şükela:  tümü | bugün
  • nicolaus copernicus'un en onemli buluslarini acikladigi yapiti. orijinal adi: "de revolutionibus orbium caelestium". kisa aciklama ve birinci kitaptan bir bolum saffet babur cevirisiyle yapi kredi yayinlari tarafindan yayimlandi.

    su cumle guzel bir alinti: "daha cok doganin isleyisini izlemek gerekir; doga gereksiz ya da yararsiz bir seyi uretmekten ozellikle kacindigi gibi, cogunlukla tek bir nesneyi pek cok etkiyle donatir." bu soz, buyuk birlesik kuram bulunursa onun aciklandigi makalenin basinda yer alabilir.
  • 50 sayfalık dev eser. okumakta geç kalınmış olan yüzlerce temel kitaptan biri.

    "...nitekim kara, gemiden henüz görünmezken, gemi direğinin tepesinden görünür; öte yandan gemi direğinin tepesine bir şey bağlansa, gemi karadan ayrıldığında kıyıda kalanlar sanki gemi batıyormuş gibi, sonunda gözden kayboluncaya değin, onun yavaş yavaş alçaldığını gözlerler."
    (1.kitap 2.bölüm 'yeryüzü de küre biçimindedir')
  • *o yıllardaki anlamıyla, göksel kürelerin dönüşleri üzerine...
  • gorecki senfoni no 2'nin sonunda düşer aklımıza. polonyalı çağdaş bestecinin, kopernik'e verdiği doğumgünü hediyesidir bu senfoni; hâliyle şaşırmamak gerekir.
  • [şuradan gel önce: igitur eme lege fruere]

    nicolaus copernicus'un 1543 tarihli bu eseri üzerine çok konuşacağız galiba önümüzdeki dönemde; her devinim sağlıklı işlediği takdirde "galiba"ları kesin hale getirebileceğiz, önce bunu belirteyim. sadece yeni çağ'da değil, daha sonraki çağlarda ve günümüzde felsefe-bilim anlayışı kapsamında bu eserin öneminin büyük olduğu aşikar. yoldaşım sir francis bacon'ın 16-17. yy.'da karşı çıkmış olduğu "güneş merkezli evren" tasarımının ilk ciddi savunması olan bu eser, güneşe doğal olarak saf ışığa / aydınlanmaya yaklaşmaya çalışan insanoğlu kümesinin alim üyeleri tarafından alınmış, okunmuş ve hazmedilmiştir, tıpkı bizzat yazarı copernicus tarafından önsöze yazılmış olduğu gibi. şu tarihte, şu saatte önsözü manalı kılan da herhalde, bu eseri kendi türkçemle, felsefemle ayakta tutmaya çalışırken oltama ilk takılan copernicus balığı olmasındandır.

    önsözü paylaşayım, takatim kalırsa devam ederim. copernicus şöyle diyor ("atatürk diyor ki" kalıbına benzedi farkındayım):

    "habes in hoc opere iam recens nato, & aedito, studiose lector, motus stellarum, tam fixarum, quam erraticarum, cum ex ueteribus tum etiam ex recentibus obseruationibus restitutos: & nouis insuper ac admirabilibus hypothesibus ornatos. habes etiam tabulas expeditissimas, ex quibus eosdem ad quoduis tempus quam facillime caculare poteris. igitur eme, lege, fruere."

    türkçesiyle:

    "ey arzulu okur, en sonunda hazırlayıp sunmuş olduğum bu çalışmada, başıboş değil de düzenli bir şekilde devinen yıldızların, eskiye olduğu kadar son döneme ait gözlemlerin de ortaya koyduğu, yeni ve şaşırtıcı hipotezlerle bezeli hareketlerine dair bilgiye ulaşacaksın. ayrıca yine bu hareketlerin, olabilecek her anını pek kolayca hesaplayabileceğin en doğru tabloları da burada bulacaksın. o halde buyur (bu eseri) al, oku ve kullan."

    neyi alıp okuyarak, kullanmamız gerekir? madem ki bir kırılmadan bahsediliyor, burada bir devrim mi var? şüphesiz var. zaten olduğu için anlatma gereği duymuş copernicus, farklı olanı dile getirme isteği, yaygın kanaati sarsma dileği... örneğin ağır olan nesneler yere, merkeze doğru gidiyorsa, evrenin belirli bir yerine doğru gittiklerinden değil, yere dönmek istediklerindendir. bu uslamlama doğal olarak metafizik gerçekliğin yerine fiziksel bir gerçekliği koymuş olmaktadır. peki bu durumda ne oluyor? "devrim bunun neresinde?"

