şükela:  tümü | bugün
  • büyüklerimizin dayızade diye andığı akraba tipi.
  • amcoğlu gibi değildir. karşılıklı olunmaz. ancak tecrübeyle sabittir ki, hemen farkına varılmıyor. arkadaşınızı üçüncü bir şahsa "biz dayıoğluyuz" diye tanıştırabilirsiniz.
  • trakyadan istanbula gelince bizim mahalleye tasiniyor dayimlar,kari koca calisiyorlar. 6 yasinda oglu var dayimin,sabah ise giderken getirip bize birakiyor. ben 10 yasindayim o zaman. yaz tatili hesabi sokaklarda kosturuyorum butun gun. bozuluyorum dayioglunun bize ilk geldigi sabah,mahalledeki kosturmama,kirdigim findiklara ayak bagi olacak diye. annem ilk gun emanet cocuk diyerek salmiyor sokaga. o cikamayinca bende cikamiyorum. ikinci gunun sabahinda kafasini yere vurmaya basliyor dayioglu. ama nasil vurmak,butun ev inliyor kafasi betona cakildikca. namussuz yumusak yere de vurmuyor,haliyi kaldirip betona giydiriyor. annem panikle dayimi arayip olani anlatiyor. uc senedir bunu yaptigini ogreniyoruz. annem apar topar giydiriyor bizi. dayioglunu hastaneye goturecegiz acaba gerizekali mi diye ogrenmek icin. doktor simariklik yaptigini,istediginizi yapmamamizi,bir sure sonra vazgececegini soyluyor. eve donuyoruz. kafasi uc numara trasli dayioglu sokaga cikmak istiyor. annem reddedince yere oturup kafasini betona vurmaya basliyor. umursamaz tavirlarla hayatimiza devam ediyoruz. yaklasik yarim saatlik kafa atma seansindan sonra annem zemindeki kan izlerini farkedip once beni sonra dayioglunu sokaga atiyor. annem ve ben farkinda degiliz o an mahalle cocuklari icin kabus dolu bir haftanin basladiginin.

    bahce kapisindan cikar cikmaz uzun uzun etrafa bakiniyor dayioglu. ben ne yapacagimiz konusunda fikrimi soylemeden kosturmaya basliyor dayioglu yokus asagi. yokusun asagisinda oyun oynayan cocuklarin kokusunu almis sanki. birden tepelerinde bitiyor. hic mudahale etmeden dakikalar boyu izliyor. sonra az uzakta duran cop yiginina dalip kurcalamaya basliyor,aradiginin ne oldugunu sirita sirita yigindan ciktigi zaman anliyorum. buldugu camasir ipini kement yapiyor nereden ogrenmisse. sonra gruptan uzaktaki cocuklardan birini gozune kestirip salliyor kementi,tutturuyor namussuz. john wayne oluyor adeta. cocuk boynuna gecenin ne oldugunu anlamadan tum gucuyle asiliyor dayioglu. o kadar hirsla cekiyor ki boyun damarlari firlayacak. cocugu yere yikip toza topraga buladiktan sonra birakiyor ipin ucunu. cok seri bir sekilde eline kocaman bir tas alip havaya kaldiriyor,uzerimize yurumeye hazirlanan cocuklar bunu gorunce duruyorlar. ben kacmaya hazirlanirken dayioglu kosmami engelliyor. beni yanina alip arkasina bile bakmadan ortami terkediyor.

    evin bahcesine gidip oturuyoruz. geldigimizi goren annem yemek getiriyor bahceye. karnini doyuran dayioglu "ben anneme gidecem" diye tutturuyor. annem siddetle karsi cikiyor. ben gidiyorum diye bagirip ayaga kalkiyor ve bahce kapisindan cikiyor. guluyor annem,gidemez bir yere diye dusunuyor muhtemelen. dakikalar sonra hala sesi cikmayinca kalkip bakmaya gidiyoruz. kapinin onunde oldugunu sandigimiz dayioglu piyasada yok. hemen farkli yonlere dagiliyoruz annemle. dolasmaktan yorgun dusunce eve donuyorum. cok gecmeden kolundan ceke ceke dayioglunu getiren annem gorunuyor ufukta. iki mahalle otedeki sutcunun bahcesinde,ineklerin sirtina binmis gezerken yakaladigini soyluyor. sinirle eve kapatacak ama cekiniyor. bahcede topragin uzerine kilim serip oturtuyor bizi. dayioglu ordeklere bakacam die boguruyor. annem izin vermeyince kafasini topraga vurmaya basliyor. toprak belleneli cok olmamis,dayioglunu kendi haline birakip gonul rahatligiyla kirazlarimizi yiyoruz.

