şükela:  tümü | bugün
  • 1962 tarihli bir blake edwards filmi, basrollerde jack lemmon ve lee remick var.. ayni zamanda henri mancini'nin film icin besteledigi oskar almis bir parca... sözleri soyle:

    the days of wine and roses laugh and run away like a child at play
    through the meadow land toward a closing door
    a door marked "nevermore" that wasn't there before

    the lonely night discloses just a passing breeze filled with memories
    of the golden smile that introduced me to
    the days of wine and roses and you

    the days of wine and roses

    the lonely
    the night discloses just a passing breeze filled with memories
    of the golden smile that introduced me to
    the days of wine and roses and you
  • alkolizm üzerine yapılmış ilk ciddi filmlerden biridir. olağanüstü jack lemmon, the apartment'dan sonra bir kez daha komik değildir ve aslında film üç özneli bir ilişkiyi anlatır: adam, kadın ve alkol. sonunda kimin kazandığını ise söylemiyoruz tabii. mutlu bir sonla bitmiyor oluşu ve daha pek çok şey bu filmi atmışların en olgun amerikan filmlerinin arasına koyar. film, pek güzel adını ise bir şiirden almaktadır.
  • frank sinatra tony bennett gibi güzel sesli beyfendilerin yorumlarının yanında şarap sesli hanfendi nancy wilson yorumu da bulunan standart.
  • bu güzel şarkının sözleriyse şu şekildedir:

    the days of wine and roses laugh and run away like a child at play
    through the meadow land toward a closing door
    a door marked "nevermore" that wasn't there before

    the lone-ly night discloses just a passing breeze filled with memories
    of the golden smile that introduced me to
    the days of wine and roses and you

    the days of wine and roses

    the lonely - the night discloses just a passing breeze filled with memories
    of the golden smile that introduced me to
    the days of wine and roses and you
  • julie london versiyonu ile yağmayan yağmurun sesini halusine edebilirsiniz.
  • sadece jack lemmon'un muhteşem oyunculuk performansı için bile izlenebilecek olan.

    film alkolizmi tüm yönleriyle anlatırken bağımlılık olgusunun insan ilişkilerindeki konumu ile ilgili de yorumlar yapar. lemmon'ın canlandırdığı karakterin public relations ile ilgili çalışması tesadüf değildir. filmde mesleğine sık sık vurgu yapılır.

    --- spoiler ---

    you remember how it really was? you and me and booze - a threesome. you and i were a couple of drunks on the sea of booze, and the boat sank. i got hold of something that kept me from going under, and i'm not going to let go of it. not for you. not for anyone. if you want to grab on, grab on. but there's just room for you and me - no threesome.

    --- spoiler ---
  • spoiler içerir...

    bu filmden yıllar yıllar önce, 1945'te hollywood'un eşsiz yeteneklerinden billy wilder, the lost weekend'te öyle güzel işler ki alkolizmi daha iyisinin çekilemeyeceğini düşünürsünüz. wilder 45 çıkışlı bu filminin merkezine içmekten haz alan ve bundan kurtulmak niyetinde olmayan bir adamı koyar ve giderek dibe vuruşunu, çaresizliğini mükemmel bir şekilde anlatır. tabii dönem 40'lar olduğundan filmini mutlu sonla bitirmek zorundadır. çünkü hays yasaları bunu emretmektedir. ama wilder, herkesten daha zekidir ve filmlerine yedirdiği nüanslarla filmi mutlu sonla bitirse bile izleyicisine o mutlu son hissini geçirmez. yani "oh, artık alkolik değil, kurtuldu," diye düşündürtmez bize. adam içkiyi bırakır ama bir süre sonra tekrar başlayacağını biliriz. her açıdan mükemmeldi.

    gelelim days of wine and roses'a. bu film de lost weekend gibi alkolizmin bütün safhalarına (alkolik olma, alkol yüzünden dibe vurma, bu gerçeği inkar etme, bu gerçekle yüzleşme, tedavi olma, adsız alkolikler'e katılma, normalleşme) odaklanır. bunu da bence gayet iyi yapar ve lost weekend'le aynı konuyu işlese de içine aşkı yerleştirmesiyle, karakterin işini daha da önplana çıkarmasıyla, karakterlerini de lost'tan farklılaştırmasıyla lost'la tek benzerliği alkolikliği işlemiş olur. lost'ta aşk çok da önplanda değildir, adamın mesleği de öyle. buradaysa hepsine önem verilmiş. bir de tedavi sürecine de yer veriliyor ki lost'ta tedavi sürecine pek yer verilmemişti. ama nedense lost kadar mükemmel olamıyor. bunun da nedeni öykünün bir noktadan sonra kendisini tekrar etmesi.

