şükela:  tümü | bugün
  • jules verne'nin bir romani..
  • jules verne in insanoğlu aya ayak basmadan önce yazdığı roman.
  • jules verne'in 1865 yılında yazdığı bilimkurgu romanı. her nedense salt çocuk kitabı olarak piyasada bulunmaktadır; yıllar sonra kitapta anlatılanlar değil de bilimin gelişmesiyle demek istenenler anlaşılmıştır ve irdelenmeye başlamıştır ki çok da çocuk romanı gibi durmamaktadır artık. ayrıca; (bkz: aya yolculuk) (bkz: le voyage dans la lune)
  • çocukluğumun en sevdiğim kitabı olan başyapıt. her yaşta ayrı manalar kazanan eserlerden. çocuk kitabı olarak bir macera, son sayfalarının uçarcasına okunduğu, kalp atışlarını hızlandıran bir macera hem de.

    --- kısmi spoiler ---

    büyünüp orjinali(ya da benim gibi fransızca eksikliğinden orjinale yakın tercümesi) okunduğunda ise yolculuğun sonuçtan önemli olduğu romanlardan. amerikan iç savaşında birbirlerine en büyük zaiyatı vermek için büyük bilimsel buluşlara imza atan kişilerin, salt sıkıntıdan(!) bir amaç edinmeleri, ve yıllardır tam ortasında oldukları (ve birçoklarının zevk aldıkları) savaşın aksine, bütün dünya milletlerini bir araya getirmeleri...

    sanat, bilim ve zanaat.
    ardan, barbicane, nicholl

    --- kısmi spoiler ---

    not: kitabın son birkaç bölümü okunurken pink floyd'dan dark side of the moon dinlemek farzdır, elzemdir, odur budur.
  • jules verne'in bir top mermisi içinde 3 kişinin aya gönderilmesini anlattığı 98 sayfa hikayedir
  • --- spoiler ---

    sonunda aya inemiyorlar, yörüngesine oturup ayın etrafında sonsuz bir dönüşe koyuluyorlar.

    --- spoiler ---
  • gerçek anlamda okuduğum ilk kitap. çizmeli kedi, hansel ve gratel gibilerinden sonra böyle bir kitap ile karşılaşmam gerçekten iyi oldu. çocuklar için ufuk genişletici nitelikte mükemmel bir eser.

    jules verne'i de bu kitapla sevmiş oldum.

    iç savaşın bitmesiyle sessizliğe bürünen silah kulübü, büyük heyecan içinde yeni bir toplantıda bir araya gelirler. hedef imkansızdır, ay vurulacaktır.
    hesaplar kitaplar yapılır, izlemek için teleskop hazırlanır. fransa'dan gelen bir maceracı ise ay'a gitmeye kararlıdır. böylece, tampa demir dağı'ndan fırlatılan kovanda 3 yolcu maceraya atılırlar...
  • jules verne bu eserinde aya gönderme yapmıştır.
  • jules verne'in, iki kısımlık yolculuğunun ilk kısmı. birinci kitap olan bu, yola çıkışı anlatıyor. türkçesi "dünya'dan ay'a". ikinci kitap ise "autour de la lune", yani "ay'ın çevresinde seyahat". bunları tek parça olarak algılamak şart.

    şimdi o değil de. burada gerçekten çok enteresan durumlar var. tamam, bu manyak oğlu manyak adam, bu romanı 1865'te yazmış. allah belanı vermesin senin ya. yemin ediyorum bambaşkasın. ama diyeceğim şey bu değil. daha da öte.

    şimdi okurken düşündüm de, verne'in neredeyse her kitabını filmleştirmiş, bu hollywood denen mecra. pek çoğunu da güzel çekmişler. mesela "20000 leagues under the sea", kitaptan biraz farklı da olsa, gayet süper, çekilen yıla rağmen. (mesela o filmdeki nautilus'un tasarımı süper güzel. neyse o başka konu.) ulan dedim, bunu da güzelce çekselermiş ya. tamam, biliyorum; özellikle ikinci kitapta hayli mantıksız şeyler var, ay'a dair falan, ya da zaten daha ay'a gidiş yolu mantıksız, topla aya gidilir mi olum. (ama bunları düşünmüyoruz okurken, zira tekrar ediyorum: 1865. bu fikri düşünmesi yeter.) lâkin sonra bir farkettim, tüylerim diken diken dikeldi, e bunun filmi var ya hacı: apollo 13. hani şu tom hanks'in oynadığı, ron howard'ın süper filmi. diğer oyuncuları da muhteşemdir. e diyeceksiniz ki, ne var bunda. olay şu: o film bu kitaptan uyarlanmadı ki. o filmde olan olayların hepsi... gerçekti lan!

    olayım film değil, sıçayım filme. demek istediği bambaşka. bak şimdi, abi, bak abi diyorum; 1865'te böyle bir şeyi yazıyorsun. onu anladık. ulan abi, çıkabilecek sorunları, o sorunların (kendiliğinden de olsa) çözümlerini, kabinin iniş yerini, şeklini, daha birçok şeyi, bunları nasıl düşünüyorsun? inanamıyorum sana.

