şükela:  tümü | bugün
  • 1988 yılında televizyon için çevrilen dekalog serisinin 9. filmi. film iktidarsız bir koca ve onun karısı arasında geçiyor, spoiler içermemesi açısından çok derinlemesine tasvir etmek istemiyorum; lakin ben dziewiec'de lost highway'i gördüm, daha doğru bir ifadeyle önemli ölçüde bu film için esin kaynağı olmuştur david lynch'e anladığım kadarıyla.
  • --- spoiler ---

    roman, otuzlarında başarılı bir kalp cerrahıdır. bir gün kolejden arkadaşı mikeloj sayesinde tedavi edilemez bir cinsel işlev bozukluğu olduğunu öğrenir. güzel karısı hanka'dan bu sebeple uzaklaşmak ister. karısının yanına gider. hanka roman ile devam etmek ister zira aşkın seksten daha önemli olduğunu düşünmektedir. fakat mariusz adında görüştüğü biri vardır.

    roman arabanın torpido gözünde genç bir öğrenci tarafından yazılan fizik kitabını gördüğünde karısının hareketlerini incelemeye başlar. ve en sonunda evin anahtarının aynısını yaptırır, karısının telefon konuşmalarını dinler hanka'nın onu aldattığını anlar. içten içe yaşadığı kıskançlık onu günden güne deli etmektedir bunu roman'ın paranoyak davranışlarından anlayabiliriz.
    fizik öğrencisi mariusz hanka'ya aşıktır. hanka roman yüzünden üzülmektedir ve onu aldattığı için pişmanlık duymaktadır. mariusz'u annesinin evine davet eder ve orada genç adamla bir daha görüşmek istemediğini söyler. roman saklandığı dolabın arkasından gizli gizli onları izlemektedir. mariusz bu duruma pek razı olmaz, hanka'nın peşini bırakmaz. hanka onun gitmesini söyler genç adam gider ve kadın o sırada dolapta saklanan kocasını fark eder. her şeyi itiraf etme sırası ve yüzleşme sırası gelmiştir.
    bir süre görüşmeme kararı alırlar fakat ayrılmazlar. çocuk evlat edinmeye karar verirler ve gerekli yasal işlemleri başlatırlar.
    hanka tatile gider. mariusz hanka'nın orada olduğunu genç kadının iş arkadaşlarından öğrenmiştir. bu yüzden oraya gider. gitmeden önce onu gören roman yeniden şüphelenir ve mariusz un evini arar. genç adamın hanka'nın peşinden gittiğini anlayan roman telefonun üstüne bir mektup bırakır ve bisikletle intihar etmek üzere evden ayrılır.
    hanka ile mariusz karşılaşırlar fakat hanka genç adama kayıtsız davranır. o sırada aklına kocası gelir ve iş yerine telefon eder roman'ın o gün hastaneye gitmediğini öğrenir. hemşireye roman'a iletmesi için bir not bırakır: ilk otobüsle eve geleceğim.

    hemen otobüse atlayan hanka ile eşzamanlı olarak roman da bisikletiyle intihar eder. dekalog serisinin kılıktan kılığa giren meşhur meleği bu bölümde karşımıza bisikletçi olarak çıkar ve belki de roman'ı kurtaran da odur.
    hanka eve gittiğinde mektubu görür göz yaşlarını tutamaz. kocasının ölümüne sebep olduğunu düşünür ve suçluluk hisseder. hastanedeki hemşire roman2a karısının bıraktığı notu söyler. genç adam hanka ile konuşmak ister ve ev numarasını söyler. hanka telefonu büyük bir kuşkuyla açar ve roman'ın sesini duyunca derin bir rahatlama hisseder.
    ''yaşıyorsun!''

    --- spoiler ---
  • dziewiec, dekalog serisinin dokuzuncu filmi. film, on emir’in ‘başkasının eşine göz dikmeyeceksin’ emrinden yola çıkarak kurgulanmıştır. sinematografik açısından çok başarılı bir filmdir. izleyiciui diğer dekaloglarda olduğu gibi ve belki de daha yoğun bir biçimde hikayenin içine almayı başarır. film, evli bir çiftin içinde bulunduğu iletişimsizliğin ve problemlerin yansımasıdır.
