1. sıla özlemi, yurt özlemi, yurtsama.
  2. uzaktaki bir insanın evine, ailesine duyduğu özlem.
  3. bazen insanın eski üniversitesine özlemi, tencere kapak ilişkisi*..
  4. fethullah gülen hocaefendi'nin bir şiiri.

    dinliyorum rûhumu gurbetten usanmışım,
    bunca "dâüssıla"ya dayanırım sanmıştım..
    her yeri vatan saymada meğer aldanmışım,
    herkesle hemdem olacağıma inanmıştım...

    bir yüce mefkûreye koşarken nefes nefes,
    ülkemde yaşayıp orda ölmek hayâlimdi;
    bir gam melodisi bu yerde duyduğum her ses,
    yutkunuyorum belirsiz duygularla şimdi.

    hiç bilmem gönlümün bu sevdâdan bıktığını,
    yer yer bükülmüş olsa da irademin kaddi;
    kim görmüş mecnun’un leyla’yı bıraktığını,
    hep bu oldu dünyada düşüncemin serhaddi.

    bir buz gibi gözümde her sabah doğan güneş,
    kâbuslar gibi çöküyor çökünce her gece;
    gündüzler burada kabir karanlığına eş,
    insanlar ufuksuz, hayatsa tam bir bilmece..

    renkler bir darlığın ağında, hepsi de gri,
    anlamsız birer tümsek o koca gökdelenler;
    duygular derbeder, düşüncelerse serseri,
    bir hiçe bağlı burada doğanlar, ölenler.

    düz günler monoton, bayramlarsa bir karnaval,
    âdeta bir çöl gibi bana bu koca diyar;
    izdırap tam ızdırap, neş’enin rengi melâl,
    hazanla inim inim duyduğum yaz ve bahar.

    vermiyor bencesini zevk u safanın hayat,
    fecre kapalı sanki gönlümdeki tepeler;
    hep ümide koşsam da, sarsılıyor hissiyat,
    kaplıyor ufukları siyah siyah perdeler.

    yok yaşamanın bu diyarda ölümden farkı,
    sisli-dumanlı geçiyor inadına zaman;
    duyulmuyor hiç hayattan dinlediğim şarkı,
    tın tın nabızlarımda rûhumdaki hafakan...

    iç murakabe deyip kendimi dinliyorum,
    gördüğüm çerçevede yapayalnız efkârım;
    bir mum macerası; yanıyor ve eriyorum,
    olsaydı aydınlatmak bari yanarken kârım!.
  5. bir süleyman nazif şiiri:

    dâ’ussila

    bu şeb de cûşiş-i yâdınla ağladım durdum…
    gel ey kerîme-i târîh olan güzel yurdum.

    ufukların nazarımdan nihân olup gideli,
    bu hâk-dân-ı fenânın karardı her şekli.

    gözümde kalmadı yer gök, batar çıkar giderim.
    -zemîne münkesirim, âsümâna muğberim-

    gelir bu cevv-i kebûdun serâirinde güler
    çocukluğumdaki ru’yâya benzeyen gözler.

    zevâhirin beni ta’zîb eden güzelliğine,
    taaccüb etme, melâlim durursa bîgâne.

    dumanlı dağların, ağlar gözümde tüttükçe,
    olur mehâsin-i gurbet de başka işkence.

    bizim diyâr-ı tahassürden etmemiş mi güzer?..
    aceb neden lâ-kayd eser nesîm-i seher?..

    verirdi belki tesellâ bu ömr,i me’yûsa,
    çiçeklerden uçan ıtra âşinâ olsa.

    demek bu mahbes-i âmâl içinde ben ebedî
    yabancıyım… bana her şey yabancıdır şimdi:

    ne rûzgârında şemîm-i cibâlimizdir esen,
    ne dalgalarda haber var bizim sevâhilden.

    garîbiyim bu yerin şevki yok, harâreti yok;
    doğan, batan güneşin günlerimle nisbeti yok.

    olunca yâdıma hasret-fiken fezâ-yı vatan,
    semâ-yı şarkı suâl eylerim bulutlardan.

