şükela:  tümü | bugün
  • gunumuz evlerinde pek kalmayan bir firin turu. hani annanelerde falan boyle silindirik $ekilli, kenarinda iki kapagi bulunan, uzerinde de icindeki pi$mi$ mi diye bakilan yuvarlak bir cami olan firin turu. (o cam hep kararmi$tir. icini gostermez:)
    bu firindan cikan nice guzel boregi tum sozluk userlarinin yedigine eminim. i$te o firin davul firindir arkada$lar. dikey du$ununca hakkaten ayni davul.
  • ailenin giderek küçülmesi*, her şeyin acele olması gereği, mutfak cihazlarının az yer kaplaması ihtiyacı ve bir dolu nedenle, yerini setüstü fırına, onun akıllı mini fırın formatına terk etmek zorunda kalmış; kıymalı börek kokusunun ve bayram tatlısı, sini biçiminde, yuvarlak fırın tepsisi, tepsiden kurabiye yürütme aktivitesi imgelerinin asıl sahibi olan nostaljik obje.
  • bu fırınların yeni nesi akıllı mini fırın ve benzeri rakiplerine göre en üstün yanı* içinde pişirilen şeye**** ait kokuları dışarıya yayması idi...evin içerisine yayılan bu koku ile ev sakinlerinin erkenden acıkması sağlanırdı...işten yeni gelen baba, kendisini karşılayan ıspanaklı börek ile karısına daha bir sıcak sarılır, okuldan gelen çocuklar üzerlerindeki formayı çıkarmak için ilk çıkan tepsiden verilecek kurabiyeleri rüşvet olarak isterlerdi...
    şimdi poaş'ın reklamlarında görürüz bu davul fırını, adile naşit'in fotoğrafı yanında durur, gözler hafiften ıslanır* vs...
    (bkz: geçmiş zaman olur ki)
  • şöyle kallavi tepsisine dizilecek kıymalı patatesler, caanım yufkalı börekler için gerekli icat. bırakınız reklamları, nostaljiyi, en modern mutfaklarda bile yerini korumaktadır. biraz yer kaplamakla birlikte, portatif oluşu sayesinde ordan oraya taşınabilir.
  • gecmis günleri; bayramlarda pisen mercimekli örek ve tatarların tava lokumumnu hatırlatan fırın...artık yok mutfaklarımızda, olanların da nesli tükenmek üzere...
  • son 2 senedir mavi ve kırmızı renklerde olanları her yerde satılıyor. eskisine oranla daha küçük ama aynı işlevi görüyor. bu harika fırın da nihayet nostalji akımına uydu ve bizi çok mutlu etti.
  • baklavanın en iyi pişirilebildiği fırındır. o yüzden ev kadınlarının son sistem turbo fırınları bile olsa vazgeçilemezidir.
  • akkor haline gelmis olan isitici tellerini izlemesi ve "ne zaman pi$cek bu" diye sordurmasiyla kendini hatirlatan firin cesidi.
  • bende izler bırakan çocukluk anımın baş aktörüdür sevgili davul fırın. şöyle ki; 5 yaşlarında biraz yaramaz bir yavrucak olan rhea salonda televizyon izleyen babasına emanet edilir zira annesi anneannesiyle birlikte çiğ börek yapacaktır ve mutfakta ayaklarının altında olmamı istememektedir.

    fırlamalık peşinde koşan rhea bir yandan oyuncaklarıyla oynuyormuş gibi yaparken, bir yandan da yan gözle babasını kesmektedir. bir süre sonra, yayınlanan filme kendini kaptıran babasına çaktırmadan mutfağa gider. mmmmm...masanın üzerindeki hamurlar tam ağzına layık gözüktüklerinden masaya doğru ilerler. hemen kocaman bir parça hamur aşırır ancak tam o esnada annesi rhea'ya doğru yaklaşmaya başlar. hamur yemesine çok kızıldığı için elindekini annesine kaptıracağını düşünen rhea geri geri gitmeye başlar; ama anne hala üstüne üstüne gelmektedir. biraz daha geriye gidince ayakları arkasındaki birşeye çarpar ve o şeyin üstüne oturuverir. ancak oturduktan sonra anlar ki meğer annesi tam yanındaki buzdolabına yönelmiş. bu, sıcak ve acıyı hissetmeden önceki son görüntüdür hafızasındaki.

    çiğ böreğin pişirildiği davul fırının üzerine oturan rhea gözlerini önce içerideki odada açar, sonra hastanede. mevsimlerden yaz ve dolayısıyla altta şort olduğunu eklemeyi de unutmayalım. o yıllarda amerikan tentürdiyotu olmadığı için her ilaç sürme vaktinde kovalamaca yaşanır evde; kaçar durur bacakları ve eli yanmış bu küçük kız.

    o gün bugündür anneannesi davul fırın kullanmaz; artık büyümüş, kocaman olmuş rhea ise artık pek belli olmasa da izlerini taşır o canım aletin.*

    kıssadan hisse : davul fırın şakaya gelmez. özellikle de etrafta çocuklar varken dikkatli kullanmak gerekir, hele de o "çocuklar" bendeniz gibi afacanlarsa...
  • 80'lerin sonunda bile hala önemini koruyan, renkli televizyonun bir dönem yarattığı etkiyi yaratmasa da ev kadınlarının bulaşık makinesinden önceki gözdesi konumunda olan mutfak aleti. aklımda şimdikinin aksine metal renginde olduğu, genelde iki kademesi olup birinin üstü birinin altı yakmak için kullanıldığı, birinden biri mutlaka bozulduğu için böreklerin alt üst edilerek kızartıldığı dışında bir de anı kalmış:

    80'lerin ortaları, bizim evde elektronik çılgınlığı ev ekonomisinin izin verdiği ölçüde, çağın çok gerisinde kalmasına rağmen mahallenin çok ötesinde olarak yeni yeni başlamış. eve de köyden misafir gelmiş, birkaç gün kalıp gidecekler. köyden de çökelek getirmişler, ki bu bizde bir nevi "gömbe yap da yiyelim." hareketidir, annem de gömbeyi hazırladı, fırına vermek kaldı. fırın dediysem, mahallenin fırını. tepsi gazete kağıdına sarıldı, her şey hazırken babam elinde davul fırınla eve girdi. misafirler de pek belli etmeseler de meraklandılar, hepimiz toplandık davul fırının etrafında, böreğin kızarmasını izliyoruz.-çamaşır makinesinde de aynı durum yaşanmıştı, o çamaşırları döndürdükçe biz merakla izledik- "ay cam buharlandı silsek mi?", "kızım yaklaşma fazla yakacaksın bacağını." -ki ablam yakmasa da ben bir ay sonra bacağımı yaktım, orman gibi bacakta o bölge hala büyük t harfi şeklinde işaretlidir, daha az kıl çıkar- lafları eşliğinde börek pişti. yenirken davul fırının her eve lazımlığından, büyük kolaylık olduğundan, ev kadınlarının işlerinin artık iyice azaldığından filan dem vuruldu.

    zaman geçti, davul fırın sigorta telini yaka yaka bizi otomatik sigortaya geçirmek dışında pek de bir işe yaramadı. misafirler -ki amcamla yengem olurlar- rahmetli oldu, köydeki evlerinin kapısına kilit vurulurken hatıra niyetine evden sadece kuzine alındı. davul fırın önce bir kenara koyuldu, sonra eskiciye verildi. kuzineyse annemi mikrodalga fırından uzak durmasını sağlamak için mi bilmem, yanmaya devam ediyor.