şükela:  tümü | bugün
  • annenin erkek karde$inin olmesidir. her olum gibi bu da uzucudur. uzulme kat sayisi, payla$ilanlarla orantilidir, her olum gibi.
  • 13 mart 1992 yilinda olan erzincan depreminde enkaz altinda kalip, bir bayram sabahi kaybettiginiz ve kaybettiginiz gun cenazede "bu kocaman yurekli insan senin dayindi" denen bir andır.o gune ait hatirladiginiz tek sahne, gulumseyen bir yuzdur.hayallerinizde ise;size simsiki sarildigini duslersiniz.
  • annenin feryatlar içinde yüreğini dövdüğünün görüldüğü andır. annenin çığlıkları o denli içinizi yakar ki öldüğü için dayıya kızma isteği bile geçer içinizden.
  • dünyaya gelmenin bize karşı bir lütuf mu yoksa eziyet mi olduğunu yaradan'a tekrar tekrar sormamıza sebebiyet veren acılar zincirinin halkalarından biri.
  • bir sabah. her zamanki gibi çok az olmuş ben yatalı. kapı sesiyle uyanıyorum: babam. "ayşem, biz çıkıyoruz" diyor. saat 8 en fazla. nereye çıkıyor ki? yüzüne bakamıyorum babamın; "dayımı kaybettik".
    rüyada bir yerden düştüğünü görür ya insan; bir anda uyanır. onun gibi benim de uyanmam. ayılmam. bir şey diyemeden çıkıyor babam odamdan. ben kalıyorum yalnız. gözlerimden yaşlar boşanıyor.
    sonra eniştem almaya geliyor beni. hastahaneye götürmeye. 1 ay önce girdiği ama nasıl olsa çıkacağı hastahaneye. inandığım hastaheneye. hiçbir zaman ciddi bakmak istemedim çünkü ben hastalığına. dayımdı, geçerdi. bize vurmazdı ölüm, bizi vurmazdı.
    ben onunla kavga edecektim daha. o benimle dalga geçecekti her zamanki gibi. "dayı ya" diyecek küsüp gidecektim. gönlümü almak için günlerce uğraşacaktı. kahkahasıyla, sarılmasıyla "dayım" olacaktı daha senelerce.
    bu ilk bayramımızdı: onsuz ilk bayram. bir bayram ritüeli olarak ben bulaşıkları yıkarken dayımın kahkahalarını duydum içeriden. salondan "ayşe gelsene ya" deyişini duydum.
    ben bu bayram, dayımsız ilk bayramımı yaşadım.
  • annenizin saçlarını okşarken hepsinin 2 ayda bembeyez olduğunu farketmek..
    anne, anane ve yengenin bir odadan gelen "kardeşim", "küçücüktü yavrum" ve "ben şimdi ne yaparım" feryatlarını kulağını, gözlerini kapatsan da duymak, görmek..
    kuzenlerin şaşkınlığı..
    yaşama ara vermek ve ardından geridekiler için dayıyı her aklına geldiğinde savuşturmaya çalışmak.
    "hiçbiri olmaz halbuki"
  • babam ölüyor dayı, yetiş, dediğin adamın cenazesine yetişememek, gidememektir. biri daha. bir müddet sonra meğer donar kalırmış insan, kara haber karşısında. sıradan bir şey halini alırmış ölüm denilen şey insan hayatında. soğukkanlılık mı? umursamamak mı? bilmiyorum. çocukluğumda kucağında oturup şımardığım, ergenliğimde durmadan kavga ettiğim, annem öldükten sonra kabuğuma çekilip varlığını unuttuğum ve lenf kanseri olup tedavi gördükten sonra, son bir kez görüşüp saatlerce sohbet ettiğim adam. maceralarını anlatıp güldüğümüz o adam, öldü. biz henüz ölmedik.
  • çok acıtır insanın içini. geçti zannedersin bazı bazı. paylaşamadıklarına üzülürsün. mezuniyet törenine gelemeyişine yanarsın. o klişe teselliyi sunarsın kendine "olsun, burada değil ama bir yerlerden izliyordur beni nasıl olsa" diye... sonra, gidişinin 4. yılını doldurmasına 10 gün kala, bir gece çok yakın bir arkadaştan bir mesaj geliverir. "dayıyı kaybetmek fena bişeymiş" diye. bir kez daha yıkılırsın. o geceyi tekrar yaşarsın sanki, babandan acı haberi duyduğun ve dizlerinin üzerine yıkılıverdiğin anı, babanın kollarından tutup seni sarsmasını, "kendine gel, annene nasıl söyleyeceğiz" deyişini, annenin ilk duyduğu anı, ertesi günü (ki en kötüsü bu) - anneannenin sanki bir günde yaşlanıvermesini ve gerçek anlamda bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmamasını.

    keşke öyle bir şey olabilse ki kimsenin dayısı ölmese. her ölüm erken ölümdür biliyorum ama .. daha çok erkendi be dayı.
  • acıtır.

    kanser denen çaresi bulunmayan bir illete yenilmişse acıtır.

    sırasızsa ölümü; evlat acısı, kardeş acısı yaşatmışsa acıtır.

    ardında biri genç bile sayılamayacak iki kız çocuğunun sorumluluğunu bırakacak kadar yaşlı, emekliliğine bir sene kala birkaç rahat gün yüzü göremeyecek kadar genç ise acıtır.

    başsağlığı dilenen kederli aile olmak acıtır.

    aile içinde size takılan lakabı bir daha sahibinin sesinden duyamayacak olmanız acıtır.

    dayının ölmesi acıtır.
  • cuma akşamüstü evi arayıp olanca yılışıklığımla "ne yiyoruz akşaam" diye cıvıldarken karşıda bağıra bağıra ağlayan annenin sesinden "dayın gitti..." sözleriyle duyulandır.

    dayı trt3'tür, cumhuriyet'tir, odtü'dür, pipo tütünü kokusu, tarhana çorbası, hep aynı marka ayakkabılardır, gördüğüm en iyi babalardandır,yıllarca orada olup bir gün aniden evde tek başınayken bizleri bırakıp gitmeye karar verendir.

    kendine çay koymak isterken, kalbi sıkışınca, ocağın yanında tek bardak, çaydanlık yanmış, kim bilir saat kaçta...

    en son üzerinde beyaz bir çarşafla, çarşafın üzerinde bir bıçakla görülendir dayı. ölünce şişmesin diye konurmuş bıçak. ölünce. bu kadar uzun muydu? örtü mü büyük acaba? mutfak mı küçüldü? düşünce kafasını mı çarptı acaba? keşke evde biri olsaydı...böyle olmaz mıydı?

    dayının ölmesi, daha soracak ve konuşacak çok şeyiniz varsa, arkasında küçük bir çocuk bıraktıysa, hem hala birlikte içilecek çok çayınız varsa, ne zormuş...