ayakları kumlar içinde, şöyle mükellef bir rakı sofrası eşliğinde balığa gömülmek istediklerini biliyorum ama öyle bir durumda buradan çok ciddi hesaplar ödeyerek çıkacağınızı bilin isterim. dut dibi fish mekan vardır, balıkçı hüsnü vardır bunlar kumluk plajının güzel restoranları ama dediğim gibi iki kişi yemek yeseniz bile işin içine rakı vs girdiğinde 500’den aşağı çıkmanız pek mümkün değil. hatta çok hesaplı bir fiyat vermiş bile olabilirim.

    adam gibi yemek yemek istiyorsanız burayı iyi okuyun:

    ev yemekleri-çorba:

    zekeriya sofrası'nı unutun arkadaşlar. şener şen geldi de yemek yedi diye bir incik çorbası 16 lira olur mu? saçmalamayın. millet manyak gibi iki tabak yemek yiyip kişi başı 30 lira veriyor buraya. buranın alternatifi betül'ün ev yemekleri var ama geçen sene ne kadar iyiyse bu sene o kadar bozmuş. orayı da beğenmedim. hem pahalılanmış hem de işletmecileri bi saçma triplere girmiş.

    nokta pastanesinin yanında bir kokoreççi ve çorbacı var. adı galiba tatça (biliyorum kötü. inşallah yanlış hatırlamışımdır), buranın çorbaları gayet güzel, fiyatlar istanbul bandında. tavsiye ederim.

    esnaf lokantası olarak baba lokanta var. köfteci sami'nin yanında. henüz gitmedim. ama fiyatları çorba: 3 lira, pilav: 3 lira falan şeklinde. tabii yağı eti falan nasıldır bilemiyorum (o yüzden gitmedim henüz zaten) ama ucuza doymak istiyorum derseniz böyle bir yer de var bilin.

    ızgara:

    tabii ki köfteci sami. eski hükümet binasının arkasındaki yayalaştırılmış yolda. çok ucuz bir yer değil maalesef. ama çok lezzetli köfteleri var. servis çabuk ve garsonları iyi. hayatımda yediğim en muhteşem köfteleri bu adamlar yapıyor olabilir. o derece muazzam. (2019 editi: köfteci sami yıllardır ben burayı kapatıcam diye dolanıyordu zaten, en sonunda işletmeyi devretmiş ama devrettiği yer şubesi gibi olmuş, köfteler sami’den geliyor yine, başında köfteci sami yazıyor fakat sami kızlan tarafında datça’nın girişinde havuzlu falan bir yere geçmiş “asıl sami burası” falan yazmış, öyle enteresan bi şey olmuş yani, bi şey anlamadım. ama devralan aile çok tatlı ve güler yüzlü bir aile, şahsen sami’den daha çok sevdim diyebilirim.)

    pizza:

    d-po. d-po'dan başka yere gitmeyin vallahi darılırım. abi neden istanbul'da yaşıyorum neden neden neden neden dedirtiyor bana burası her gidişimde. adının murat olduğunu tahmin ettiğim bir şefi var, adam birilerinden el almış ama kimden almış bilmiyorum. bu adam kadar tatlı, bu adam kadar kadirşinas, bu adam kadar eli lezzetli insan görmedim. her güne özel çorba çıkarır bir kere. muazzam çorbaları var adamın. onun dışında pizza söylersiniz, size bir meze tabağı getirir ki, hepsi el yapımı çağla turşusundan tut da patlıcan salatasına, humusa kadar çeşit çeşit (ama bunlar değişkenlik gösteriyor zaman zaman. yani klasik bir meze dörtlüsü yok burda. mesela dün kendileri için bamya yapmışlar, bizim meze tabağına da koydular, tabağın dibini yaladım. öyle bir şeydi)

    pizzaları deseniz hem çok lezzetli, hem de inanılmaz ucuz. standart boyda olanları 30 cm civarında sanırım. malzemesi her daim bol. 12 liraya pizzası var, iki kişi doyuyoruz. ama siz kişi başı söyleyin, sonra doymazsanız bana sövmeyin. .

    2019 editi : geçen yıllar sonucunda tabii ki d-po da oldukça pahalılandı. meyve sebzeye gelen akıl almaz zamlar, önceden kilosu 20 lira olan mozzarellanın artık 55 lira falan olması ve malzemelerin datça’ya gelmesindeki sıkıntılar tabii ki murat şefi de etkiledi. yine de iddia ediyorum türkiye standartlarının çok üzerinde pizza yersiniz burada. yalnız çok küçük bir işletme ve fazla masası yok. bir bayram ayı gibi akın edip “bu ne böyle bu ne kalabalık servis çok yavaş” falan diye sövdünüz, adamcağız üzüldü. murat şefimi üzmeyin. o kalabalığı siz yaratıyorsunuz ve terbiyesizliğin lüzumu yok. ciddi söylüyorum öyle söverken bana falan denk gelirsiniz ağzınızı büker, elinize veririm. şımarıklık yapacaksanız bodrum’a gidin.