    hanka ve roman evli bir çifttir. hanka doktordur ve işi dolayısıyla konferanslara gider. bir gün bir konferans dönüşü bir doktor arkadaşına uğrar. muayene olur ve tetkikler yaptırır. arkadaşına ona iktidarsızlık problemi olduğunu ve bundan sonra ilişkiye giremeyeceğini söyler. hanka evli olduğundan bahseder. arkadaşını ona bu durumun zorluğun bahseder. hanka eve döner ve roman’a durumu anlatır. arkadaşıyla görüştüğünü ve sonucun olumsuz olduğunu, bu saatten sonra bir daha cinsel bir birliktelik yaşayamayacaklarını söyler. roman bunu anlayış karşılar. hanka özellikle isterse ayrılabileceklerini ve roman’ın kendine yeni bir hayat kurabileceğini belirtir. roman buna hiçbir zaman gerek olmayacağı söyler. bunun kendileri için bir sorun teşkil etmeyeceğini sevgisinin sadece biyolojik olmadığından bahseder. birbirlerine sıkaca sarılarak uyurlar. gece bir ara hanka, roman’a uyuyor musun diye seslenir. roman, hayır der. eğer bir çocuğumuz olsaydı herşey daha kolay olmaz mıydı diye sorar hanka eşine. roman, evet der belki de daha kolay olabilirdi. sabah işe giden hanka hastanede ameliyat edeceği bir kızla sohbet ederler. kız daha çok gençtir ve sesi de güzeldir. hanka ile kız arasında tercihler ve seçimler üzerinden bir konuşma geçer. kız ona van den budenmayer isminde bir besteciden bahseder. hanka eve döndüğünde dinler ve çok etkilenir. bu aslında kurmacı bir bestecidir. kieslowski’nin yarattığı gerçekte olmayan ama kieslowski’nin filmlerinde varolan bir bestecidir.
    hanka, eve döner ve eşinin evde yatmakta olduğunu görür. birkaç belgeye ve dökümana baktıktan sonra dışarı çıkar ve bisikletiyle dolaşmaya başlar. bisikletini hep sert ve bozuk yollarda ilerler ve hatta taşlık bir bayırdan aşağıya suya doğru sürer. bunu yapar çünkü aslında canının yanmasını ister ve bu durum kendisiyle yaşadığı çatışmasının bir yansımasıdır. ertesi gün eşini işe bırakır ve roman annesinin evinden bir şeyler almasını ister. evin anahtarını hanka verir ve hanka eve giderken anatharı çoğaltır. evde olduğu sırada bir telefonu arar ve mariusz isminde bir adam telefonu açar. hanka telefonu kapatır. bu sırada roman’ın iş yerini birlikte olduğu adam arar ve kendisine kartpostal gönderdiğini söyler. bu kartları roman’ın annesinin evine göndermiştir. roman hemen evi arar. hanka’ya kiminle konuştuğunu sorar hanka ise henüz eve yeni geldiğini ve yanlış bir numaranın aradığı söyler. evden çıkar ve posta kutusuna bakar. roman’ın birlikte olduğu adamdan gelen kartpostalları görür. roman’a götürmesi gereken eşyaları götürür ve tekrar roman’ın annesinin evine gider. kapının dışında merdivenlerden içeriyi dinler. roman birlikte olduğu adamla eve gelir ve ilişkiye girerler. bu sırada hanka herşeyi duyar. akşam eve döndüklerinde hanka hiçbirşey söylemez. roman aynı gece bir telefon açar. hanka bunu da dinlemektedir. roman perşembe günü tekrar görüşmeleri gerektiğini söyler adama. perşembe günü roman yine annesinin evinde adamla buluşur. daha önceden eve çıkarttığı anahtarla giren hanka dolabın içine saklanmıştır ve herşeyi izler. roman bu sefer adamı birlikte olmak için değil ayrılmak ve bir daha görüşmemek için çağırmıştır. adamı gönderir. bu sırada dolabın içinde birisinin olduğu farkeder. usulca yaklaşır ve çık dışarı diye bağırır. hanka sesini çıkaramaz.
    roman neden böyle bir şey yaptığını sorar hanka ve geçen hafta gelseydin görmek istediğini o zaman görürdün der. hanka cevap verir ve geçen haftada burada olduğunu ve dışarıdan herşeyi dinlediğini söyler. tam o sırada roman’ın birliktelik yaşadığı adam kapıyı çalar ve eğer isterse kensisiyle evlenebileceğini söyler. roman kapıyı adamın yüzüne kapatır ve içeri döner. dolabın kapısı açıktır ve hanka dışarı çıkmıştır. odalara bakar roman, etrafa bakar ama hanka’yı göremez. sonra banyoya girer. hanka perişan bir halde lavabonun başında durmaktadır. roman yanına gider ve başını kaldırır. hanka’yı sıkaca sarar ve hanka’dan kendisine sarılmasını ister. hanka yapamaz ve yapamayacağını buna gücünün yetmediğini söyler. sonra konuşmaya başlarlar.
