*

şükela:  tümü | bugün
  • sürdürülebilir kalkınma'nın taşıdığı çevresel kaygıları taşıyan ama sürdürülebilir kalkınma'da kalkınma yani ekonomik büyümenin ekonominin çökmemesi için elzemmiş gibi gösterilmesinin tersine öğretisini ekonomik büyümenin sürdürülebilir bir tarafının olmadığını söyleyen ve çevresel tahribatın durdurulması ve sürdürülebilirlikin sağlanması için ekonominin kontrollü olarak küçülmesine çalışılmasını öneren akım.

    ayrica (bkz: durağan durum)
  • düşünsel öncülleri arasında bence kara papaz ivan illich ve kitabı gender de var. (başka kitapları da paralel, bu örnek olarak aklıma geldi. yoksa örneğin 'sağlığın gaspı' da öyledir.)
    illich gender'de ileri sürüyor:
    • para ilişkisinden ilerici bir kopuşa dayanan varlık biçimi, şimdi varlığı sürdürmenin bir koşulu olmuşa benziyor.
    negatif büyüme/degrowth olmaksızın çevre dengesini korumak, bölgeler arasında adaleti halkların barışını sağlamak olanaksızdır.
    • üretimden geçimliğe geçiş:
    kıt üretken kaynaklar ile paylaşılan, geçirgen, ortak şeyler arasındaki ayrım felsefi ve yasal olarak benimsenmedikçe, geleceğin kararlı toplumu ekolojistlerin yönettiği, demokratik olmayan, oligarşik ve otoriter bir ekspertokrasi olacaktır.
  • fazlasıyla şüphe ile yaklaşılması gereken bir hareket bana kalırsa.

    ekonominin temel işleyişini anlamayan sol eğilimli "iktisatçıların" böylesine hayaller içinde yaşadıklarını görmek üzücü. niye "kapitalist" sistem böylesine dalgalar halinde dünyayı sardı sorusunun bir cevabı da kapitalizme alternatif "gerçekçi" bir ekonomi modeli sunulamaması.

    ilk olarak, demokratik ve çoğulcu olduğunu iddia eden bir hareketin, ekonomik büyümeyi frenlemek amaçlı kamusal alanda "temel ihtiyaçların dışında" olan ürünlerin reklamını yasaklama çabası akıl alacak iş değil. tüm bunları geçtim, "temel ihtiyaç" nedir ? temel ihtiyaçlar herkes için aynı mıdır ? ekonomi üzerinde böylesine otokrat bir hakimiyet kurma çabası demokratik bir söylem değil.

    adil bir iş dağılımından bahseden, ortaklaşa bir ekonomi düzenlemeyi hedefleyen bir hareket, iş verenlerin kazançlarını maksimize etmediği bir düzende daha fazla istihdamı nasıl hayal ediyor ? bu resmen hayal görmek. bunu yapabilmeniz için bütün çalışan özel kuruluşları kamulaştırmanız gerekiyor çünkü doğası gereği hiç bir müteşebbis kendi çıkarı dışında başka birisinin çıkarını düşünmez. (engels ve benzeri sermaye sahiplerini tenzih ederim.) tüm bunlar mülkiyet haklarını yoksaymak demektir.

    ayrıca dünyada tarım alanlarının büyük toprak sahiplerinin elinden istimlak edilerek alınıp parça parça bölünerek "eşit" bir şekilde dağıtılması gelir eşitsizliğini azalttı ama tarımdaki randımanı azaltarak fakirliği arttırdı. örnek olarak 1952 mısır tarım reformuna bakmak yeterli. isteyene referans sağlayabilirim.

    şayet ki "büyümeme" 19. yy mantığındaki "lüditlerin" yaptığı, makineler bizim işimizi elimizden alıyor diyip makineleri parçalayan bir hareketi destekleyen bir kavramsa, bu kavram köhne ve arkaik bir kavramdır.

    son olarak, dünyada ekonomi modellerinin nereye doğru evrildiğini az biraz takip eden birisi artık ekonomik büyümenin "kol gücü" ile olmadığını farkedebilir. en basitinden çin'in ekonomik verilerine baktığınızda, yapılan ihracatın katma değerinin her geçen sene arttığını göreceksiniz. bu da demek oluyor ki nitelikli iş gücüne talep artmakta.

    schumpeteryen olarak tabir edeceğimiz, yeni ve daha iyi bir fikrin hayata geçirilmesi mevcut fikirleri yerle bir ederek ekonomik büyümeyi sağlar. (bkz. apple ürünlerinin nokia gibi 10-15 sene önceki bir telefon devini iflasa sürüklemesi.)

    ayrıca bugünün dünyasında ekonomik büyüme bir "patent yarışıdır." teknolojik gelişmeleri de bu patent alma çabası ayakta tutar. bu patent yarışının arkasında da ar&ge'yi destekleyen kurumların piyasada "monopol" olma isteği yatar. bu mekanizmayı kırmanız halinde bilimin ilerlemesine nasıl katkıda bulunacaksınız ? bilimsel faaliyeti sekteye uğrattığınızda savunduğunuz çoğulcu hareketi nasıl sağlayacaksınız ?

    ayrıca tüm bu saydığım maddeleri geçtim. demokrasi ve büyüme arasındaki pozitif ilişkiyi inceleyen kuvvetli akademik kaynaklar da mevcut. (bkz. daron acemoğlu'nun kurumlar üzerine yaptığı çalışmalar.)
  • "büyüme odaklı kalkınma politikalarının yarattığı küresel krize anti-tez olarak öne çıkan küçülme hareketi, geçtiğimiz 10 yıl içerisinde önce bir aktivist sloganı olarak ortaya çıkmış, sonraları sosyal bir harekete dönüşmüştür. temelde, çevresel sürdürülebilirlik ve sosyal adaletin elde edilebilmesi için üretim ve tüketimin endüstrileşmiş ülkelerde azaltılması, kaynakların küresel ölçekte demokratik bir şekilde paylaşılması ve kaynak kullanımında gezegenin sınırlı olanaklarının hesaba katılmasını içeriyor.
    ...
    bu yıl budapeşte’de beşincisi düzenlenen küçülme (degrowth) konferansı, ekonomik büyüme hırsından arındırılmış, gezegenin sınırlı kaynakları ile uyumlu bir toplumsal düzene yönelik akademik ve toplumsal tartışmalara ev sahipliği yaptı. alternatif ve adil ekonomik kalkınma tartışmalarına zemin oluşturan “küçülme” hareketi, her yıl daha fazla aktivistin katılımını kazanıyor.

    küresel ekonomik krizin etkileri 2008 yılından artarak hissedilmeye devam ediyor ve krizin nasıl atlatılacağına dair somut bir çözüm yok. artan karbon salınımının ve sebep olduğu iklim değişikliğinin önüne geçmekte ise bir arpa boyu yol kat edilebilmiş değil. bu esnada, siyasiler sözde başarılı politikalarını ekonomik büyüme, yani artan üretim ve tüketim rakamları üzerinden ifade etmeyi sürdürüyor, krizi sanal borç ve kredi pazarlıklarıyla dizginlemeye çalışıyor. budapeşte’deki konferansa katılan bilim
    insanlarının bir çoğunun ifade ettiği üzere eldeki verilere göre, mevcut büyüme odaklı politikalar sürdürülürse, üretim ve tüketim artışına dayalı toplumsal-ekonomik düzen içinde bulunduğumuz yüzyılda çökecek..."

    fatih kıyman

    http://www.birgun.net/…ol-ekonomi-degil-128929.html