    zeytinyağlıve vegan mutfağı:

    aynı zamanda istanbul’daki viyana kahvesi’nin eline verecek denli muhteşemlikte st sebastian cheesecake yapan, sağlıklı, şekersiz, glütensiz, raw food seçenekleriyle yeni cafe geçen sene 2018 ağustos’unda açıldı ve benim irem’le burak’ı keşfetmem ekim ayını buldu. burada aynı zamanda sinek sekiz yayınevi’nin kitaplarını bulabilirsiniz, burak’ın yaptığı nefis kahvelerden, alkollü kokteyllerden içebilirsiniz. burada ciddi ciddi aradığınız her şey var. mutfakları çok başarılı. fakat yine unutmamanız gereken bir şey, bu insanlar iki kişiler sadece, üstelik iki de küçük çocukları var. dolayısıyla eğer güler yüzle yaklaşmayacak, şehirliliğinizi de yanınızda getirecek ve saygısızlık yapacaksanız hiç gitmeyin daha iyi. yeni cafe de butik bir işletme, yine d-po’daki gibi bayram kalabalığı esnasında gidip sıra falan bekleyebilirsiniz, servis uzun sürebilir, bunlar sadece yeni cafe ve d-po bağlamında değil, bayramda normalin 50 katı fazla insan ağırlayan tüm işletmeler için geçerli. buraya kahve başlığında döneceğim.

    bu arada sıfır atık kampanyası dahilinde eğer kendi kabınız, mug’ınız, bardağınızla falan giderseniz indirim uyguluyorlar yeni cafe'de.

    kumpir:

    eskiden sadece badem cafe'de vardı, geçen sene bir de lodos cafe’de yedim. pek yapamıyorlar ama işte çok canınız çekerse liman'a gidip orda yiyebilirsiniz :) yani bir ortaköy kumpiri, efendime söyleyeyim bakırköy osmanlı kumpir lezzeti beklemeyin. nefis köreltir ama. yanlış anlaşılmasın, kötü değil kesinlikle.

    dondurma:

    millet çınar dondurmacısını över, ben hiç sevemedim orayı. cafe-inn'in yanındaki demhane'de de dondurma var ama sokak hayvanlarına çok kötü davrandıkları için kendilerinden nefret ediyorum şahsen. dondurma için liman'da çınar dondurma'ya gitmeyin. dondurmanın güzeli palamutbükü menşeili tekin dondurma’dır. palamutbükü’nde de var, datça limanda da var. %100 keçi sütü gibi devasa bir tabelası var. oranın dondurmasını çok severim. deneyebilirsiniz.

    midye dolma:

    midyeyi yiyecekseniz, her ne kadar zeytinyağlıları ve köfteleri çok kötü olsa da karia cafe'den yiyin. sağlık bakanlığı onaylı midye satan tek yer orası. bir de 24 saat açık. limana girişteki şirin baba ve limanın içindeki seyyar şirin baba midyecisi hem çok pahalı, hem çok lezzetsiz. öf ya da vazgeçtim karia cafe'ye hiç gitmeyin. gerçekten aşırı leş bir yer.

    bu arada her lüks görünen yere atlamayın. limanda 48r cafe&bistro var mesela. hamburger yiyeyim diyorsunuz, pınar hamburger köftesinden hamburger geliyor önünüze. bi de 20 lira, ahşap servis. zaten ahşap servisi gördün, kaç. en nefret ettiğim işletme tipi. lüks görünüp fiyatları ona göre ayarlayan, ama iş malzemeye gelince bim kalitesinde olan. kaç para ulan bir kilo kıyma? gelip yoğurayım ben sizin için.

    bira-kahve:

    bunlarla birlikte aşırı overrated bir mekan olarak roll coffee house var. ne yazık ki kahve servisi akşam 8'den sonra bitiyor. kesinlikle kahve içemezsiniz. bir de çok ufak bir mekan zaten. tıkış tıkış. ama çok fazla ithal bira çeşidi sunuyor. bira meraklısıysanız mutlaka uğramalısınız. tabii ki asla tipine bakıp aa ne kadar salaş ve uygun görünen bir mekan diye girmeyin içeri. tamam topalm metrekaresi üç falan olabilir ama biraların neredeyse hepsi ithal ve fiyatlar da ona göre tabii.

    kahve için size roll'un aşağısında, badem cafe'nin hemen bitişiği sardunya cafe'yi öneririm. önceden mai cafe’ydi, yine çok seviyordum, sonra orası kapandı sardunya açıldı diye başta bi üzüldüm, yalan yok. ama sema hanım muhteşem bir pasta şefi. pastane tarzı pasta konusunda herkes nedense damak-tadım’ı önerir ama pasta ve ev yapımı çikolata denilince sardunya gerçekten muh-te-şem-dir. sema’nın güler yüzü de cabası. doğum günü benzeri bir kutlama falan yapacaksanız birkaç gün önceden sema hanım’la konuşup sipariş verebilirsiniz. şöyle söyleyeyim, bir pastaneden alıp da bir restoranda kestirdiğimiz pastayı normalde servis edildikten sonra çalışanlara bırakma huyumuz olduğu halde sema’nınkini bırakamadık. utana sıkıla “biz pastanın geri kalanını alabilir miyiz” falan dedik, eve geldik bi posta daha gömdük. öyle pasta yapıyor bu hanım kız. tiramisusu ayrı muhteşemdir. gelip ayı gibi hepsini yemeyin lütfen, bana da kalsın.

    kahve-bira noktasında bir daha döneceğimi söylediğim bir mekan: yine yeni cafe.
    kahve konusunda başarılı oldukları gibi alkollü içecekler konusunda da iyiler. gara guzu ve başka birçok birayı burada bulabilirsiniz yine. yanına da parmesanlı patates patlatırsınız, muhteşem olur. üstelik aperol falan yapıyorlar. ben türkiye'de yapan çok az yere rastladım, aklınızda bulunsun.

    kumluk’un başında, hüsnü’nün hemen yanında: machu pichu cafe. buranın da kahvesi güzeldir ama genellikle tatlısı çok erken biter, kahve yanına çok bir şey bulamazsınız. garsonları güler yüzlü ve bodrum turistini ağırlamayı öğrenmiş, artık işin gediklisi olmuş garsonlardır. ama burası aşırı kalabalık oluyor kumluk’ta olmasından dolayı. geçen kurban bayramında eşimle gidip oturacaktık, bisikletleri bağladık, bi kafamı kaldırdım tek bir masa gördüm, o sırada arkamdaki eşime bakınırken başka bir adamla göz göze geldim, adam gözüne kestirdiği boş kalmış tek masaya oturamayalım diye üstümden, evet kafamın üstünden sırt çantasını masaya fırlattı.

    yani gelip de eşeğin tenasül organına su kaçırmayın derken tam olarak bu tarz olaylardan bahsediyorum.

