şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: kadın)
    (bkz: bedazzled)
    (bkz: elizabeth hurley)
  • uğraşılmak istenmeyen olan, çekilmez. (ara: ceki*) sonucunda karşımıza çıkan entrylerin yaklaşık %80'inin akılda uyandırabileceği isteksizlik durumunu tasvir eden kelime.
  • hem iyi anlamda hem de kötü anlamda kullanılabilen bir sözcük. işin dayanılmaz tarafı bazı durumlarda anlamların ikisini birden içerebilir.
  • "onu yaşadıktan sonra onsuzluğa..."
  • zamane sözlükte korkunç diye geçer.
  • arif damar'ın 15 kasım 1951 yayımladığı şiiri. şiir yayınlandıktan sonra tck.141 maddesina aykırı siyasal eylemlerde bulunduğu gerekçesiyle 2 yıl tutuklu kalmasına neden oldu.

    gözlerini ölüm bürüdü onların
    korkulu rüyalarda uyanıyorlar uykularından.

    günden güne daha cana yakın
    günden güne daha yaşanacak hale gelsin diye
    her gün daha sağlam
    daha usta
    daha kahraman ellerle onarılan yeryüzü
    eskisinden dar geliyor onlara
    eskisinden düşman.

    ne günün ilk ışığı
    ne balık sürülerinin ışıldaması suda
    ne güneşe uzanan dal
    ferahlık vermiyor içlerine.

    çalınan insan emeği yaşatmaz oldu
    korkulu rüyalarla uyanarak uykularından
    korkunç kararlar verdiler.

    karşı koymazsak eğer
    tehlikededir günlük ekmeğimiz
    bacamızın tütmesi tehlikededir
    evimiz, aşkımız, çocuğumuz
    pencerede saksı
    kitap sevgisi, insan sevgisi
    tehlikededir.

    gözlerini ölüm bürüdü onların
    uyumak, uyanmak tehlikededir,
    tehlikededir çiçek koklamak
    bardakta su, ateşte yemek
    bahçede güneş tehlikededir.

    tehlikededir gözbebeklerimiz
    adana nın pamuğunu yabancılar işliyor
    dokuma tezgahları tehlikededir.
    izmir in üzümü, fındığı giresun'un
    samsun un tütünü tehlikededir.
    kapanıyor fabrikalar birer birer
    varımız yoğumuz tehlikededir.

    fakat korkunç kararlara ve tehlikelere aldırış etmeden
    boy atan başakların şarkısı devam eder
    topraktan güneşe avaz avaz.
    çatlayan tohumdaki yaşamak arzusu
    her zaman galip, her zaman hür,
    dağlardan akan suyun sevinci
    her zaman genç, delikanlı
    kabına sığmaz

    dayanılmaz
    çocuğunu emziren ananın şefkatine
    -yırtıcı, derin-
    hilelere, ölümlere karşı gelir
    memedeki çocuğun iştahı,
    kudreti sonsuz,
    dayanılmaz.

    ve sen gözbebeğim
    sen erkek sesinle
    işsiz kalmasın insanlar, öldürmeyelim birbirimizi dersin
    milyonların içinden
    milyonlardan ve gün ışığından uzağa götürülür,
    işkence görür,
    hapis yatar,
    sürgün edilirsin;
    sevilecek şeyler değilse de bunlar
    dayanilir

    halbuki günden güne yaşanacak hale gelen yeryüzünde
    toprağın ve insanoğlunun ümitle yarattığı her şey
    çatlayan tohum, akan su,
    ana şefkati, çocuk iştahı, insan tahammülü,
    hayatı öven şiir,
    kardeşliği söyleyen şarkı,
    mücadele eden resim,
    ve emekçinin yüreği, elleri, hasreti
    harbe ve ölüme karşıdır
    dayanilmaz
  • tahammül ötesi, tahammülfersa, çekilmez, karşı konulmaz.

    'dayanamam,' dediğinde insan, tanıktan, yakınındakinden dayanmasına*, gelecekteki dayanışına ilişkin yetki, meşruiyet ve mazeret alıyor. çaresizlik de çarelerden biridir. yaşamımız, ruhumuz yenilmeye* izin verebilir, onun dayanamayacağı şeyler dışta değil içte ve başka şeyler.

    deltada sivrisineklerle kılıç kalkan oynanıyor. flamingolar her büyük sulak boşlukta hep birlikte yaygara yapıyorlar. çok geveze hayvanlar. konuşur, iletişir, dedikodu yapar bir halleri var. zaman zaman dayanılmayacak kadar sinir bozucular. biraz onları taklit ederek es verdikleri aralarda kendi kendime veya bağırarak kuş sesi çıkardığımda diyalog duygusu güçlendi. (bkz: gediz deltası/@ibisile)

    "bugüne kadar sadece fiyaskonun katlanılmaz olduğunu sanırdı hep, oysa şimdi artık kazanmanın kendisinin de dayanılmaz olduğunu biliyordu, çünkü korkunç boğuşmalarındaki utanç verici olanın, boğuşmalarında onun* üstte kalması değil, yenilgi olanağının bulunmamasıydı." laslo krasznahorkai - satantango

    [alman bohemyalı yazar olan meissner - yahudi değil- hatıralarında anlatmıştı. mathilde almanlara karşı tavırlarıyla meissner'i sürekli kızıdırıyormuş: ona göre almanlar kötü niyetli, ukala, kendini beğenmiş, dar görüşlü, saldırgan, kısacası dayanılmaz bir halkmış. meissner bir gün dayanamamış ve şöyle cevap vermiş: "ama siz almanları hiç tanımıyorsunuz ki, sonuçta henry'nin burada görüştüğü almanlar sadece gazeteciler, onların hepsi de yahudi".] franz kafka - briefe an milena

    "dahası zaman içinde doktorun anlamamaya başladığını kabul etmesi terapötik açıdan çok önemlidir; çünkü sürekli anlaşılıyor olmak hasta için çok dayanılmaz bir duygudur." carl gustav jung - rüyalar