şükela:  tümü | bugün
  • arizona dream'in ölüm müziği. kesik kesik nefeslerle iyice gerilip birdenbire patlayışı muhteşemdir. kadınların çığlıkları insanın içini yakar. melodisi de kına havası gibi bişelere benziyo inceden.. "uğurlama" tam..
    bi şarkı ancak bu kadar benzeyebilir ölüme.
    (bkz: goran bregovic)
  • bana biri "müzik ne demek?" diye sorsa alacağı cevaptır.
  • death nedir?

    death ne yapmıştır?

    bir şeyler yaratmış ya da yapılandırmış, öznelliğini korurken değiştirmiş, etkilenmiş ve etkilemiştir. bir döneme imza atmıştır. death’in ve chuck shuldiner’ın yaptıklarını ne kadar daha sıralayabiliriz. en başta yeni bir teknik ortaya koymuştur. şu andaki birçok grubun ortaya çıkmasını sağlamıştır. death metal’i saf gürültüden sayan insanlara bir cevap olmuştur ve olmaktadır. bunun yanında tam bir filozof niteliğinde yazdığı sözlerle de hala hatırlanmaktadır chuck shuldiner. ”do you live my life or share the breath i breath.the philosopher you know so much about nothing at all”.

    spiritual healing her ne kadar death tekniğinin başlangıcı olarak gözükse de asıl grotesk hissiyat human'da patladı. en başta, önceki albümlere göre ritmik boyutta ciddi değişiklikler içermekteydi bu albüm. eksik metronom ölçülerinden tutun da, soloların yerleştirilmesine, grubun düz thrash’in ritmik mantığından kopma denemelerine kadar birçok yeni fikir ve girişim barındırmaktadır. başlangıcından itibaren individual thought patterns'e kadar dinlerseniz eğer death'i, tam olarak ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. mesela eski thrash metal hastası insanlar (anlayan ve gerçekten de eskiden kalma insanlardan bahsediyorum burada) leprosy albümüne bayılır. çünkü ilk çıktığı zaman bir çeşit progresif thrash metal albümü olarak görülmüş de olsa, thrash metal formülüne yaslanır bu albüm.

    death’in debut albümü scream bloody gore ise bütünüyle thrash rifleri ile bezelidir.
    death’in diskografisinin ilerleyen safhalarında markalaştıracağı pentatonik gamların, oryantalesk gitar süslemelerinin ilk yankısı bu albümde duyulur – ama bu bir debuttur ve grup henüz çocukluk çağındadır.

    leprosy de ise en çok göze çarpan değişimler ise eklentili şarkı yapıları ve şarkıların sürelerinin uzamasıdır. ritm gitar da tarama aralarına sıkıştırılmış tekli vuruşlar, ara durak pasajlar, vokalin daha profosyonel olarak kullanımı ise diğer artılardır. duraklardan sonra biranda hızla çıkış yapan teknik ise en fazla göze çarpan bölümlerdir. aradaki durak bölümlerini dolduran çok geçişli basslar ise cabası. bunların hepsini içinde barındıran şarkı ise open casket şarkısıdır. ancak önceden de söylediğim gibi daha thrash metal öğelerini atamamış ve sololar da yararlanılmıştır bu teknikten. death oluşumunun yavaş yavaş ilerlemekte olduğu da ancak bir o kadar da barizdir.

    spritual healing albümünde ise işler gitgide ilerlemekte ve değişmektedir. kendi içindeki değişim sürecinin bazı eklemelere uğradığı ve bu değişimin artık bitmek üzere olduğu açık bir şekilde görülmektedir. örneğin within the mind şarkısındaki oluşum eskiyi içinde barındırırken değişime de göz yummuştur. en azından bu şarkıda oldukça belli olmaktadır. arkadan takip eden taramalı pasajlara sahip ritm gitarlar, durak bölümlerin vokal ile süslenmeleri, soloların parçadan alakasız olması yerine parçadan kopmuş olması. birbirinden alakasız pasajların ardı ardına gelerek bir bütün oluşturması bu yeniliklerden sayılabilir. iş iyice progresif tabana dökülmüştür kısacası. spritual healing ve altering the future şarkıların da daha sonradan kullanılacak olan teknikler oluşumunu göstermektedir. bunları yavaşlığın içinde saklanmış olan coşkunluk olarak tanımlamak en doğrusu olur.