    2019’da yeni açılan bir kahveci: kumluk başında, damak tadım’ın hemen bitişiğinde coffee grinder. sanırım ankara’da da bir şubesi varmış. açıkçası tatlıları ve pastane ürünlerini beğenmedim. sadece süzme yoğurtla yapıyoruz diye övündükleri limonlu (o da nedense?) st sebastian’ı yemez olaydım, ama kronotrop kahveleri satıyor ve kullandığı kahve çeşitleri de oldukça iyi. kahve konusunda burayı tercih edebilirsiniz. sanırım aynı zamanda bistro olarak da hizmet veriyor, kahvaltısı güzelmiş (yan masa konuşurken duydum), biz otururken de bi kıza biftekli salata geldi güzel görünüyordu.

    bu saydığım tüm mekanlarda kahve-bira ikilisi birlikte satılıyor, hiçbiri alkolsüz mekanlar değil.

    gelelim balık mevzusuna. bir kişi de özel mesajla sormuş, dolayısıyla yazmadığımı fark ettim. neden yazmadığım konusunda gelince. datça’da balık restoranlarının aşırı pahalı ve beklentiyi servis ve lezzet açısından sağlamaması geliyor elbette.

    sizler kumluk’ta balık yemek istiyorsunuz ama o balık kaç günlük kaç haftadır buzlukta bekliyor bunu bilmenize imkan yok. ben geçen sene aynı ahtapotla selamlaşa selamlaşa akraba oldum mesela yürüyüş yaparken. 3 ay durdu orada o hayvan. keza kalkanlar falan da öyle. nedense hiç sirkülasyon yok gibi. ama ellinciye söylüyorum eğer istediğiniz güzel instagram fotoğrafları, para da lezzet de mühim değilse, datça’ya geldiğinizi kumluk’ta yemek yemeden anlamayacaksanız rakı-balık için dutdibi fish mekan’ı veya balıkçı hüsnü’yü tercih edebilirsiniz.

    biz balık yiyeceğimiz zaman gidip balıkçıdan alıp evde mangal-boğma rakı şeklinde yapıyoruz valla. ama bunların dışında ben iyi yemek yiyeyim, manzara benim umrumda değil, yeter ki balık ve deniz ürünü konusunda lezzete doyayım diyorsanız, içkinizi de kendiniz alıp gidecekseniz kişi başı (2019 şubatta en son gittiğimde) 70 tl’ye vatan caddesi üzerinde iskandil balık var. hangi balık ve salatalar olacağını bilemezsiniz, çünkü zafer abi kendisi sabaha karşı avlayıp geliyor. bir gün ahtapot olup diğer gün olmayabiliyor dolayısıyla. yine yer ayırtmanız gereken bir yer.

    bu arada bu saydığım bütün mekanların instagram adresi var neredeyse. ya da telefonunuza my datça uygulamasını indirip telefon ve adreslere ulaşabilirsiniz. yeni cafe özellikle o gün neler pişirdiğini sürekli paylaşıyor mesela. sardunya cafe de öyle, d-po da aynı şekilde. bu şekilde takip edebilirsiniz.

    edit: eski datça'yı unutmuşum arkadaşlar hiç söylemiyorsunuz:

    eski datça:

    burası genel olarak pahalı bir yer. butik işletmeler var. uygun fiyata bir şey yiyip içmeyi beklemeyin. ama gidip görün çok şeker sokakları var. fotoğraf çekilip çekilip instagram'a koyarsınız :) eski datça çok küçük bir yerdir. yürüyerek 15 dakikada her yerini dolaşırsınız. gözünüzde çok büyütmeden gidin.

    burada park sorunu vardır. son iki yılda eski datça’yı -ironik olacak biliyorum ama- tamamen yenilediler. köy kahvesine çıkan yolu arabalara kapatıp yayalaştırdılar. bir sürü de yeni mekan açıldı, gerçekten yeni açılanlarla ilgili hiçbir fikrim yok baştan söyleyeyim. neyse, burada park sorunu var dedik, ışıklardan eski datça’ya sapıp sağa doğru dönen yolu aldığınızda hemen önünüze yeni yayalaştırılmış yol çıkacak. buranın sol tarafında geniş bir arazi var ve otopark olarak kullanılıyor. fakat ne yazık ki kimseye ait olmayan bu boş araziye otopark diye değnekçiler gelmiş. geçtiğimiz ramazan bayramında gelip bizden 10 lira istediler, bir de arsız arsız kaç saat kalacaksınız dediler. ben horozlanınca, ne zamandır buradan para alındığını bir de saatlik ücretin hangi cüretle alınacağını falan sorunca bizden günlük aldı paşam, bir de utanmadan iki gün önceden beri para alınmaya başlandı diye arsız arsız güldü.