    aristoteles ile ptolemaios'un evren / gökbilimine sarılan ortaçağ'ın hiristiyan egemenliği dünyayı diğer gezegenlerin merkezi olarak görüyordu. zira bu merkezlik başka bir merkezliğin sembolüydü; tanrı her şeyi ama her şeyi insan için yaratmıştır, gezegenler, yıldızlar, ay ve güneş de dahil olmak üzere, her şey insan merkezli bir algılayışın basit birer nesnesidir. bunu aslında şöyle de düşünmeniz mümkün, john n. gray'in straw dogs: thoughts on humans and other animals adlı eserinde çizilen humanitas anlayışı tümüyle insanın gözlüğünden çıkmadır. dünya berbat bir yer haline gelmişse, bunun kurtuluşu da yoktur. çükü göktaşının dinazorları yok etmesi gibi dışsal bir yok oluşla karşı karşıya değiliz, bizzat evreni manalı hale getiren insanın kendisi hem kendi türünü hem de diğer bütün türleri (özellikle de hayvanları) ortadan kaldırmaya ant içmiş gibidir. buradaki durumu son yüzyılın savaşlarla, kıyımlarla dolu tarihi belirlememektedir. aksine modern düşüncenin, felsefenin, biliminin ağbabaları aristoteles'le başlatın .... francis bacon, rene descartes, immanuel kant, david hume ve john locke, en nihayetinde insan dışındaki canlıları yaşama dışı (dünya özürlü) gören martin heidegger! john n. gray aslında humanitas diye bildiğimiz kendi gözlüğümüzle sınırlı algılayış yetimizin eleştirisini yaparken haklıdır da, copernicus'un evvelinde ortaçağ hiristiyanlığının metafizik bir gerçeklikle yeri ve göğü birbirine bağlamasındaki manayı gözden kaçırmaktadır bence. öyle yukarıda bir yerde dedim, "saf ışığa / aydınlanmaya yaklaşmaya çalışan insanoğlu kümesinin alim üyeleri" bu metafizik zincirin en zayıf halkasını kopartırken, john n. gray'in şikayetçi olduğu düşünce sisteminin de altını oymuş oluyordu. zira insan merkez değildir! en azından dünyanın alem içindeki yeri içi konuşmak gerekirse, dünya merkez değildir!

    ne ptolemaios'un ne de de revolutionibus orbium coelestium adlı eseriyle copernicus'un evren hususundaki temayülleri sağlam kanıtlar içerir. ancak ben burada şunu düşünüyorum, bilmemne tepesinin zirvesinde ya da bir elma ağacının dibinde çimenlerin üzerine uzanarak göğe bakan bir adamın aydan, yıldızlardan ve gecenin kendisinden beklediği şeyin, güneşin her sabah doğmasıyla elde ettiği bilgilerin tazeliğinden ötürü değişmesi önemsiz şey midir? insanoğlunun tarihi insanın tarihidir deyip duruyoruz, adam daha iyi teleskopla daha bilgili bir çağın etkisiyle güneşi merkeze koyarken galileo ve newton'ın önünü açmış oluyordu. yani hangi kanıtları içermiş olursa olsun, ptolemaios da copernicus da, orta sahaları kuvvetli iki futbol takımı gibi, seyri güzel bir müsabaka sunmuşlardır. müsabakanın çetinliği, copernicus'un kimi "gelecek kuşaklara ışık tutan" çağdaşları tarafından hor görülmesinden de kolaylıkla anlaşılabilir.

    kosmos'u açıklama gayreti, üst üste binen hayal kırıklıklarıyla dolu. bir gün biri çıkıyor ve size aslında "özel" olmadığınızı söylüyor. yaşadığınız dünyanın sizin için yaratılmamış olduğunu da ekliyor. [owen gingerich ile james maclachlan'ın birlikte yazmış olduğu "nicolaus copernicus, making the earth a planet" adlı esere (http://www.amazon.com/…g-earth-planet/dp/0195161734) bir bakmanızı öneririm. ("ekitap çıktı mertlik bozuldu!" diyeyim ben, siz anlayın.)] gidecek yeriniz olur muydu, yoksa buna razı mı olurdunuz? razı olduk efendim, paşa paşa. diğer galaksilerin, gezegenlerin arasında bit kadar bir gezegende yaşayan mahlukatlarız, dünyadaki bitten bile daha aşağıyız belki. hiç problem değilmiş copernicus için, zaten de revolutionibus orbium coelestium 'daki kuramına ulaşırken tıpkı güneşe tapan bir adam gibidir, zira kimi eski alimleri de örnek göstererek (kaldı ki onlar da venus ile merkur'un devinimlerini merkez olarak görüyordu) ptolemaios'un dediğinin tam aksini açıklamaya girişmiş, bildiğin deli! kanıtlamalarının zayıflığı da zaten burada, aslında bizim üzerimizdeki altın yaldızın dökülmesini / daha da döküleceğini umursamamakta!