    human albümün de ise işlerin değiştiği açıkça ortadadır hatta şarkılar haykırmaktır bunu. albümün 2. şarkısı suicide machine bu değişimi en iyi ortaya koyan şarkılardan biridir. daha sonra da kullanacakları ara kısımları yerleştirme ve doldurma teknikleri bu şarkıda ortadadır. twin geçişlerini, bass da slap ile doldurup, lirikleri kendi öznelliğin de resmen monte etmiştir grup. twinler sadece geçiş de değil ritmin ara kısmında da kullanılmaya başlanmış. şarkıların bateri atağı ile başlamasına bu albümdede devam edilmiş. albümün en teknik ve düşündüren, kafa yoran şarkısı lack of comprehension başlangıçta kullanılmış jazzy teknik ile anında ayrı bir yer edinmiştir. sonrasında gelen taramalı ana kısım ise biran da coşturur ve bunu bir süreç haline getirir şarkı. solo kısmında bile hala onu koruyabilmekte hatta sonrasındaki ana kısma geçiş de ve bağıntılar da bir anlık bir artış da yaratmaktadır. bitişi ise çoğu death şarkısına göre çok daha değişiktir. bitiş tam bir kapanıştır. bir filmin sonu gibidir. bu albümde bir de sözsüz bir şarkı vardır, cosmic sea. baştan itibaren bizlere bir mistik hava sağlar. aslen buna mistik hava değil de isminde de kullanıldığı gibi cosmic demek en doğrusu olur. çift geçişli bir örgü yaratmaktadır gitarlar. aradaki durak kısmından, efektlerden sonra gelen gitar pasajı ise bir alıştırma gibidir soloya. solo ise karmaşıklığını rahat birşekil de korur ve gösterir durumdadır.

    i.t.p. albümü 3 harika müzisyenin buluşmasıdır en başta.1 chuck 2 steve di'giorgio 3 gene hoglan. bu albüm oldukça basit görünmektedir. ancak death’in içine girmesi en zor albümlerinden biridir aslında bu. gerçek anlamda hissetmek, yaşamak ve zıtlaşmaktır aslında. belli bir süre bu albümü dinlerseniz aşırı karmaşık strüktürü fark edeceksiniz.
    albümün en sevilen parçalarından biri olan nothing is everything her zamanki chuck shuldiner lyricleri ile bezelidir. bu şarkı bu albümün en fazla kendini ele veren şarkısıdır. şarkının teknik yapısı human albümüne çok fazla benzemektedir. jazz tekniği kullanan basslar, ara duruşlu lead guitarlar, kendilerini baştan ele vermektedirler. kompozisyon kısmında ise şarkı bütünlük içermektedir. death tekniğini aynı enstrumental teknikteki gibi göstermiştir. oysa chorus ve bridgelerden oluşma oldukça basit bir şarkıdır. hiçbir artıya sahip değildir. özellikle bu şarkının kompozisyon tekniği human albümünden lack of comprehension’a çok benzemektedir. the philosopher ise yavaş ritmli olmasına rağmen en hızlı şarkılarına nazaran daha fazla coşku yüklü bir şarkıdır. bu coşkuyu dinleyiciye bir örgü halinde sunmaktadır. araya sıkıştırılmamış tam tersine şarkının bütününde kendini hissettiren bir oryantalizme sahiptir. sözleri ise chuck shuldiner’a adanabilecek en iyi şarkıdır, kanımca.

    symbolic ise -benim en sevdiğim albümü- şarkıdan şarkıya değişiklik gösterir ancak düşüncelerime göre çok küçük bir bağ vardır. yakalaması zordur. her şarkı birbiri arasında tekli, çiftli ve hatta üçlü şekilde bağıntılıdır. mesela zero tolerance ile misantrope şarkısı birbiriyle alakasız gibi gelebilir ancak gene derine inmeniz gerekecektir. zero tolerance da baştan gelen yavaş bölüm –ki bu bölümün ritmi düşüş artışların ardı ardına gelmesi ile oluşturulmuştur- misantrope’da şarkının orta bölümünde saklıdır. zero tolerance’da ki patlama bölümü yani solo bölümü arkadan at koşturmalı önden ses takipçi bir soloya sahip olan bir bölümdür. bu iki bölümün arasında yer alan eksik ölçülü yavaş kısım ise tam bir hazırlıktır aslında. sonrasında gelen örülmüş sololara sahip kapanış bölümü ise başlangıç bölümüne oldukça benzer. aslen içinde 4 ayrı bölüm barındıran bir kompozisyon şaheseridir bu şarkı. misanthrope ise her zamanki death tekniğinin en fazla üstüne düşülen parçası olarak görülebilir. şarkının tüm bölümleri sanki ayrı bir şarkıya geçiş yapılmışçasına şarkıya yabancıdır aslen ancak bunu kompozisyondaki tarama ve ara tek ve çift vuruşlarla kapatmıştır. oradaki o hissiyatı sadece gitar ile değil aynı zamanda vokal ve lyric yerleştirilmesi ile de oldukça derin noktalardaki çukurları kapatmıştır. ve tabiki de davula herzamankinden fazla iş düşmüştür. aynı crystal mountain’daki gibi ritm bölümünde yarım ölçülük twin geçilmiştir aralarda. ne kadar symbolic şarkısındaki at koşturma twin kadar öne çıkmaya çalışmasa da ara solo kısmında arkadan destekleyicidir.

