şükela:  tümü | bugün
  • arada bir dayiligi abartip, 6.5 ve 3.5 yasindaki ogullarima garip garip seyler ogreten adamdir. abimdir.

    misal, bir gun elinde tirtil balonla dolasan ufaklik, 'anne bunu pipiye takiyomusuz, dayim dedi' diye karsiniza cikabilir. gulmemeniz lazim.

    veya, hos bir aksam yemeginde, yurt disi seyahatini anlatan bir tanidiginiza, 6.5 yasindaki ufaklik, 'biz 15 yasina gelince dayim bizi amsterdama goturcek, orda memelerini acip danseden ablalar varmis' diyebilir. sinirlerinize hakim olun. dayi, yumurta topuklu ayakkabi almiycak cocuklariniza, ustlerine basarak yurumeyi ogretmeyecek. ogretse de eglencesine zaten. di mi?

    hatta ve de hatta, 'anne ac agzini bakiyim dislerin curuk mu?' diye sorup, acinca tuuuuh diye agziniza tukurebilir cocuklariniz. sakin olun. uc yuz kere filan yaptiktan sonra bikiyolar.

    'dayim ogretti' lafinin oncesinden gelen hemen her olay, kesin baslarina bela acabilecek bir olaydir. ama anne dusunur, tasinir, der ki, 'lan bu herif 2 aylik hayatta uyumayan bebege (simdi 6.5 yasindaki) sindirim sistemini anlatarak uyuturdu, helal olsun, bagirmayim cocuklara.' canidir yegenlerinin, bayramda en cok harclik veren o'dur, okula baslama hediyesini unutmayan o'dur, varsin cocuklara tukurmeyi ogretsin.
  • "oğlum geliyorsan dolaba bira doldurayım" diyerek zamanı, mekanı, vizeyi, pasaportu, queen elizabeth'i, prens charles'ı ve york arşidük'ünü ters köşeye yatırmış büyük insan. adam londra'da değil şişli'de kalıyor, eve giderken beraber iki tek atmak için beni yemliyor sanki.

    "beleş içki çin'de de olsa gidip içiniz" sözünü kendime şiar edindiğimden beri, şu gökkubbe'de gezmedik yer bırakmadım, aborjin boğması da içtim, finlandiya votkası da. nerede kokteyl varsa, kültür ve turizm bakanının yancısı gibi hazır bulundum. bardağım boşalmadı, damağımdan buruk şarap tadı eksik olmadı. yiyebildiğim kanepeleri yedim, yiyemediklerimin üzerine oturup gelene geçene röportaj verdim. şimdi de ingiltere'de oldukça bunalan ve "dinmiyor amına koduğumun yağmuru, 8 aydır yağmur yağar mı lan bir şehirde?" diyerek kraliyet'in tedirgin günler geçirmesine neden olan dayımın cazip teklifiyle eylül'de gideceğim rotayı belirlemiş bulunuyorum.

    beyin göçü değil, gider gitmez beyni çıkarıp bahçeye koyacağım, sulansın. ben boş kafaya bira doldurup dayımdan eski günleri, disko zamanlarını ve efsanevi çapkınlık maceralarının bilinmeyen yönlerini dinleyeceğim. görkemli bir seksenler yaşamış her insan başımın tacıdır, hele ki bu pek sevdiğim dayım olursa. hele ki, türkiye'ye tatile geldiğinde bira şişeleri ılımasın diye denizin dibine gönderen, 10 metreden şişeleri çıkarırkan "vurgun yiyordum lan" diye denizin dibinden çıkan insan olursa.

    dünya'nın her bölgesinde çalışıp akabinde serüven yaşamaya gitmiş dayımın, hayatımın ilk uzaktan kumandalı arabasını almış olması, büyüdüğümde queen-innuendo albümünü hediye ederek hayatımda çığır açması, yeğenlerinin hepsinin belki de tek ortak kahramanı olması, bitmek bilmez maceraları ve biraz geç bir yaşta da olsa dünyanın en tatlı veledinin babası olması gibi faktörler dayımın hayatımdaki yerini sağlamlaştırıken, "şimdi de yeğenlerim beni coştursun" çıkarcılığına girmeden, misyonuna ingiltere'den devam etmesi bir kez daha kalbimdeki yerini perçinledi. bunları yapmasa yine severdim ama bu kadar hayranı olmazdım.

    uzaktan kumandalı porsche'mi uzak diyarlardan getirdiğinde 5-6 yaşlarındaydım. innuendo kasedini hediye ettiğinde 14, ilk discman'ime kavuşturduğunda 16, beraber çapkınlığa gittiğimizde 20, eve sarhoş gelip annemden dünyanın fırçasını yediğimizde 24'tüm. onun hep genç kalacağını zannederken, 40'ını geride bırakmış bile. dünyalar tatlısı bir veledi olmuş da "come'n boy, i've missed you. i'm gonna kick your ass" diye laflar da öğretirmiş oğluna.

