şükela:  tümü | bugün
  • chroma key'in 98 cikisli ilk albumu..
  • fight evil records'un "0001" kodu ile piyasaya surdugu, kevin moore albumu.

    www.chromakey.com
  • farklı ve kaliteli bir kevin moore çalışması.

    playlist şöyledir:

    1. colorblind
    2. even the waves
    3. undertow
    4. america the video
    5. s.o.s.
    6. camera 4
    7. on the page
    8. mouse
    9. hell mary
  • on the page gibi bir güzelliği barındıran albüm.
  • kevin moore denilen übermensch bünyenin akıllara zarar, $ukela albümü bu. ha, chroma key, evet...

    bu adamın yarattığı her $eyden öyle güzel, öyle naif, öyle nev-i $ahsına münhasır bir melankoli yayılıyor ki... aslında melankoli de değil bu tam olarak, özel bir $ey i$te, adlandıramıyorum.

    dead air for radios da bu güzel adamın güzel grubunun çok çok güzel ilk albümü. mükemmel bir kapağı var bir kere, muhayyileyi körükleyen $ahane albümlerin çoğu gibi bu yönden ve i$te kızıl bir albüm bu; lakin bir günbatımının kızıllığını barındırıyor moore'un yitip giden melodileri.

    yapmak istediğini olabilecek en samimi halde $ekile bürüyen bir adamın ellerinden çıkma, buram buram "o" kokuyor. colorblind'la albüm bizi avcuna alıyor, gerçi sıkmıyor; ama bırakıp gitmek de istemiyoruz i$te. even the waves'de, biz de kayboluyoruz koca bir okyanusta judas ile birlikte ve undertow'da, olanı biteni ya da daha doğrusu, kendini kabullenmi$ bir adamın sözlerini dinlemeye devam ediyoruz. on the page, hiç bir zaman gerçekle$meyen; lakin kurulmaktan bıkılmayan planların acı bir parodisi... mouse geliyor sonra ve o çaresiz, çaresizliğini kabullenmi$ adamı, bu sefer hafif bir tebessüm kondurarak çehremize, öyle dinliyoruz.

    hırstan, kibirden ve "ben"den bağımsız, küçük bir albüm dead air for radios. i$te tam da bu yüzden çok büyük. çok çok büyük...
  • ağır topları colorblind, undertow ve on the page olan, muhteşemliği sadeliğinden gelen chroma key albümü.
  • kevin moore'un, çoğu klavyeci gibi içinde yatan elektronik müzik sevgisine dur diyemediği albümdür. siz bu rock müzik klavyecilerinin yarattığı, o sert şarkılara yazdıkları naif piyano kısımlarını, karakteristik hammond rifflerini, kullandıkları nokta atışı tonları severken o klavyeciler stüdyolarına kapanıp dj'lik gündüz-düşleri kuruyorlar, klavyelerinin başında "ay bu ton çokzel ama fazla elektronik, ay bu tuşa basınca nasıl da ses ekolu oluverdi ama fazla elektronik, aay bu programla neler yaparım, ama şimdi bu grupla yapamam..." diye kahroluyorlar. bakın, koskoca kevin moore bile zamanında kendince bu isteğe dur diyemeyip allahtan çok abartmamıştı, jordan rudess yapsa normal, sen kevin moore'sun, büyük düşün.

    şaka bir yana, bence iyi bir progressive rock albümü değil ama genel olarak iyi bir albümdür.

    fakat kendimi bu deneysel albümü dinledikçe kevin moore'un meğer gündelik hayatında klavye tuşlarıyla davul çalma opsiyonunu açtığını, hatta zamanında mike portnoy'la birlikte iki 14 yaşında oğlan çocuğuymuş gibi klavyeyle oynadıklarını falan düşünmekten alıkoyamıyorum, bu bir üzüntüdür.