    blake edwards da, jack lemmon da komedi filmleriyle önplana çıkmış sinemacılar. edwards'ı millet pembe panter'lerden hatırlar ama bu filmiyle de anılmayı, hatırlanmayı hak ediyor. güçlü sahneler içeriyor alkolikliğe dair. en çarpıcı sahne jack lemmon'ın saksının içine sakladığı içki şişesini bulmak için bütün saksıları parçaladığı o sekans... çok iyi yönetilmiş ve kurgulanmış. bu sekansın en etkileyici sekans olmasının nedeni de lemmon'ın performansının zirveye çıkması. komedyen denilip hakkı sürekli yenen lemmon aslında ilk filmlerinden beri ne denli mükemmel bir aktör olduğunu hep kanıtlamıştı. buradaysa klasik komik lemmon'dan iz yok. tamamen dramatik bir rol teslim edilmiş kendisine. o da döktürüyor. bahsettiğim sekansta yavaş yavaş yükselen alkol isteği ve çılgınlığı mükemmel bir şekilde yansıtıyor. keza hastanedeki sahnelerde de mükemmeldi. peki oscar ödülü kime gitti? to kill a mockingbird'teki gregory peck'e. burt lancaster (birdman of alcatraz), marcello mastroianni (divorzio all'italiana) ve lemmon dururken peck'e teslim edildi ödül. neyse ki lemmon'a iki oscar verdiler. 8 adaylığın 2'sine ödüle dönüştürmüş, ki ben olsam 2 oscar daha verirdim kendisine. filmin 2.başrolü lee remick'in de çok iyi oynadığını ve onun da ödülü (the miracle worker'daki anne bancroft'a) kaptırdığını belirteyim.

    days of wine and roses'ın mutsuz sonla bitmesi de filmin çarpıcı taraflarından. adam bağımlılığıyla yüzleşir ve bundan kurtulur. kendisi yüzünden alkolik olan kadınsa kurtulamaz, kurtulmak istemez ve film kadının evden çıkıp karanlığa karışmasıyla sona erer. 50'lerde olsak sıkıysa böyle bitir filmi. ama 62 yılındayız ve hays yasaları artık ayaklar altına alınıyor çok şükür. bu film de mutlu sonla biteceğini düşündürüp mutsuz sonla bitiyor. gayet doğru bir karar. herkes bağımlılıktan kurtulacak diye bir şey yok.
  • 1962 tarihli ve aynı adlı blake edwards filmi için henry mancini tarafından bestelenen ve sözleri johnny mercer'a ait olan unutulmaz şarkı. en iyi şarkı dalında oscar ödülü kazanmış çok önemli bir eserdir ve afi'nin 100 years...100 songs listesinde 39. sırada yer almıştır. sözleri şöyledir;

    the days of wine and roses laugh and run away like a child at play
    through the meadow land toward a closing door
    a door marked "nevermore" that wasn't there before

    the lone-ly night discloses just a passing breeze filled with memories
    of the golden smile that introduced me to
    the days of wine and roses and you

    [brief instrumental break]
    the days of wine and roses
    [more instrumental-rest of the first verse]

    the lonely - the night discloses just a passing breeze filled with memories
    of the golden smile that introduced me to
    the days of wine and roses and you

    henry mancini - https://www.youtube.com/watch?v=9tpvteb4baq

    billy eckstine - https://www.youtube.com/watch?v=lk9jm3zycok

    andy williams - https://www.youtube.com/watch?v=qarzdol3-0w

    peggy lee - https://www.youtube.com/…be.com/watch?v=17-0jebpu2i

    frank sinatra - https://www.youtube.com/watch?v=nayeho4tpi8

    ella fitzgerald - https://www.youtube.com/watch?v=q12nzfzc_kk

    dexter gordon - https://www.youtube.com/watch?v=agvugzrzj20

    tony bennett - https://www.youtube.com/watch?v=unp3imlbo_a

    oscar peterson trio - https://www.youtube.com/watch?v=1ypoe5yb8hc

    wes montgomery trio - https://www.youtube.com/watch?v=jadihiihtfw

    perry como - https://www.youtube.com/watch?v=rqahc6-bzve

    shirley bassey - https://www.youtube.com/watch?v=qacojom_6wc

    bill evans - https://www.youtube.com/watch?v=phvwaujlxoi

    miki howard - https://www.youtube.com/watch?v=hdsesnkq3hy
  • yukarıda da bahsedildiği gibi ister istemez benim de aklıma the lost weekend geldi ama bu film eski olması ve alkolizmi konu ediniyor olması dışında bambaşka bir film olmuş. jack lemmon zaten çok çok iyi de lee remick de döktürmüş. kadının tipi bile değişti filmin başından sonuna kadar. hem "temiz aile kızı" rolünü hem de alkolik rolünü takdire şayan bir şekilde kotarmış.

    özellikle kirs'in babasının çiftliğindeki mutlulukları beni ayrı bir etkiledi. bir tek debbie ile olan ilişkileri biraz sönük işlendi kanımca ama onun dışında gayet iyiydi film. eski filmlere 1 puan fazladan vermekle beraber 9 dedim.