    arzulu okurlarını bekliyor eser, haydi bakalım. bu da böyle bir giriş olsun mevzuya.
  • johannes petreius adlı yayımcının (1497-1550) 1543'te bastığı bu eseri rarebookroomcular sayfa sayfa dijital ortama aktarmış; her ne kadar baskının kimi yerlerine sansür uygulandığı iddiaları varsa da elimizdeki en sağlam de revolutionibus edisyonu budur.

    irdeleyiniz:
    http://www.rarebookroom.org/…trol/coprev/index.html
  • thomas s. kuhn'un copernican revolution'da aktardığı bir anekdota göre martin luther'in 1539'daki (copernicus'un de revolutionibus orbium coelestium adlı çalışmasının yayınlanmasından 4 yıl evvel) sofra sohbetleri'nden ("table talks") birinde şunları söylediği rivayet edilir:

    "...insanlar, göklerin ya da göğün, güneş ile ay'ın değil, dünya'nın döndüğünü göstermeye uğraşan bir astrologa (copernicus'a) kulak verdiler... bu çılgın tüm astronomi bilimini tersyüz etmek istemektedir; ancak, kutsal kitap (yeşu 10:13) bize, yeşu'nun dünya'ya değil, güneş'e durmayı buyurduğunu söyler." (kaynak: andrew d. white, a history of the warfare of science with theology in christendom, new york: appleton, 1896, i, p.126.)

    yine aynı yerde geçtiğine göre çok geçmeden protestanların copernicus'a karşı yükselen yakınmalarına luther'in başta gelen vekili olan melanchthon da katılmıştır. copernicus'un ölümünden (aynı zamanda eserinin yayınlandığı tarihten) altı yıl sonra şunları yazıyordu:

    "gözler göklerin yirmi dört saatte bir döndüğüne tanıklık eder. ancak kimileri, ya yenilik sevdasıyla ya da zeka gösterisi yapmak adına dünya'nın döndüğü sonucuna varmışlardır; sekizinci kürenin de güneş'in de dönmediğini savunurlar ... imdi, bu tür görüşleri kamuoyu önünde savunmak dürüstlükten ve terbiyeden yoksun olmaktır ve bu tehlikeli bir örnektir. iyi bir zihnin yapacağı şey, hakikati tanrı'nın vahiy yoluyla bildirdiği biçimiyle kabul etmek ve ona rıza göstermektir." (kaynak: ibid. p.126-127, melanchthon, initia doctrinae physicae'dan)

    kuhn'un bildirdiği, copernicus'un önerdiği sisteme eleştiri getirenlere dair bir diğer örnek ise on altıncı yy.'ın en ünlü olduğu kadar en ilerici ve yaratıcı politik düşünürlerinden biri olarak tanınan jean bodin'dendir; bodin şöyle diyor:

    "aklı başında olan ya da bir nebze de olsa fizik bilen hiç kimse, kendi ağırlığı ve kütlesi nedeniyle ağır ve hantal olan dünya'nın kendi merkezi ile güneş'inki çevresinde bir aşağı bir yukarı sallanacağını düşünemez; yoksa, kentler, kaleler, dağlar dünya'nın en küçük sallanışıyla yıkılır giderdi. saray mensubu aulicus adlı biri, bir astrolog prusya dükü albert'in huzurunda copernicus'un görüşünü savunurken falerno şarabını kadehlere dolduran uşağa dönerek 'dikkat et, sürahideki şarap etrafa dökülüp saçılmasın' demişti. dünya deviniyor olsaydı, dosdoğru yukarı doğru fırlatılan bir ok da bir kulenin tepesinden yere bırakılan bir taş da dikine düşmeyecek, ileriye ya da geriye düşecekti... son olarak, aristoteles'in yazdığı gibi, kendi doğalarına uygun yerleri bulan nesneler orada kalırlar. dünya'nın doğasına uygun bir yer ayrıldığına göre, dünya kendisinin dışındaki bir devinim tarafından döndürülemez." (kaynak: dorothy stimson, the gradual acceptance ıf the copernican theory of the universe, new york 1917, p.46-47; ilgli eserde bodin'in universae naturae theatrum adlı eserinden [frankfort, 1597] çevrilmiştir. thomas s. kuhn, kopernik devrimi, çev. halil turan, dursun bayrak, sinan k. çelik, imge kitabevi 2007.)