şükela:  tümü | bugün
  • nazilerin dahi ideologu carl schmitt'in ürettiği bir kavram.

    buna göre, bir kararın meşruiyeti, onun içeriğine değil; tanınmış bir otoritenin, kabul görmüş bir metodoloji kullanarak o kararı oluşturmuş olmasına bağlıdır.

    hukuki pozitivizmin rezil bir yansımasıdır yani. sizi götürüp götüreceği yer de en fazla kanun devletidir.

    "halkın oyuyla seçilmiş bir meclis, içtüzükteki kurallara uygun olarak aşağılık bir kanun çıkarırsa, bu meşru bir kanundur, hukuka da uygundur."

    der yani schmitt. kafası böyle çalışır en azından.

    schmitt için haklı ve haksız pek bir şey ifade etmiyordur, aslolan egemendir falan ama adam en azından fikir namusu olan bir düşünürdür. zira kendi içinde tutarlıdır ve sevilmese de hala saygı gören bir adamdır uluslararası camiada.

    bizim nevi şahsına münhasır ülkemiz ise bir kanun devleti bile değildir. anayasasında(darbe anayasası diye dün sabah akşam sövdüğümüz 82 anayasasının dinci kardeşlerimize bol gelmiş olması ayrı bir tartışma konusudur) sözünü verdiği hukuk devleti olma hedefinden kilometrelerce uzak düştüğü yetmezmiş gibi, kendi çıkardığı kanunlara kendisinin bile uymadığı, hatta bu kanunları en çok ihlal edenin yine kendisi olduğu bir kabile devleti haline gelmiştir. zira carl schmitt'in aksine, bizim sonradan görme evladı osmanlarımızın eli yüzü düzgün bir dünya görüşü falan bulunmamaktadır. kaderin bir cilvesi olarak, soymayı düşündüğü bankanın müdürlüğüne getirilen harami gibi, heybesini doldururken hem evrensel hukuk kurallarını, hem de bizzat kendilerinin çıkardığı yasal mevzuatı çiğneyip geleceğin akademisyenleri için geniş bir çalışma alanı doğurdu bu fantastik kadro.
  • bu anlayış şunu varsayar: menafii umumiye diye bir şey yoktur. mutlak değerin olmadığı yerde çatışan değer anlayışları vardır ve bunlar subjektiftir, birini birine tercih edebileceğimiz rasyonel bir tasarı mümkün değildir. bu yüzden, güç sahibi kimse, toplum adına ya değerlerden birini seçerek onu meşrulaştırır ya da değerleri birleştirir. böylece güç sahibi kimse bir tanrı olur; toplum, kendisine verilen değerleri kayıtsız şartsız kabul eder ve bunları mutlak sayar.