şükela:  tümü | bugün
  • alice munro'nun seçkin selvi çevirisiyle ülkemizde yayımlanacak olan kitabı. kanada'nın taşra ortamında geçen öykülerinden sunduğu bir demet. (bkz: sevgili hayat)
  • okuduğum ilk alice munro kitabı. çok beğendim. hem kendine has, naif bir yapısı var öykülerin; hem de alice munro karakter yaratma konusunda gördüğüm en iyi yazarlardan.

    ilk iki öyküyü okuduğumda açıkçası pek de beğenmemiştim. sonra diğer öyküleri okuyunca gözümde değeri giderek arttı. sanırım sorun ilk iki öyküde değil de ben yazarın tarzını henüz kavrayamamıştım.

    en başta da dediğim gibi, özellikle karakterleri çok beğendim. sadece kahramanlar değil yan karakterler de çok başarılı. sanki gerçek birini alıp da sayfaların ortasına atmış alice munro. hiçbir karakter düz, sıradan, bir yazarın elinden çıktığını belli edecek şekilde sığ değil. bu hataya düşmemek için bazı yazarları karakterleri çok zorlar, ama alice munro bunu da yapmamış. gerçekten etrafınızda görebileceğiniz kişiler var. ne yüzeysel ne de zorlama, tam kararında.

    ayrıca sakin üslubuyla da melankolik taşra ortamını çok güzel yansıtıyor. taşranın tuhaflığını, doğallığını büyük bir normallikle aktarıyor bize. aynı zamanda kitabın arka kapağında da denildiği gibi, çoğu öyküde rastlantılar büyük rol oynuyor.

    kanada'nın çehov'u demekte haksız değiller demek ki. okuduğum en güzel öykü kitaplarından. diğer kitaplarını da okuyacağım.
  • günün arabesk edebiyatından sıyrılıp edebiyatı insanın özü ve ruhuyla ilgilenen bir sanat olarak gören herkesin okuması gereken kitap.

    kitap, edebiyatın neliği konusunda fazlasıyla başarılı. aldatma, aldatılma, güven gibi konular öylesine ele alınıyor ki okuduğunuz her satırda” evet, bu durumu yaşayan her insan böyle düşünürdü, bu karakterdeki her insan bunu yapmayı aklından bir kez olsun geçirirdi” demekten alamıyorsunuz kendinizi.
    “ kanser fikri aklımın köşesinden geçmedi, annem de o sözcüğü ağzına almadı. bugün de herhangi bir soru sormadan böyle bir açıklama, kanser olup olmadığı hakkında bir araştırma yapılabileceğini sanmıyorum. kanser mi, selim mi – bunu hemen öğrenmek isteriz. bunu dile getirmeyi başaramayışımızın nedeni, bence kanser sözcüğünün etrafını da tıpkı seks sözcüğünün etrafını örten bulut gibi bir bulutun örtmesidir. bu seksten de beter. seks iğrençti ama onda belirli bir haz vardı- annelerimiz bunun farkına varmamış olsa da biz biliyorduk…” muhafazakar aileden gelen çocuk, ebeveynlerinin sekse bakış açısı hakkında ne düşünürse onu düşünüyor bu hikayenin kahramanı ve “ kızın annesi, ona, seks yapmayı sevmediğini söylüyordu. bunun nedeni kızını günahlardan uzak tutmaktı. oysa o seks yapmayı çok seviyordu” gibi cümleler kurmadan, basitçe oluşturulmuş alt metinlerle anlatıyor.

    kitaptaki bazı öykülerin olaylarını arkadaşlarınıza anlatıp kitabın güzel olduğunu söyleseniz muhtemelen taşlanırsınız. çünkü bu öykülerin olayları hülya koçyiğit filmlerindeki gibi gelişiyor ancak munro olayları abartmadan, dramatize etmeden, edebiyata yakışır şekilde anlattığı için öykü bittiğinde aklınızda olaylardan çok olayın işlenişi, kahramanın ruh hali kalıyor. bu yönüyle, edebiyatçılarımızın örnek alması gereken biri munro.

    kitaptan hareketle tesadüf konusuna da değinmek gerek. lise yıllarında hocalarım tanzimat dönemini anlatırken bu dönemin kurmaca metinlerinde tesadüflere sıkça yer verildiğini ve bunun edebi bir kusur olduğunu söylerlerdi. sevgili hayat’ı okurken, doğal olarak, aklıma takıldı bu konu. kitaptaki birçok öykü tesadüfler üzerine kurulu ve bu tesadüfler, hayatın önemli bir parçası olarak aktarılabilmiş. dolayısıyla bu öykülerden sonra tesadüflerin insan hayatındaki yeri konusunda da düşünmeden edemeyip bu konu aracılığıyla lise hocalarıma eksik anlatıları için bir selam yollamak istiyorum.