    bilen bilir, apollo 13, ay'a gitmek ve inmek için görevlendirilmiştir. ancak görev en baştan sona kadar hep şanssızlıklarla ilerlemiş, ay'a inilememiş, sonuçta da astronotlar zorlukla dünya'ya döndürülebilmiştir. hatta tüm bu başarısızlıklara rağmen o elemanların kurtulması tarihe geçmiş, başarısızlık başarıya dönüşmüştür. jim lovell ay'a hiç inememiştir.

    arkadaş, aynı be. romanla aynı. ay'a inemeyiş, çevresinden dönme zorunluluğu, ay'ın karanlık yüzü kısmındaki belirsizlik, kabinin ay'ın kendi çekim gücüyle dünya'ya dönebilmesi, okyanusa iniş... ya inanamıyorum.

    bunların dışında, columbiad'ın (merminin gönderildiği topun ismi) florida'ya kurulması, ay'ın en yakın noktasının beklenmesi, gönderilecek mevsim ve daha bilmem ne bir sürü teknik ayrıntının da tutarlılığı... ne diyeyim. bu kadar şeyi, bu kadar ayrıntıyı nasıl düşünüyorsun. resmen adam her şeyi, tüm öyküyü kafasında yaşamış, ya da daha ötesi artık, bu adam gelecekten geliyor. başka yolu yok.

    uzattım belki ama. jules verne için değmez mi.

    abi. senin o zamana direnemediği için çürümüş halde bulunan beynini kafatasından çıkarıp her bir kıvrımını ayrı ayrı öpmek istiyorum abi. önünde saygıyla eğiliyor, sadece bilimkurgu tarihine değil, bilimin kendisine de yaptığın katkılardan dolayı kalbimde sana süper kıyak bir yer veriyorum.

    not: kitaptan çok jules verne yazısı oldu farketmeden. olsun, ne yapayım. bu arada bu roman, bence kendisinin en sıradan eserlerinden birisi, düşünün bak. favorim -şimdilik, zira diğerlerin de okudukça coşuyorum- voyage au centre de la terre'dir.*

    -muhabirimiz ay'dan bildirdi-
  • jules verne, de la terre a la lune (ay'a yolculuk) adlı eserinde osmanlı bankası'ndan da söz etmektedir:

    “aya gidecek olan aracın çizimleri yapıldıktan ve gereken tüm mekanik, astronomik ve topografik hesaplamalar bitirildikten sonra, iş kaynak bulmaya gelmişti. gun-club başkanı barbicane, hiçbir kişinin, hatta hiçbir devletin bile tek başına karşılayamayacağı bu projenin maliyetini bütün dümyaya yaymaya ve dolayısıyla meseleyi evrensel bir boyuta taşımaya karar vermişti. planı basitti: 8 ekim günü “dünyanın bütün iyi niyetli insanlarına” bir çağrı yayınlayacak, ilk aşamada birleşik devletler’in başlıca kentlerinde, sonra da iki kıtanın çeşitli devletlerinde para toplanmaya başlanacaktı. bu görevi üstlenen belli finans kuruluşları bulunuyordu: viyana’da s.-m. de rothschild, petersburg’da stieglitz ve şürekâsı, paris’te credit mobilier, londra’da n.-m. rothschild ve hamdumları, berlin’de mendelsohn, istanbul’da osmanlı bankası, roma’da torlonia ve şürekâsı,buenos aires’de maua bankası…"

    kısa bir sürede birleşik devletler’den 4.000.000 dolar toplanmış, diğer devletlerin katılımı ise 1.446.675 dolara ulaşmıştı. bu son meblağın neredeyse %5’i osmanlı bankası kanalıyla türkiye’den toplanmıştır:

    “türkiye çok cömert davranmıştı; ama bu işte şahsi menfaati vardı; öyle ya, ay orada yılların ayarını tutmakta, ramazan orucunu belirlemektedir. bir milyon üç yüz yetmiş iki bin altı yüz kırk kuruş vermesi gayet tabiiydi, fakat bunu öyle bir şevkle ödedi ki, bunun arkasında bab-ı ali hükümetinin baskısı olduğu hissedilebilir gibiydi” (1)”

    (1): jules verne, de la tere a la lune. traject direct on 97 heures, paris, jules hetzel, [1865], s.122, 125.

    asıl ilginç olan ise bu kısımların ne ilk türkçe tercümede ne de sonrakilerde yer almamasıdır (!) (ilk çeviri: jül vern, arzdan kamere seyahat. seyahat-ı harikulade, (terc. mazhar), istanbul, kitapçı arakel, 1309/1893)

    edhem eldem, "135 yıllık bir hazine: osmanlı bankası arşivinde tarihten izler" kitabında, takriben 13.000 osmanlı lirasına tekabül eden bu meblağın, o dönemde banka’nın osmanlı hükümetine muntazam bir şekilde verdiği avans ve borçların yanında gülünç denecek kadar küçük olduğunu yazmış.