    tarık akan'ın "sevgili dayım" filmini ne zaman izlesem aklıma tereddütsüz gelen bu adam, aklımı çelmek ve anadilinde bir kaç muhabbet etmek için dolaba biraları da yığarmış. kraliçe'ye de gider yaparmış, onun basiretsiz oğluna da.

    bekle beni ingiltere.
  • masal anlatirken uykuya dalan üç yasindaki oglunu dürterek uyandirip "bitmesini bekle it!" demese, iyi aslinda.
  • evinin anahtarını veren, 4te "dayıcık anahtarı deliğe sokamıyorum" diye aradığınızda kapıyı açan, evden kaçtıınızda "atla gel" diyen, bilumum konu hakkında bilumum lüzumsuz bilgiye sahip, sabah 7de koltukta gözler şiş bulduğunda hiçbişiy sormadan alnınızı öpüp "ne yiyoruz?" diyen ve ancak ertesi gün "nasılsın" diye msj atan, çocukken evden çıkmanın yasaklandığı günlerde kapıp kartopu oynamaya dışarı çıkartan, aile kavramına farklı bir tanım kazandıran -nerdesin? izmirde. ii, nerdesin? çanakkalede. ii., nerdesin? içiyoruss. ii.-, babanın kıskançlıktan nefret ettiği, ilk birayı vebe içiren, harika hayat nutukları çeken, her kadının hayatında olması gereken erkek, dayıcık.
  • adam olacak çocuk'a katılmama mani olmuş baş kansız.

    25 küsür sene önce. barış manço şarkılarından başka bildiğim şarkı yok. e adamın programına gidip adamın şarkısını söylemek de olmaz. (o zaman mantıklı geldiydi.) sülale toplandı, bu çocuk ne söylesin programda diye düşünürken bu dalyarak çıkıp tombul tombul memeler'i söylesin diye hönkürdü; bizim salakların da hoşuna gitti. başladılar şarkıyı öğretmeye. allahım bu nasıl şarkı, delireceğim, şaka mı yapıyorsunuz lan. yok, ciddiler. bildiğin, tombul tombul memeler'i söyletecekler barış manço'nun huzurunda. ya söyleyecektim ya da gitmeyecektim yarışmaya. ne yapalım. gitmeyeceğim o zaman, dedim. gitmedim.

    şu an barış manço'yla bir kaydım yoksa bunu sana borçluyum, ergenlik mahkumu kansız iri.

    benim için bugünlerde dayımın işlevi şöyle: paydasında vicdan, insaniyet, ahlak, hak, hukuk, adelet olan bir konu hakkında fikrini sor, ne söylerse tersi doğrudur.
  • garip zevkleri için yapmayacağı şey olmayan annemin abilerinden biri, ben ona dayı diyorum kısaca.

    anneannem bütün erkek çocuklarına birer araba almış yıllar önce, bahsettiğim dayım hariç hepsi değiştirdiler arabalarını. ama ne fayda seviyor adam arabasını çalışmamasına, orasının burasının dökülmesine rağmen aslında arabayı değil de onu tamir etmeyi seviyor. en son yengemin ağzını açıp gözünü yummasıyla yeni bir araba alındı.

    yeni araba sorun çıkarmıyordu, birşeyler yapmalıydı ve diğer dayımın da kanına girerek küçük bir tekne aldılar. yaz ayına denk geldi, denize gidiyoruz, açılıyoruz, balık tutuyoruz. dayımın bu yeni tutkusunu sevmiştim işin boyutu değişene kadar. sabah saat 5 kapı çalıyor deli gibi kalk dayı balığa gidiyoruz. hazırlanırım, limana gideriz, açılırız aman allahım o ne. dayım herşeyi düşünmüş 4 tane rakı bardağı, buz, peynir, karpuz... yeğenin sabah rakı faslını kaldıramamasına kadar bir süre devam eder bu böyle. dayı sıkılmıştır yeni uğraşlar istemektedir.

    kivi yetiştirmeyi denedi, dedemin kızmasıyla bu işten vazgeçti.

    evet boş geçen 6 ayın sonunda dayı kararını vermiştir, kendisine ait olan 4 evin tadilatını yapacaktı. evdeki kiracılar kapının önüne koyulduktan sonra, pimapeninden, banyosuna, mutfağından, boyasına hepsini tamamladı, omuzları dik, alnı ak geziyordu. bu iş yaklaşık 2 senesini aldı biraz inzivaya çekildi, proje üretiyor kafada ve sonunda ne yapacağını buldu.

    karavan yapacaktı alacaktı demiyorum dikkat ederseniz, yapacaktı. konteyner ı tedarik etmesi zor olmadı. köye getirdi ve çalışmaya koyuldu. önünde güzel bir çardağı olan içinde yatağından, su tesisatına kadar herşeyi tam olan garip birşey yaptı ve ona işte bizim karavanımız dedi. ama bu karavan sabitti ve dedenin evine 100 metre uzaklıktaydı. aile fertlerinden topladığı bütün eski eşyaları buraya tıktı ve her aileye bir anahtar verdi. güzel olmuştu ilk zamanlar hep birlikte gidilir, mangal yapılır, sohbet, alkol tüketilirdi. hatta össyi kazanmam bile burda kutlanmıştı. işin boyutu değişmeye başladı ailenin erkekleri eve gelmiyor yaz kış, yağmur çamur demeden burda içiyorlardı. yengem dayımı bir içki sefasında hacı dedeme şikayet eder, dedem karavanı basar ve burası dayım için out of order olur.