    sounds of persevence da roller değişir, çünkü en çarpıcı albümüdür, en cilalı albümüdür gitar olarak. voice of the soul ardından da to forgive is to suffer asıl patlatıcı noktalardır albüm içinde. sürekli devam eden ritmler bu albümde daha fazla göze çarpmaktadır bu bir süre sonra sıkıcılık yaratabilir ancak bunuda aradaki saf patlamacı pasajlar vede gitarın cilalılığı kapatmaktadır. flesh and the power it holds da başta bulunan soğuk ritm bölümünü takip eden hızlı ve göze çarpan, kulağı zedeleyen bölümde bu oldukça iyi anlaşılabilir. ne kadar temiz olsa da death’liğini kaybetmemiş ve gelişi güzel yerlere serpilmiş gibi bir hava yaratmıştır lirik pasajları. farkedilmesi oldukça kolay olan başka bir şey ise bu şarkıda thrash öğesi çok öne çıkartılmıştır. chuck ancak bunu öne çıkarırken belli bir soğuklukla birleştirmiştir. dördüncü dakikanın ortasındaki solo bölümü ise bir hazine gibidir, arkadan destekli jazzy basslar,zillerle bezeli soloyu destekleyici bateri. bunlar en önemli bölümlerini oluşturmaktadır aslında albümün. sonrasında ise death kapanışı ile şarkı normal şekline döner. sonucunda death’in en uzun şarkısı oluşur. bundan sonra gelen enstrümental şarkı voice of soul ise ilk başta bizlere cosmic sea kadar sert ve alışılmış olmadığı için ters gelir. ancak chuck’ın tüm duygusunu kattığı heryerinden bellidir sololarında. ilk olarak ağlatır sonrasında ise yavaş yavaş coşkunluk noktasına getirir. en sonunda ise uçurumdan bırakır. işte o an sizi havada kapan şarkı to forgive is to suffer’dır. siz tam süzülürken sizi yakalamıştır. ilk başta neler oluyor dersiniz ancak oda sizi yavaş yavaş süründürmekten daha ileriye gitmez. gidemez değil gitmez. ara coşkunluklara da izin vermiyor değildir hani. bu şarkıları teknik açıdan değerlendirmedim. çünkü bu son iki şarkı saf duygu açısından dinlendiği zaman tekniğe bir nebzede olsa bakılmadığı zaman bir anlam kazanır.

    neden diğer şarkılar değil de bu şarkıları değerlendirdim, neden daha fazla dinlenileni veya daha fazla bilineni değilde bunları dersenizde bunlar tüm albümü için de bulunduran şarkılardır. nothing is everything’den tutun da voice of soul’a kadar. chuck’ın yazdığı her şarkı da içinden gelen birşeyler bulabilirsiniz. acı çekmekten tutun da, neşelenmeyi, sarhoşluğu, herşeyi bulabilirsiniz ve belki de bunların bütününü bulabileceğiniz tek gruptur death.

    in memorium of chuck schuldiner
  • grupla yapılmış çeşitli röportajların videoları,

    - 1991'de iced earth'den jon schaffer'in evinde alman rock hard dergisi tarafından yapılmış bir röportaj. paul masvidal'ın başlardaki saçmalaması süper:
    http://www.youtube.com/watch?v=guz6zlsrwxa

    - bir alman tv'si için (itp turu, 1993 civarı olması lazım). satanizm hakkındaki sorulara chuck'ın verdiği cevaplara ve en sonda alman fan'larla kaynaşmasına dikkat:
    http://www.youtube.com/watch?v=eib-i3ka7yg&nr

    - chuck ve sean reinert ile death ve cynic üzerine yine almanya'da yapılmış bir röportaj:
    http://www.youtube.com/watch?v=eigvpyfxnxu&nr

    - chuck ve andy larocque ile florida'da yapılmış uzun bir röportaj, hayvanseverlikten tutun florida'nın sivrisinekleri ve portakallarına kadar derinlemesine geyik:
    http://www.youtube.com/watch?v=qvsjp_own7a&nr

    - human kadrosunun stüdyoda çalışırkenki kaydı. together as one. (kameraya en yakında steve digiorgio var, basını nasıl çaldığını görmek isteyenler için güzel bir fırsat)
    http://www.youtube.com/…alvdjy&mode=related&search=
  • floridali bu adamlar..
  • death (metal) deyince akla ve dile ilk gelen grup. death metalin isim babasi. huzur icinde uyu chuck
  • amerika'dan çıkan belkide en iyi şeydir..
  • anlatılamayanı hissettiren, boyut kazanması için ete kemiğe ihtiyacı olmayan ruh misali müzik tabloları yapan ve bir daha yeni üretimi olmayacağı için her dinlediğimde üzüldüğüm dünya dışı, kalp gözü, ruh sökücü müzisyenler.
  • öyle büyük bir gruptur ki dinlerken kendinizi özel hissedersiniz.
  • dinlerken ibadet ettigimi hissettigim grup..