    ertesi sabah dayim ise gec kaliyor,dayioglunu sokagin basina kadar birakip topukluyor oradan. bizi yatagimizdan calan kapinin sesi degil,kapinin onunde aglayan bir kopegin sesi kaldiriyor. kapiyi acinca kendi boyunun uc katindaki bir sokak kopegini kuyrugundan ceke ceke merdivenlerden cikartan dayioglunu goruyoruz. annem dur demeye firsat bulamadan kopekle beraber iceri giriyor. aksam dayim gelene kadar annemle ben salonun ortasinda kopege el ense ceken dayioglunu izliyoruz dizlerimiz titreye titreye. sabah kuyrugundan tutup getirdigi kopegi aksam sol kulagindan cekerek yaninda goturuyor dayioglu. sokakta bir canavar olan mahallenin kurdu bir finoya donusup evimizi terkediyor barbar conanla birlikte.

    annen gozumden uzak olun diyor kahvalti biter bitmez. sokaklara dusuyoruz. dusuyoruz dedigim dayioglu onde ben arkada. basima ne gelecek bugun onu bekliyorum. bir insaatin ust katina cikiyoruz. asagida kumda oynayan cocuklara cakil tasi atiyor dayioglu. ofkeleniyor asagidakiler, bir duzinesi birden yukariyi tas yagmuruna tutmaya basliyorlar. tutturuyor biri,kulagina geliyor dayioglunun. hirsindan dilini dudagini isiriyor bizimki. volta atiyor pasli civilerle dolu zeminde. sonra bir masrapa bulup icine isiyor,dolmayinca benim mesaneyi zorlatiyor. son damlasina kadar isettirip doldurtuyor. sonra bir kat daha asagi iniyor,tasi kulagina isabet ettireni bellemis olacak ki masrapayi birinin kafasina bosaltiyor. cocuklar kosarak yanimiza geliyorlar. yasca kucuk dayioglunu korumak icin one cikiyorum. benden az uzunca bir oglanla itismeye basliyoruz. cocuk baskin cikti cikacak, dayioglu arkamda beliriyor. sen cekil abi dedigini duyuyorum, beni kenara itip kendinden uc karis uzun cocuga kafayi yapistiriyor. cocugun burnundan damlayan kanlar etrafindakileri soka sokarken biz topukluyoruz. koseyi doner donmez yurumeye usenmis olacak ki cakisini cikartip bir cocugun bisikletini gaspetiyor dayioglu. o bisikletle eve yapistiriyor,ben tislaya tislaya yokusu cikiyorum.

    sabah dayimin kapinin onune attigi sigara izmaritini koklerken goruyorum dayioglunu camdan. gozlerimi ovustura ovustura sokaga iniyorum. yan komsunun cocuklari erken baslamislar gune. kucuk olani kapinin onunde tahtadan oyuncak yapiyor kendine. cokuyor dayioglu tepesine,elindeki oyuncagi istiyor. vermiyor cocuk,tutup silkeliyor bizimki. cebinden cakisini cikartip durtuyor. olanlari balkondan goren abisi evden firliyor elinde ekmek bicagiyla. karsilikli salliyorlar. buyuk cocuk "sen benden kucuksun,ben seni boylede doverim." diyerek elinden ekmek bicagini atiyor. dayioglu da cakisini atiyor elinden,yerden ekmek bicagini alip cart diye sapliyor buyuk cocugun koluna. buyuk cocuk kolundan oluk oluk akan kanlara bakarak dusup bayiliyor. kardesi bagirarak ortaligi yikarken ben dayioglunu kolundan cekip eve sokuyorum. anneme durumu anlatiyorum,annem komsuya firliyor. dayioglu duvara kafa atmaya basliyor.