    ama eski datça’da böyle orospu çocukluklarına mecbur boyun eğeceksiniz çünkü cidden araba park edecek yer yok. otopark yazan ve 10 tl olduğunu söyleyen yer de çok arkada ve orası da öyle devasa bir otopark değil, eğer erken saatte gitmediyseniz çoktan dolmuş oluyor. bir daha geri dönüyorsunuz.

    neyse bir şekilde park sorununu çözdünüz,
    can yücel evi burada. meydan kahvesini geçip eski datça evleri (ede) cafe'nin karşısındaki sokağa girdiğinizde yolun bitiminde soldaki ev can yücel evidir. foursquare'de "bu evi nasıl açmazlar, bu evi müze haline getirmeyenleri taksim'de sallandırıcaksın! çaldım çaldım kimse kapıyı açmadı" gibi yorumları okuyup gaza gelmeyin. burası ev. baya bildiğiniz ev. can yücel'in ailesi yaşıyor içinde. dolayısıyla kapısında fotoğraf çektirmekle yetinmek zorundasınız. napsın insanlar, habire turist mi ağırlasın?

    datça sofrası, benim hiç beğenmediğim bir mekan oldu. annemler gitmişler çok beğenmişler. bademli köftenin patenti bunlardaymış. öyle evde falan bademli köfte yapan varsa benden söylemesi askljdasdasd neyse annemler çok övünce biz de gittik eşimle. fakat üzülerek söylüyorum ki adamlar born to be kıl. bir kere datça'nın çoğu yerinde, hatta aslında ege'nin çoğu yerinde yemek yerken türk kahvesi yakılır ki arı basmasın yemeği. adamlar bizim dışımızdaki tüm masalara kahve koydular, bizi takan yok. garsonla zeytinyağlı seçmeye gittim, patlıcan salatası olsun lütfen diyorum, "yoğurtlu! patlıcan salatası yalnız.", börülce de olsun diyorum, "deniz! börülcesi o ama". pudingi de tatlı olarak mı alsak, "bademli! muhallebi o!" ananın gözü artık garson. sözlüye mi kalktım yemek mi seçiyorum belli değil. adama a desem, b diye düzeltiyor. hayır bunu tatlı tatlı söylemek var, bir de bunun gibi eze eze söylemek var. o ses tonunu duymalıydınız. o ünlemlerin olduğu yerlerde o ses bi yükseliyo böyle, sonra göz kapaklarını indire indire cümleyi tamamlıyo. ya sabır dedik geçtik. neyse iyi günlerinde değil artık diye yemeğimizi uslu uslu yerken, sahibi geldi, eşimin o esnada sevdiği ve beslediği kedilerin (dolayısıyla eşimin de) üstüne su fışkırttı. dolayısıyla bizim sabır taşımız da çatladı ve burayı da kara listeye aldık. her şeye tahammül edebiliyorum da, hayvanlara karşı yapılan götlüklere tahammül edemiyorum arkadaş ben. (edit: 2019 mayıs’ta misafirlerimizi götürdü annemler, ben de mecburen gittim, yine aynı yine aynı. bence hala gidilesi bir yer değil.)

    orhan'ın kahvesi, can yücel kahvesi olarak da bilinir. can yücel’in sürekli geldiği bir yermiş hep oturduğu yer falan var hala, resimleriyle şiirleriyle süslenmiş. burası eski datça'nın hemen girişinde, araba trafiğine kapalı alandan yukarıya yürüyüp de yokuşu bitirdikten sonra soldaki ilk mekan. kocaman bir avludan oluşuyor. içinde sayısız kedi ve köpek tatlı tatlı geçinip gidiyor. servisleri biraz yavaş, garsonlar da pek dilimizi anlıyor gibi değil. ama yine de nispeten uygun fiyatlar ve serin avlusu için tercih edilebilir. kahvaltısını denedik burada, çok ahım şahım değildi. ama yemekleri güzelmiş, denemedik.

    araç trafiğine kapalı yerden devam edip datça sofrasını geçtiğinizde sağ köşede ede cafe var. aynı zamanda eski datça evleri butik oteldir burası. yemekleri oldukça başarılı, şarapları da fena değildir. fiyatları da öyle çok uçuk değil. aile işletmesi burası. sarışın pomçik de bir oğulları var, 7-8 yaşlarında sanırım. garson olarak yardımcı oluyor ailesine. geçen sene biz pokemon oynarken yanımızdan ayrılamayınca ailesinden azar işitmişti :)

    ede cafe'nin karşısında, yolun tam ortasında nil cafe vardır. buranın 3. nesil kahveleri ve tatlıları çok başarılı. su istedim, portakallı, limonlu ve naneli bir su geldi ki içmelere doyamadım. cheesecake'i de çok lezzetliydi. kahvesi de oldukça başarılıydı. ismini kafeye veren nil de ailesine yardım ediyor garson olarak ve çok tatlı bir genç kız. zaten buradaki işletmelerin neredeyse hepsi aile işletmesi.