    - başkasıyla yattığım için benden ayrılmazsın. seni tanıyorum, ama düşünemedim bu kadar incinebileceğini tahmin edemedim.
    - seni kıskanmaya hakkım yok, senden bir şey bekleyemem.
    - beklemelisin. bazı şeyleri sonuna kadar tartışmak gerekirmiş, haklıydın. artık her zaman gerçeği söyleyeceğim, dolaba saklanmana gerek kalmayacak.
    - anahtarı çoğalttım.
    - bir daha böyle şeyler yapmayacağız.bir çocuğumuz olmalı. evlat edinmeliyiz. sen haklıydın.
    - bir süre görüşmeyelim.
    - sen yokken, bir avukatla evlat edinme konusunu görüşürüm.
    - sen konuş. ben resmi işlerden hoşlanmıyorum.
    hanka yine de durumu iyi kötü kabullenir ve ilişkilerine bir şans tanır. sonra biraz ayrı kalıp düşünmeleri için roman ufak bir tatile çıkar. bir kayak merkezine gidecektir. hanka ona gerekli eşyaları alır ve tren istasyonundan onu yolcu eder. bu sırada roman çocuk için avukatla görüştüğünü ve işlemlerin yapılacağını söyler. tren kalkarken hanka’ya bana güveniyor musun diye sorar roman. bunun üzerine hanka bir şey diyemez ve roman kendisinin ona güvendiğini ve sevdiğini söyler. tren ayrılır ve roman gider. hanka eve döner ve pencereden dışarıya bakar. binanın önünde küçük bir kız çocuğu oynamaktadır. bu kız siedem filmindeki ania’dır. kieslowski yine burada da filmleri birbirleriyle kesiştirir. hanka ania’ya bakarak o kız çocuğu istediği pekiştirir. sonra dışarı çıkar hanka ve o sırada roman’ın birlikte olduğu adamı görür. adam arabasına satın aldığı kayak aletlerini yerleştirmektedir. bunun üzerine hanka hemen eve döner ve adamın evine telefon açar. adamın annesi telefonu açar ve oğlunun kayak merkezine gittiğini söyler. hanka vurulmuşa döner ve şok olur. o kadar sözün ve konuşmanın ardından yine de roman’ın ona böyle bir şey yapabiliyor olması karşısında şaşkın ve üzgündür. bisikletini alır ve yollara düşer. bu sırada adam roman’ın yanına gelmiştir. roman şaşırır ve olaylara uyanır. hemen hastaneyi arar ama hanka ulaşamaz. evi de arar ama hanka yoktur. sonra ilk otobüse atlar ve varşova’ya döner. hanka bu sırada bisikletini hızlı bir şekilde sürmektedir. yolun şeritleri ve hareketli kamera açıları filmin sinematografisine zenginlik katar. bu birçok filmde gördüğümüz otobanların şeritlerinin çekim biçiminin bir öncüsüdür. david lynch’in kayıp otoban filminde bu görselliğe fazlasıyla rastlarız. hanka bisikletini boşluğa doğru sürer ve aşağıya uçar. yere çarpan bedeni hareketsizce uzunmaktadır. roman mektubu okur ve perişan bir haldedir. bu sırada hastaneyi gösterir ve hanka kurtulmuştur. her yanı alçı içindedir. görevli kadın yanına gelir ve eşinin kendisini aradığı ve ilk otobüsle buraya geldiğini söyler. hanka telefon ister. eve arar ve roman boğuk bir sesle telefonu açar. roman yaşıyorsun der ve hanka sadece ‘yaşıyorum’ der ve film biter.
    dziewiec, iletişimsiz bir çiftin ilişkilerine giren yeni problemlerle nasıl zor durumların içine düşebileceğini başarılı bir biçimde yansıtır. önemli olanın sevgi olduğunu ve sevginin olduğu bir evlilikte aşalamayacak sorun olmadığı ve yaşadıkça da bunların halledilebileceğini gösterir. film, serinin mutlu sonla biten nadir filmlerindendir.
  • dekalog serisinde eh işte dediğim filmler olmasına rağmen bu film için tam da "sinemanın ressamı"na yakışan bir film olmuş ifadesini kullandım. filmin konusu tanıdık gelse de bunu krzysztof kieslowski'nin zihin dünyasından süzülüp kamerasına yansıyan görüntüler eşliğinde izlemek ayrı bir keyif. yönetmenin renk ve müzik kullanımı yine muazzam. karanlığı, puslu havayı, tereddütü ve şüpheyi kelimelerle değil susuşlarla, bakışlarla, renklerle, notalarla uyumlu şekilde dile getirmek ancak kieslowski gibi yetenekli bir yönetmenin gerçekleştirebileceği bir şey.