şükela:  tümü | bugün
  • bir dost.

    ---

    ne kadar da zor, sizi hiç duymayacağını bildiğiniz birine ısrarla kendinizi anlatmak zorunda hissetmek ve bunu deneyip durmak. bundan vazgectiğiniz an özgürleşiyorsunuz kısmen de olsa. onu duydum bir cümlede ve sonra seslendim içimden gücümün yettiğince. şans bu ya benden yanaydı o gün ve beni duydu.. anlatması tuhaf olsa da işte böyle sesim güçlendi ve bir zaman sonra, sesim geri dönmemecesine kaybolacak sanrıları , sesimi ona duyurmak istedikçe nasıl da kayboldu bilemedim.

    ***
    hayat bir yarış değildi ve herkes kendi yolunda öylece seyrediyordu. insanlar tanısır konusur ve bazen birbirlerinin hayatlarına değerlerdi. bazen çözülmek anlatmak istersin. yıllarca süren bir hazırlık içerisindesindir ya zaten hemencecik anlatıverirsin anlatma biçimine azmine şaşkınlığıyla kalırken o öylece anlam veremez ne olup bittiğine, kederin ve kadersizliğine olan inancına şaşırır çünkü o önceki yıllar süren hazırlığa değil. gülmeye elverişli kıldığın ses tonuna sahittir ve bu yüzüne aldanır. olsundu zaman bu ya belki onu da anlatırdın. bunu asla bilemeyecektim ta ki karşılaşana kadar. yüzyüze gelmenin renkleri koklamanın büyüsü beni yine almıştı kendimden alıklığım bundandı ama diyemedim ama anladım anlatırım dedim ya içimden bu bana yetti. hareketler esneklik kazandı ,bükebildiğim zamanın içinde en güzel seylerden birine sahip olacağımı biliyordum. gülümsemeler ve konusma isteği artmıştı buna ben sıcaklığın büyüsü diyordum. ne zaman üşüsem hayalini gördüğüm sahilde üstüm başım çıplak yalnız güneş ve ben nasılda sevişiyorduysak hissettiğim buydu sıcaklığın büyüsü. erimesini arzuladığım bedenim ve kemiklerimle sahilde duruyordum yüzüme düşen semsiyenin gölgesi sıcağı duyumsamama engel olmuyordu ve bu bizim aramızdaki mesafeye benziyordu…
    mesafelerle aram kötüydü biliyordum. kendimi tanırdım . belki ayna karşısındayken değil ama durup düşününce tanırdım. ben böyleydim gitmek isterken kalışlarımdan bilirdim tarikten türetilmiş terk etme eylemini de tanırdım. yol -tarik git derdi ve sen giderdin. mesafeleri sevmeyi de bu git-ler öğretir insana insan bunu da öğrenir. git emri duyulduğunda huzursuzlaşan yüreğin ve bacaklarınla, bir başka suretin için kendini terk ederdin. terk ederken yol olurdun. seni değiştiren yola, seni sen yapacak olan surete dönüşürdün. yol kat etmeye insan önce zihninde başlar demişti ariflerin piri ve ben de bu düşünce ile yolumda eskitecek düşler örmeye başlamıştım.
    her neyse onlayken kokladığım renklerle kaynaşmanın büyüsünden hala uyanmak istemezken oturdum yazıyorum ama asıl o andan hiç bahsetmedim.
    günleri özel kılan bazen bir olay, bazen uyandığınızda hissettiğiniz güç olabilirdi ama o günü özel kılan şey sarılma isteği duyup bundan korkmamanın özgürlüğüydü ve çok güzel kokuyordu. sen renklerle bütünleşmek isterken,içinden sayı saymamak için bir sürü anlamsız şey söylemek ama bunun önem kazanmamasıydı ve renklerin en tehlikeli enerjisini temsil eden morların sıcaklığı ile turuncu bir arada portakal çiçeği ve yasemin gibi kokuyordu. etrafımda mavi bir bulut hissediyor ve bu hafifliği içime almak istediğim kadar her şeyin farkında olmak için tüm duyularımı devreye sokmuş tetikte duruyordum. gerçekten iyi hissettiğimi düşünüyordum, iyi olduğumu. bundan, ilk defa birine gitmek istemiyorum dediğimdeki netliğim sırasında emin oldum. emindim. paylaşabildiğini hissetmek böyleydi uzun zamandır böylesini solumamıştım. yolda dönerken balmorhea dan remembrance çalıyordu ve gözlerimi acmamak ve gerisindeki için direniyordum. mesafe o an sıcaklığı engellemeyen semsiye gölgesine dönüştü sahilde cıplak semsiye altında güneşleniyor ama gözlerimi kısmadan renkleri seyrediyor ve kokularıyla nefes aldığımı hissediyordum.