    nil cafe'yi karşınıza alıp da sağ taraftaki sokağa girerseniz el dokuması peştemaller, gümüş takılar ve elbiseler satan iki üç tane dükkan görürsünüz. ben buradan alış veriş yapmanızı tavsiye etmiyorum. çünkü ürünleri çok pahalı ve satıcılar kesinlikle ürünlerinin arkasında durmuyorlar. geçen sene buradaki gümüşçüden aldığım ay taşı gümüş bilekliğin iki kenarında minik gümüş toplardan vardı, bir tanesi karardı çürüdü resmen, bunu satıcıya söylediğimde "o tarafını çamaşır suyuna falan sokmuşsundur" gibi bir cevap aldım. totalde 1,5 cm2'lik bir yerin yarısını çamaşır suyuna sokup diğer yarısını nasıl kuru bırakabildiğimi bilmiyorum. (ah ettiğim hiçbir işletmenin bir sonraki yazı görmemesi durumu yeniden vuku buldu, bu sövdüğüm yere astriantra datça açıldı. volkan akmeşe’nin illüstrasyonlarını da satıyorlar, fiyatlar maalesef çok uçuk ama gerçekten orijinal ve hatta antika sınıfına sokabileceğiniz şeyler de var. hiç olmazsa bi girip dolaşabilirsiniz.)

    can yücel sokaktan bir sonraki sokakta el sanatları adı altında dandik şeyleri yüksek fiyattan kakalayan birtakım tezgahlar var, çok daha iyileri datça merkezdedir. onları da anlatıcam, buraya girmeyin hiç.

    yine aynı sokaktan aşağıya doğru inerseniz oraya yeni bir butik otel açılmış. yağhane butik otel. geçen yaz burada coop açılmıştı ama 2019 itibariyle bu sene açmamışlar. yine güzel bir restoranı var, ambiyansı hoş. zaten eski datça burada bitiyor, devam etmenizin bi anlamı yok. bitti eski datça geçmiş olsun ahsdaksdh

    gelelim sanat sokağı mevzusuna. benim burada alışveriş yaptığım tezgahlar bir elin parmaklarını geçmez. gerçekten el sanatı değilse ali express'ten falan aldıkları krom takıları size gümüş diye iteliyorlardır. pek bulaşmayın derim. bir kere buradakilerden biriyle zabıtalık oldum.
    merkezde iki tane sanat sokağı var, hatta bir tane de yarım var desek iki buçuk sokak diyebiliriz :) bunlardan bir tanesi eski just datça, şimdiki adı a&a galiba çok emin değilim onun sokağı (buraya küçük sanat sokağı diyeceğim), diğeri eski öğretmenevi şimdinin otoparkı olan alan boyunca sahile dizilen cadde (buraya asıl sanat sokağı diyeceğim), buçuk olanı da machu pichu kafe’nin yanındaki sokaktır (buraya da buçukluk diyeceğim).

    buçukluk olan sokakta cidden hiçbir şey yok ajsdhaksd birkaç tane el boyaması bir şeyler, kitaplar falan filan. şöyle bir bakıverin, geçin gidin.

    asıl sanat sokağında benim en sevdiğim tezgah ipekten isimli tezgah. 2019 itibariyle baştan 5 veya 6. tezgah olsa gerek. zaten önünde ipekten yazıyor, görürsünüz. şal, fular, saç bandı gibi şeyler satıyor nuray hanım. (ay nuray hanımdı galiba. n’yle başlayan isimleri çok karıştırıyorum. umarım doğru hatırlıyorumdur :(() ben fular ve eşarp tarzı şeyleri çok taktığım için her sene buraya gelir, kimi keten kimi gerçek ipek bir sürü fular ve saç bandı alırım kendisinden. şahsen en sevdiğim tezgahlardan biri.

    yine büyük sanat sokağında el yapımı deri çantalar bulabilirsiniz. deri çalışan iki tane tezgah var sanırım. her ikisinin malları da oldukça kalitelidir ve el yapımıdır.

    büyük sanat sokağında doğal taş satan birkaç tezgah da var eğer seviyorsanız buradan doğal taş da alabilirsiniz. eski datça’dan çok daha uygun fiyatlara satıyorlar.

    çanta-cüzdan gibi bir ihtiyacınız varsa sizi küçük sanat sokağında aydil’in atölyesi bekler. aydil hanım bütün kış boyu diktiği muhteşem el yaşımı çantalarını satıyor. kimi çantaların kumaşları o kadar güzel ki ham keten bir tanesinin içinde daha tohumları duruyordu. öyle kaliteli kumaşları var. ben 3 yıldır falan yaz kış onun çantalarını kullanıyorum.

    ahşap seviyorsanız yine küçük sanat sokağında aydil hanımın bir tezgah ötesinde barba-woods var. hem zeytin ağacı, huş ağacı, sedir ağacı gibi güzel ağaçlar ve epoxy birleşimi çok güzel takıları var, hem de amerikan servisi, kesme tahtası gibi çok kullanışlı ahşap ürünleri var bu tezgahın. ayrıca datça magnetleri de çok tatlı.

    şimdilik bu kadar.

    2019 itibariyle hala aşağıdaki uyarılar geçerli arkadaşlar:
    bu kadar yardımcı oldum sizlere, iki tane ricam var sizden. geldiğinizde çöplerinizi yere atmayın. belediye çalışmıyor. gerçekten çalışmıyor. sosyal medya fenomenliği bir yana, sürekli mızmızlandıkları şey yetişemedikleri. bu yüzden hepinizden rica ediyorum. her denize girdiğimde, her yürüyüşe çıktığımda çöp topluyorum. bunu bu güzel ilçeye yapmayın.

    bir de biliyorum tatiliniz sınırlı ama bu ilçenin mottosu "acelen varsa ne işin var datça'da"dır. bu motto baskılı tişörtleri çantaları falan her yerde bulabilirsiniz. trafikte terör yaratıyorsunuz. yaratmayın. nereye yetişeceksiniz allah aşkına bana bi açıklar mısınız? sakin sakin gidin zaten göt içi kadar yer burası. kaç kere ezilme tehlikesi geçirdim, kaç kez taciz edildim özellikle 06 plakalar yüzünden belli değil. dün bir 78 plaka araç bana iki kere yol verdi, adamın arkasından koşup, camdan çekip cuk diye öpesim geldi. siz de bu kahraman karabüklü gibi olun lütfen. yetişeceğiniz hiçbir yer yok. tatildesiniz. sakin olun biraz.