    ama dayı durmamaktadır kendi deyimiyle sabit karavan işini sevmiştir. dedemi ziyaret etmiş yayladaki yerlerimizin sınırlarını bilip bilmediğini sormuştur. bütün aile toplanıp yaylaya çıktık, gözüken amaç dayımın da katıkısıyla aile topraklarına sahip çıkmak, yerlerini öğrenmek. fena da olmadı hani, toprağımız olduğunu bile bilmiyordum. üşenmedi bir yaz uğraştı, bu sefer biraz daha tecrübeliydi, daha güzel oldu. büyük gün hepimizi aldı götürdü, ilk gün eğlenceliydi, sonra sıkılmaya başladı herkes. telefon çekmiyordu, jeneratör modern elektrik tesisatıyla aynı işlevi görmüyordu. ufak ufak herkes tüymeye başladı. ama dayım ilkel yaşam koşullarını çok sevmişti. yine yengemin tam 20 gün orda kalmasının etkisiyle, ağzını açıp gözünü yummasıyla olay kapandı, eve dönüldü.

    bu kış yapacak birşey bulamamış, tatilde gidince gördüm göbeği kocaman olmuş. biliyorum döndürüyor kafasında neler neler, hadi hayırlısı.
  • sabah sabah bana komedi yasatan adamdir.

    uyuyamadim yilbasi gecesi sebebi ile. salonda uyuyan 3-5 kisi icerisinde dayim, ilk uyanan oldu güne. uyandiktan sadece 80 saniye sonra, "koçum bir tel saçını versene" dedi. "uyku sersemidir herhalde" diye dusundum once. sonra da "ne yapacaksin dayi sacimin telini" dedim. "ver sen, uzun bir sac teli lazim" dedi. ruyasinda bir sey gordu herhalde diye dusundum.

    sacim biraz uzun benim. elimi tarak gibi kullanip daldirdim sacima.
    bir tel takildi tabii. verdim.

    salonda uyuyan kuzenim ve teyzemin burnuna, kulagina surmeye basladi. onlar agzini burnunu yamusturup tiplerini degistirdikce, dayim gulmekten kendini yerlere atti. bir yandan saskin saskin izliyorum. diger yandan ben de gulmeye basladim.

    sabah sabah, uyanistan seksen saniye sonra nasil bir zihin acikligi, nasil bir dinamizm bu? 30 kusur yasinda adamsin la bunlar nasil hareketler boyle?

    iyi guldum sabah sabah. yeni yilin ilk gunune guzel basladik. hadi bakalim.
  • amca baba yarısıysa, dayı da abilerin abisidir heralde çocuk zihnimin dehlizlerinde...

    babanın ya da amcanın bütün garanticiliğinin yanında, biraz daha serseri, biraz daha hayatın içinde, biraz daha yaşı sana yakın, hesap kitap bilmezliğin eğlenceli halidir dayı...

    annenin hiç büyümeyen çocuğu, çocukluktan çıktığından artık sadece dizi soyulmayan koca adamdır dayı...

    abi eksikliği çeken bedenini, seni lunaparklarda ardı arkası kesilmeyen biletlerle çarpışan arabalara bindirerek hoş eylemiş olandır... belki bugün hala en kötü anında bile gülücükler eksik olmuyorsa yanaklarından, gamzelerinin çukurunu kazandır...

    işler kurmuş; işler batırmış; tuhafiyeci, vitrinci, kahveci, topukçu, elektrikçi... üç kuruş parasının yettiği her işi deneyendir dayı... işsiz olup gocunmadan evinde kızına bakandır dayı...

    aslında bilardonun kralını oynadığını, bilardo oynadığını hiç ama hiç bilmediğin bir umulmadık anda şovunu yaparak gösterendir...

    gece geç yatmayı, gecenin güzelliğini öğretendir sabahları es geçmek pahasına...

    tanıdığım en yaşlı bekardır bir yaşa kadar... ve sonra 50 yaşında kızını kucağına alıp saran sarmalayan babadır gözleri en dolusundan...

    kızın halaya, oğlanın dayıya çektiği bir ülkede dayıların en dayısıdır. ayakları yere basan o değişmez yanının değişmeyeceğini bilerek özenilendir bazı bazı...
  • yardimci olma konusunda ozel yetileri olan cesitli cete mensubu ya da resmi bi yerde saglam yerli biri.
  • televizyon kumandası bozulduğunda tamir ettirmeye üşendiği için, dışardan uzuuuuun bi dal bulup, oturduğu yerden bu aletle kanalları değiştiren yaratıcı insan.
    bi de oğluna gururla, "kumandayı uzatır mısın evladım?" diye bi soruşu var ki, inanılır gibi değil..