    nasil olduysa yatisiyor olay. cocuklar oynarken kaza olmus. dayimlar apar topar baska bir mahalleye tasiniyorlar. birkac ay sonra ogreniyorum ki trakyaya geri donmusler. haberler geliyor arasira. okula gitmeden ilkokulu bitirmis bizim dayioglu. okula basladiktan bir hafta sonra "gelmesin,vallahi sinifta birakmayacagiz" demis muduru. gitmemis sonra orta okula. calisip eve ekmek getirecegim demis. berbere cirak vermis dayim,daha oglen olmadan kosup geri almis. kaportaci demisler, o da olmamis. nereye gittiyse hir cikarmis. on yedi yasinda seviyorum,evlenicem diye tutturmus. ne dayimlar razi gelmis,ne kizin ailesi. gece kizin evini basmis,kizin ailesini dovup almis kizi kacmis. bir sene dolmadan kucaklarinda cocukla geri gelmisler memlekete. dayim seve seve,kizin ailesi sike sike affetmis. askerde bos silah bile vermemisler.

    kulagima geliyor. askerden dondukten sonra uslandi diyorlar. hemen ardindan ekliyorlar ama; "oglu varya oglu,evlerden uzak. dusman basina." bunlari duyunca dayiogluyla gecirdigim gunler geliyor aklima. "halaoglu,istanbula gelelim diyoruz tatilde" diye telefon edecegi gunun tedirginligi ile daha ne kadar yasayabilirim merak ediyorum.
  • aynı zamanda manisa'nın akhisar ilçesine bağlı bir köy.
  • 21 nisan 2013 sabah sabah saat 5 gibi bir trafik kazasında kaybettim dayıoğlumu 30 yaşında aynı yaştaydık, ters yöne girdiğini söylemişlerdi bize çok büyük ihtimalle öyledir, çünkü hep deli biriydi. hep eksik kafalı ve bir deli cesareti olduğunu düşünüyordum onu en çok sevdiğimde de ona kızgın olduğumda da böyle düşündüm hep, tam 10-13 gün yoğun bakımda kaldı hep bir ümit uyanır diye düşündüm, bu tür zamanlarda insan istemli veya istemsiz bir ümirvarlık içinde oluyor bünyesinin çok kuvvetli olduğunu düşünüp durdum hep rahmetli için.

    henüz sağ iken olum sende öküz kuvveti var derdim hep, eskilerden bir mayıs ayında 3-4 kişi denize gitmiştik biz giremedik yemedi soğuktan dayımınoğlu ben buraya kadar geldiysem girerim arkadaş dedi, öyle izledik şöyle malsın böyle salaksın oğlum dedik durduk, insan öyle garip işte, şimdi keşke olsa diyorum yine kendisi gibi olsun deli olsun ahmak olsun sadece olsun diye düşünüyorum.

    yeryüzünde türlü türlü insanlar yaşadı, yaşıyor ve yaşayacak kiminin bizimle bir bağı oluyor ve o artık olmayınca bu insanı gerçekten yaralıyor hele ki bu kişi biraz gariptiyse fazlasıyla mustazaf ezilmiş hor görülmüş biriydiyse daha çok üzülüyorsun, dışarıdan bakınca ailesinin hali vakti yerinde evleri dükkanları maddiyetı iyi olan bir görüntüsü oldu hep, belki o da böyle sanıyordu, benim gördüğüm ise hep farklı oldu bunların ona ne faydası oldu hiçbir zaman bilemedim, babasının ona bir defa bile sarılmadığını biliyorum hiçbir zaman göremedim dövdüğü çok duydum, annesinin o eve bir hafta gitmediğinde aramadığını evde yağ bittiğinde oğlum eve yağ getir diye aradığını söylemişti henüz ölmeden 1 ay önce, bunu da sadece ailesinin gözünde ne kadar değersiz olduğunu bana anlatabilmek için örneklemişti.

    mekanı cennet olsun dayıoğlumun. beni bu tür konularda beni teselli eden tek şey, ölümün idrak ettiğim tek adil şey olmasıdır, zaman önemli değil mekan değişiyor ve bu kural herkese işliyor. allah rahmet etsin tekrar.
  • dayo'lu, dayoğlu biçiminde söylenmesi ege ve akdeniz bölgeleri için tipiktir.

    halaoğlu ile dayıoğlu ikimiz de yüksekten korkuyoruz*. gökova'da tramplenden denize atlıyorduk*. ben güç bela atlıyordum, atladığıma pişman oluyordum. o atlamıyormuş, atlamadığına pişman oluyormuş.