    bir de sokak hayvanlarına eziyet etmeyin. birincisi, çok zor şartlarda yaşıyorlar. kışın aç kalıyorlar, yazın turist tripleriyle uğraşıyorlar. ikincisi de öyle kediye falan tekme attığınızı görürsem ayağınızı götünüze sokarım. bu yüzden çok rica ediyorum sizden.

    sevgiler, iyi tatiller.

    son edit: yazıyı düzenlemek için word'e bi attım. 11 sayfaydı 14 sayfa oldu son editlerle. kıymetimi bilin ekşici piçler. öptüm.
  • merkezinde fazla zaman kaybetmeden hayıt bükü, ovabükü ve palamutbükü üçlüsüne yönlendik. yolları eskiden daha tehlikeliymiş sanırım... bugün artık, özellikle datça-marmaris karayolu için söylenebilecek bir şey yok. gayet keyifli ve güvenli bir yol. gelgelelim, knidos'a mutlaka deniz yoluyla gidin. knidos'a karayolu seçimi, şüphesiz ki size, yol boyunca bir film izlettirecektir. kendi hayatınızın, gözlerinizin önünden geçeceği bir film...

    ben o dar ve keskin virajlara her yaklaştığımda, "seni çok sevdiğimi biliyorsun değil mi?" dedim sevgiliye...
    o da diyor ki, "aaa, aşağıdaki koya bak, ne güzel"
    bakmayayım istersen sevgili... bakmayayım ki, daha uzun yaşayabilelim!

    hayıt bükü, havuza benzer deniziyle tam bir cennet. yemekler nefis. burada çok uzun değil ama bir kaç gün konaklamanızı tavsiye ederim. bir de, hayıt bükü'nde kimsenin sevmediği ve hatta korkunç olarak niteledikleri dudaksız bir kedi var... siz sevin onu. o, iyi bir kedi.

    konakladığımız diğer yer, ovabükü'ydü. burada değil kısa süreli konaklamak, yerleşin buraya... inanın, ölmezsiniz. gülbahar pansiyon var burada... özellikle taş evlerini tavsiye ederim. işletmecileri, işlerini iyi yapmaya çalışan, sizinle müşteri gibi değil de, misafirmişsiniz gibi ilgilenen sıcak insanlar. sahil ve deniz tertemiz. uzun yürüyüşler için ideal. sarı bir kedi var burada da... yavruydu henüz. onu severseniz, gece odanızın altına gelip, siz onu içeri alana dek ağlıyor. evet, bildiğin ağlıyor. ya onunla muhattap olmayın, ya da sizinle yatmasına hazır olun... biz adını sarı saman koyduk. giderseniz, onu da sevin.

    ovabükü ve palamutbükü arasındaki koylara akvaryum koyları ismini vermişler. bu ara yol da gayet keyifli ve güvenli. koylarda mutlaka denize girin. gerçekten de akvaryumda yüzüyormuş gibi hissedeceksiniz. biz oradayken, sezon sonu olduğu için ıssızdı koylar. kimsesiz bir koyda yüzmenin tadını çıkarın.

    palamutbükü, o hep anlatılan "eski bodrum şöyle güzeldi... eski side böyle güzeldi" klişesindeki yerlerin yaşayan hali. mekanlar ve insanlar, kendinizi başka bir dünyada hissettirecek, emin olun. bir pastane vardı ki, oradan aldığımız ekmek ve kekin tadı hala damağımda. sahildeki bakkal, sigarayı bırakmanız için uzunca bir nasihat çekebilir... ciddiye almayın. çünkü nasihatın sonunda, bir sigara yakıp derin bir nefes çekiyor!

    datça demişken, can yücel'i anmamak olmaz. hep hüzünlendiren bi şiiri vardır can yücel'in:

    "bana bir varmış de
    bir varmış bir yokmuş deme
    içime dokunuyor"

    ben her günbatımında, kimsesiz sahilinde ovabükü'nün, iki bira içtim tek başıma... sadece, bir varmış diye fısıldayarak. datça dediğin, bir umut işte.

    - datça'da ne var?
    + sen varsın...
    - ...
    + inan bana, orada durmuştun ve kendini bekliyordun.
  • daha 26 yaşımda emekli teyze moduna geçmiş, sakinlik, dinginlik, huzur ve toprak arayan bir insan olarak söyleyebilirim ki "ooowww hayatı çok hızlı yaşıyorum bebeyiiim, plajlar, içkiler, sıçkılar... harika yeaa" diyen ne kadar insan varsa o kadar hastası olduğum coğrafya.

    hayatımdaki en büyük hayalim emekliliği beklemeden (param olsa derhal) bir müstakil ev alıp, bahçesini yağlı boyayla boyanmış peynir tenekelerinin içine sardunyalar ve ortancalarla süslemek.

    sonra o bahçesine ektiğim domatesleri biberleri falan toplayıp, o evin kocamaan 2-3 ağaçla gölgelenen bahçesinde kızarmış ekmekle, ezine peyniriyle, izmir tulumuyla, kekikli zeytinyağı ve kekik ve pul biberle tatlandırılmış siyah zeytinle ve bol demli bir çayla kahvaltı yapmak.
    akşam da aynı bahçede defne yapraklarıyla pişmiş balıklarımı, rokamı, rakımı indirip bir iki tsm dinlemek...

