şükela:  tümü | bugün
  • bir kitap yaz deseler def edilmek'in kitabını yazardım. sıra kitaba imzamı atmaya gelince oracıkta saniyesinde destanımı yazmış ellerimle def edilirdim. o kitabın sizlere ulaşması söz konusu olamazdı. insan bildiği şey hakkında yazar. yazdığı yerde bir süre konaklar. işte benim başıma gelemeyen şey konaklamakdır.

    ''men edilmek'' yazım bir def edilememe sonucu gelişti. genellikle ben beni def etmek isteyenin anında sağ kolu kesiliyorum. resmen bu göreve atanıyorum. benim oralarım ve bir de kimsenin bilmediği buralarım var. men edilmek kesmeyince buralarımdan def edilmeye uğrarım. def etmeye de uğratırım ama. sağ kolumu geri almam gerek sonuçta. omuzumsuz suçlunun ve işbirlikçinin tekidir.

    def etmek kişinin onurunu söküp o an işgal ettiği yere gözleri önünde gömmektir. yani kayıp 'n' harfinin ima ettiği gibi bir def'n vukuu bulur. eser miktarda onur sağ bırakılır; yaşayacak ama geri dönmesine yetmeyecek kadar. yerinden edilmiş az kalmış esişen onur çay tabağında bu niyetle sunulur.

    ''al şu kalanını ve istediğin yerine tak sonuçta sana ait biz imha etmeyi bilmiyoruz''.

    bu geri kalanı geri verme eylemi tarz tarz biçim biçim şekil şekil cins cinsdir. tasnifi ayrı bir ilimdir. sağ ele çakıyla çakılan bir imzadır aynı zamanda. bir usturub nezaretinde bahsi geçen mühimmat teslimatı yapılmazsa karşılıksız bir deve kini oluşumu kaçınılmazdır. bu sağ bırakılan miktar söz konusu ilim sayesinde öyle bir kararında kılınmıştır ki sahibini herhangi bir risk alamayacak hale getirir. kişi gözünün önünde gömülmüş olanın peşine düşemez. yerini iyice bir bellese de ne fayda? elinde kalanı derhal gidip çoğaltmaz ise daimi bir koma hali kaçınılmaz olacaktır. tükenmesine ramak kalmış ve o ilimden bir parmak çalınmış onur , vücuda tam teşekküllü ıslahhaneyi hatırlatan bir edayla hakimiyet kurmuş, olduğu yerde basakalan ayakları gitmeye ikna peşindedir. arda kalacak meseleler çok pişmiş, mealen yanmış dimağa dert olmuştur.

    -sizde kalmış fikirlerim ve bir de cümlelerim vardı.
    -feridemiz ama sen ağladın.
    -yani ?
    -el-gani
    -hiç mi?
    -dahası da var. asla!
    -peki şimdi?
    -el sıkışacağız fotoğraf çekimi var. dostlar alışverişte görecek!
    -ya sonra?
    -hariçten gazel oku. okuyabilir misiniz?
    -okurum da, bir es verseniz?
    -tabii buyurun işte kalanı. zaten sizceğize ait.
    -sanki kalmamış?
    -emanetin kalanını ehline takacaksın. bir tak ki göreceksiniz ki var.
    -siz taksanız. ben göremiyorum da.
    -ya benim onca fıtratım?
    -ha! oldu o zaman.

    men etmek işe yaramazsa def etmek prosedürleri uygulanır hakkeden kişiye. nasıl her kişi men edilemezse her kişi de def edilemez. beni hakkıyla def etmek isteyene gökten zembille sebepler ve talimatlar iner. yeter ki niyeti tam olsun. benim gözüm tabii giderayak hep o yazılı talimatlarda kalır. kim ki bu hakkımda bu kadar bilen? bu nokta atışlar ve suya yazılanlar (ki dönüyorum ki hala var ve daha da fuzzy), aslında kimin eseri? bence alem sabit ben dönüyorum ve hareket edeni sen-sirler alnından anında sabitliyorlar. mimlendiğim yerden artık ne kadar sürülürsem eşsiz köpek bacaklarım tarafından. vardığım yer işte def edildiğim yerdir. basit bir ikametgah soruşturmasıyla kim ne vakit hangi zemherek sebeple beni def etti kolaylıkla tespit edilebilir. ben tabii insan olarak def edilmeye tahammül edemediğimden makul bir vakitte köpekleşiyorum ki insan ve et bahtiyar kalsın. el-baki'nin ademe mirasıdır sonuçta.

    ey sen karının ve onun kumalarının sahibi, vakıflar kanuna vakıf iş bitirici, tımarhaneden dem vuran he mi de sistemden şahsına köle devşiren, yeni tüfek eski hançer sen nesin? dilini tartmadın belini de tartmadın ama git ellerini bir tarttır. çünkü def edilmenin kitabını göndereceğim sana ve imzalayacaksın!
    ve sonra sende kalsın
    beni kahreden çok bilmişlik hissini nihayete erdirmek istiyorum çünkü.
    lütfen babanı bu işe karıştırma.
    işte ikametgahım
    .