    (malta geceleri)
  6. başa dönme özlemi, olduğun/hüviyet kazandığın yere ulaşma arzusu. (tanım)

    doğduğum yeri hiç özlemedim.

    bana ne kattı diye düşünüyorum bazen... sabretmek, yalnızlığa tahammül, insanlara direnmek, alaycılık, hiç bir şeyi önemsememek ve bunun sonucu olarak gayrıciddi bir yaşama biçimi.

    bunları bana katan bir kasaba doğduğum yer. mutlu anılarım yok mu? bulutlu bir gecede bile insan bir-iki yıldız görebilir.

    sevmedim doğduğum kasabayı hiç, bir kaç mezar taşından başka bir şey de yok beni oraya bağlayan.
    işte en son ziyaretimde o mezar taşlarından birini ziyarete gittim.

    kapıda üstü başı eskimiş bir kaç çocuk, saç-baş dağınık, birinin boş olan elinde burada olmaması gerektiğini hatırlatan bir sapan, diğeri mezarlığa yakışmayacak kadar kadar muzip ve yaşam dolu bakıyor ve sükuneti bozacak kadar hızlı adımlarla bana doğru geliyorlar. ve beni memleketimden daha fazla soğutacak olan şu cümleler geliyor peşinden:

    -abi iki liraya mezarı sulayalım istersen...

    bizim oralarda insanlar yüksek erdemlere sahip değildir, bir bozkır kasabasının insanı ne kadar merhametli ve cömert olursa o kadar insancıldırlar; ama bir mezara su dökmek için para istemezler... istemezlerdi...

    istemiyorum artık o kasabaya gitmek; herkes gibiler, herkese benziyorlar ve bana kattıkları beni herkesin içerisinde kaybediyor.
    boğuluyorum o kasabada.
  7. sabahattin ali'nin 28 aralik 1928'de yazılmış, fakat 1970'lerin sonlarına kadar hiçbiryerde yayınlanmamış şiiri:

    bugün de potsdam'dan süzerken potsdam'ı,
    yaktı yine içimi kimsesizliğin gamı.
    gözlerim inhinasiz uzayan caddelerde,
    dedim : bu soğuk şehir nerde, istanbul nerde?
    ve istedim birazcık size de dert yanmayı,
    hayalen memlekete doğru bir uzanmayı...

    burda tebessümün de günü,saati vardır;
    dükkanlar hep bir çeşit, evler hep bir karardır...
    gerçi bizim evlerden temizse de sokaklar,
    süslese de muhteşem meydanlarını taklar;
    ne yıkık surlar gibi bu şehrin bir süsü var
    ne de -ah sormayınız- ne de bir köprüsü var...

    köprü, bende bulmuştu serserinin hasını;
    şimdi hatırlamaz mı eski aşinasını?..
    ilk ışık belirmeden karsıki tepelerde,
    az mı gözümü açtım ıslak kanepelerde?..
    yorgundum, uykusuzdum, paraca tamtakırdım...
    ben orda bir simide bir ceket bırakırdım...
    bazı geceler köprüyü pek canım istemez de,
    gezerdim samatya'da, langa'da, etyemez'de..
    çoktu tel örgüleri tırmanarak girdiğim,
    uykuyu kimsesiz bir bahçede kestirdiğim..
    fakat yine herkese neşeli görünürdüm,
    çünkü hürdüm.. uçan kuşlardan daha hürdüm...
    köprü gerçi soğuktur, yattığım duba katı..
    bana bunlar hoş gelir.. size verdim rahatı... "
  8. özlemin felsefi ve entellektüel hâli.

    normal vatandaş özler.

    tefekkür sahibi "daüssıla" hissi ile titreme geçirir; tam da böyle bir şey.
  9. dindirilmesi mümkün olmayan özleyiş hali.

    zamanı, mekânı ve hayatı özleyiş hâli...

daüssıla hakkında bilgi verin