    öyle bir yerde istiyorum ki bu evi, zeytinyağından sabun yapan teyzelerim olsun. zeytinyağını da kasabanın bilinen amcasından alalım. kışlık domates konservelerimi hazırlayayım, acukalarımı hazırlayayım kahvaltı için...

    bu hayatı ege'nin herhangi bir noktasında yaşamak istiyorum. sadece yeterli parayı bulana kadar ege'yi gezip en uygun noktayı belirlemek niyetim...
  • adam deniziyle guzel ve ozel olan bir yeri elestirebilmek icin denizi cikar diye cumle kuruyor saka gibi amk.
  • bundan 21 yil once, datca'da denize ilk girdigim yerde (eskiden bufe mola'nin oldugu yer) bu yaz da kizim hayatinda ilk kez denize girdi. o gun babaannem yardim etmisti yuzmeme, bu kez de ben suyun ustunde tuttum kizimi. babaannem artik hayatta degil ve o gunku celimsiz cocuk bugun bir kiz babasi. belki, dedim kendi kendime; bir gun torunum da denizle burada tanisir ve ayni ritueli onunla son kez tekrarlarim. "iste geldik gidiyoruz, hoscakal kardesim deniz"* dizelerini mirildanarak...
  • kötüleyenleri okudukça içimin bir hoş olduğu, efendime söyleyeyim "ohh be" dediğim yer. siz siz olun "kötü, boktan, sevimsiz, özelliği yok" yorumlarını okuyup gitmemeye karar verin ki oraların güzelliği kendine kalsın, beğenene yetsin. hayattan beklentisi hep gece club hayatı, gündüz maldivler kumsalı olana eksik gelen yerdir. varsın eksik kalsın kimilerinden ki o saflığını koruyadursun.
  • şu gitmeyin / gelmeyin muhabbetleri de iyice baydı , mallar datça'yı bilinmeyen bir yer sanıyor her halde... sokayım sizin ironinize de olmayan yaratıcılığınıza da.

    not: akturspor.
  • özellikle ağustos ayında yabancı turistin akın ettiği ve deniz ayakkabısının hayati önemini kafama dank ettiren cennet köşesi.

    buraya otobüsle giderseniz marmaris'e ve daha sonra 70 km boyunca datça'ya gitmek için dağları dönüp, virajları aşıyorsunuz. döne döne datça hacısı oldum resmen. ama tüm mide bulantınıza, tüm "vazgeçtim bu dünyadan böhürürürü" nidalarınıza değiyor. otobüsünüz otogara yanaştığında "aaa merkez de şurası ayol. görüyorum. yürürüm ki ben buraya." kıroluklarına girmeyin. kamil koç'un filan merkeze servis araçları var. paşa paşa ona binin. gidin gideceğiniz yere. 30 kilo valizle kastırmanın anlamı yok. zeka işi tabii bunlar.

    neyse ki merkeze indiğinizde püfür püfür ve ılık bir rüzgar karşılıyor sizi. ilk etapta etrafta ağaç görmeseniz de tertemiz bir hava doluyor ciğerlerinize. istemdışı olarak derin nefesler alıyorsunuz. oksijen zehirlenmesi yaşamanız sıradan bir olay. otogardan merkeze yürümüş olmak ufak bir gezelim-öğrenelim turu aslında. tavsiye ederim.

    ben tavsiye üzerine metin ve hazar kardeşlerin işlettiği tunç pansiyonda kaldım.

    http://www.tuncpansiyon.com/

    pişman olmadım. her yere yakın olması nedeniyle gece 2'de salına salına odama döndüğüm de oldu, 10:30'daki dolmuşa yetişmek için 10:25'te pansiyondan çıkıp yürüyerek dolmuşu yakaladığım da...

    merkezden dolmuşa binip 10 dakika sonra ulaştığım kargı plajı kesinlikle muhteşemdi. sahil taşlı, deniz taşlı. ama bu durum denizin temiz olmasını da sağlıyor. plaj boyunca sıra sıra kafeler kurulmuş. ben bunların arasından iskelesinin de olması sebebiyle nirva'da oturdum. enfes bir manzara söz konusu orada. ördekler yüzüyor denizde sizinle. iskeleye yanaşan tekneler de "vay anasını" moduna girmenize sebep oluyor. hoş bir ortam. nirva'nın şezlongunda oturmak için minimum 20 liharcamanız gerekiyor. bir bira, hayvani ebatta ve lezzette bir tavuklu sandviç yiyorsunuz o para çıkıyor zaten. takılmayın. burada yanımda akın ertübey ile güneşlendim. amcam yaşını almış. 54 yaşında sanırım şu anda. ama maşallahı var.

    rahttp://www.nirva.com.tr/

    özellikle caz müzik üzerine çeşitli gece organizasyonları da var.

    dönüşler de yaklaşık 2 saatte bir yine aynı köy arabaları ile yapılıyor. kişi başı 2 tl yol ücreti veriyorsunuz.

    merkezindeki kumluk ve taşlık plajlarının yanında gezecek çok koyu var datça'nın. ben tavsiye üzerine bir de palamutbükü'nü gördüm. merkezden pamukkale şubesinin yanındaki umut eczanesinin oradan köy arabaları kalkıyor. saatler çok sık değil. o yüzden ilk gittiğinizde tamamını not etmeniz ve buna göre bir plan yapmanız mantıklı olacaktır.buradan tüm büklere tek vasıta ile ulaşabilirsiniz. kişi başı 7 tl ile yaklaşık 1 saatlik dağ yolu yolculuğundan sonra palamutbükü'ndesiniz. burası biraz daha bakir bir koy. yine sıra sıra kafeler dizilmiş. denizden çıktığınız gibi yemek yiyebilir, duş alabilir ve şezlongta kestirebilirsiniz. bu rahatlık benim ayrıca hoşuma gitti. ancak palamutbükü'nün denizi taşlı ve 3. adımınızda boy oluyor. kargı'daki kadar keyif almadım. dönüş arabaları yine seyrek. dikkat.

    gitmişken eski datça'ya uğramamak ise hayatınızda yapabileceğiniz en büyük salaklıklar listesinde ilk üçe oynar. yine merkezden eski datça arabaları olduğu gibi, diğer büklere giden köy arabalarına binip yol ağzında inerek 100 metre yürüdükten sonra da ulaşabilirsiniz eski datça'ya. hemen girişte mehtap'ın yeri var. enfes bir kahvaltı getiriyorlar önünüze. çayınız için limon istediğinizde bahçesindeki ağaçtan gözünüzün önünde yeşil bir limon koparılıyor. ve dayanılmaz bir hazla coşuyorsunuz. 10 liralık bu coşkuya organik kahvaltı demişler. ama bildiğin orgazmik kahvaltı. sokakları, taş yolları ve eski taş evleri filan derken bambaşka bir boyut eski datça. keyifli ve rahat.

    akşam yemekleri için marinadaki kırmızı han'ı tercih ettim. girit mutfağı'nın yanında. iki mekanın da mal sahibi aynı. sadık bey'e denk gelen bekar bir hatunsanız "uzatsaydın tatilini. benim tekneyle gezerdik." diyen ve çapkın bakmaya çalışan bir çift 65 yaşlarında göz görebilirsiniz. görmezlikten gelip yemeğinize odaklanın. bir süre sonra masanın başında uyukluyor zaten.* kırmızı han ocak ayında el değiştirmiş. personel yeni. girit mutfağı'ndakiler kadar profesyonel değil. yine de samimi bir ortam söz konusu. rahatlıkla gidebilirsiniz.

    datça'nın en sevdiğim yanı müşteriyi kazıklama dürtüsü olmayan işletme sahipleri. mezeli, rakılı, balıklı enfes bir sofrayı denize 1 metre mesafede çok uygun ücretlere yiyebiliyorsunuz. her yeri de böyle. keyifle denizi izlemek, yüzmek, yemek, nargile içmek... benim tatilden anladığım budur.

    son olarak; tüm bükleri gezmek için en az 4-5 tam güne ihtiyacınız var. aracınız olursa iyi olur. olmazsa da toplu taşıma sıkıntısız.

    detay fotoğraflar için şahsıma ulaşınız. hepinizi öper, bir başka datça gezimde tekrar buraya beklerim.
  • yapacaklarınızı kısmen özetlersek:

    - ve datçayı çok sevmeyin. gerçi, hayatta hiç bir şeyi çok sevmeyin. emin olun üzülen siz olacaksınız.
    -sabahları erken kalkan bir kişi iseniz göle gidin orada denize girin sonrasında gölde duş alın.
    - eve giderken unlu mamül satan bir yerden yiyeceğinizi alın kahvaltı yapın uyuyun.
    - öğlen uyanın. ya da uyumaya devam edin ben mi karar verecem. uyanırsanız ya ekin e gidin, ya kargıya gidin. denize girin. kargı da yeşim bar da limonata içmeyeni dövüyorlar.
    - akşama doğru eğer ki dışarda yemek yiyecekseniz limana inin mocca da pizza ya da makarna yiyin. tercihe göre kardeşim 2 diye bir pideci kebapçı var orayı da tercih edebilirsiniz.
    - tatil sürenizin uzunluğu ile alakalı olarak bir ve ya birden fazla aktur a ve özil e gidin.
    - hem aktur dan selimiye tarafına hem datça dan knidos tarafına ayrı ayrı tekne turuna çıkın. bilmem kaç faktörlük kremlerinizi unutmayın.
    - akşamları okur büfe den (limana doğru inen yokuşta sağ tarafta kalır) ne içecekseniz alın. ya doryaya , ya da taşlığa gidin. yiyin için.
    - alkolü aldıntan sonra eclipse gidin. biraz müzik dinleyin sosyalleşin. eclipse alternatif bir kaç mekan daha var oralara da gidin.
    - çarşamba - cumartesi günleri tek olan diskoya gidin.
    - çıktığınızda kargıda ya da taşlıkta bira ile birlikte güneşin doğmasını izleyin.
    - yedikat a gidin ve ordan kendinizi denize bırakın.
    - eğer ki arabanız ile gidiyorsanız betçe tarafını adam akıllı dolaşmak için bir gününüzü ayırın. palamutbüküne özen gösterin. knidosta yerden taş çalmayın. küçük şişelerde satılan akdenizle egenin birleştiği yerin suyu diye satılan ürün limanda daha ucuza satın alınır haberiniz olsun.
    - eski datçayı dolaşın. can yücel sokak ta bolca fotoğraf çektirin. bademli köfte yemeyi ihmal etmeyin.
    - sessiz olun sakin olun huzurlu yeri huzursuz hale getirmeyin.
    - ve datçayı çok sevmeyin. gerçi, hayatta hiç bir şeyi çok sevmeyin. emin olun üzülen siz olacaksınız.