şükela:  tümü | bugün
  • --- spoiler ---

    piotr'ın kanunlar hakkındaki konuşmalarıyla başlayan film, oldukça trajik bir biçimde sonlanıyor.

    genç avukat piotr, kanunların adaleti getiremeyeceğine inanmaktadır. hukukçulara göre oldukça farklı ve duygusal bir bakış açısı vardır. cezaların ağırlaştırılmasının ya da artırılmasının adaleti getirmeyeceğine inanmaktadır. aynı zamanda bu durumun suçları ortadan kaldırmayacağının da bilincindedir.

    genç adam cezaların ''intikam'' olduğuna inanır. bu intikamın masum insanların haklarını eşitlemek için yapıldığını düşünürüz fakat bu yasaları masum insanlar hazırlamaz. aynı şekilde cezalar ya da infaz masum insanların hakkını koruyacak derecede masumane olmaz.

    bu yüzden kanunlar doğadan alındığı gibi kabul edilmemelidir. doğayı geliştirmeyi amaçlamalıdır. çünkü savunduğu, doğadaki yaşam mücadelesinin vahşiliği değil, masum bir insanın katiliyle ''eşitlenmesidir.''

    21 yaşında jacek, varşova'da başı boş bir şekilde dolaşmaktadır. yaşlı bir kadının beslemek istediği güvercinleri kaçırır, şehrin tepesinden trafikteki arabalara taş atar, umumi tuvalette bir adama saldırır. zalimce şakaları vardır yani. fakat tüm bu şakalar olurken kieslowski bize jacek'in yaşamı hakkında ipuçları verir. jacek çantasından çıkardığı küçük bir kızın katlanmış fotoğrafını fotoğrafçıya götürür ve büyütülmesini ister. gittiği bir kafede camın arkasından onu izleyen küçük kızları güldürmek için cama kahve fırlattığını görürüz. tüm bunlar aslında jacek'in içindeki yaranın dışavurumudur. jacek eline ipi dolar...

    waldemar, yaşlı ve zalim görünüşlü bir taksi şoförüdür. kafasına göre hareket eder sadece kendi istediği müşterileri taksisine alır ve genç kızlara ilgi gösterir.

    jacek ve iki adam waldemar'ın taksisini aynı anda durdururlar. adamlar jacek'e acelelerinin olduğunu söyler, jacek de onları umursamadan taksiye biner. taksiciye de yalan söyler.

    jacek taksiciden taksiyi şehrin dışında sürmesini ister. şoför ise başına geleceklerden habersiz şehrin dışına sürer taksisini. o anda da anlarız jacek'in eline neden ipi doladığını. adamı büyük bir zalimlikle öldürmek için!

    daha sonra jacek'in avukatının piotr olduğunu görürüz. davayı kaybettiklerini izleriz. jacek'in idamına karar verilmiştir. idamdan bir buçuk saat önce jacek avukatıyla görüşmek ister bu sırada genç piotr, mutsuzdur. bu onun ilk davasıdır ve başarısızlıkla sonuçlanmıştır. tüm bunlardan öte genç adamın hayatı için bir şey yapamadığını düşünmektedir.

    görüşme esnasında fotoğrafın jacek'in ölen kız kardeşi mary'e ait olduğunu öğreniriz. mary'nin ölümü jacek'i derinden etkilemiştir. evden ayrılan jacek, varşova'da taksiciyi öldürür. jacek'in de söylediği gibi, mary ölmeseydi, evden ayrılmazdı, varşova'ya gelmezdi, taksiciyi öldürmezdi, idam edilmek zorunda...kalmazdı. ya da bu kadar derine inmeyen bir olasılıkla eğer o 2 adam jacek'ten daha hızlı olabilselerdi bu cinayet işlenmeyecekti. ama bunların hepsi birer varsayımdı, olması istenmeyen şeylerin başka bir açıdan yorumuydu. kanunlar bu varsayımlarla ilgilenmezdi.

    jacek babasının ve mary'nin yanına gömülmek istediğini söyler. ve mary'nin fotoğrafını fotoğrafçıdan almasını ister avukatından. polisler genç adamı apar topar götürürler. son kez sigara verirler. sigarasını içtikten sonra jacek'i saatler öncesinden büyük bir titizlikle hazırladıkları ipe götürürler. ilk başta karşı çıkan jacek, tıpkı taksiciyi öldürürken takındığı vahşetle idam edilir. ''adalet yerini bulmuş olur.''

    piotr ise idamdan sonra gider. arabasıyla durduğu bir yerde kendi kendine tekrarlar. ''buna ben izin verdim, buna ben izin verdim, buna ben....''

    ve mağdurların intikamını almak için yürürlükte olan masum yasalar.

    --- spoiler ---
  • dekalog serisinin 5.filmidir.

    --- spoiler ---

    piort'nin adaletin intikamla sağlanması gerekir düşüncesinin filmin sonunda bir çeşit intikam(idam) ile sağlandığını izlediğimiz; dekalog'un 5. emri olan “öldürmeyeceksin.” bu arada avukatımız piort bir çok avukattan kağıt üzerinde daha iyi bir eğitime sahiptir belki ama çoğu avukatın kendini o sistemin içerisinde kaybettiği ve bir şekilde iyi yerlere geldiği gibi değildir çünkü kendisi avukat olmak için fazla vicdanlıdır, soğuk kanlı değildir ve belki de bu yüzden bir çok davayı kaybedecektir.
    nerden 21 yaşındaki oğlumuzda kız kardeşini kaybettikten sonra bunun travmasıyla kendisini varşova sokaklarına atar ve senelerce oralarda, ufak tefek serseriliklerle yaşar, birtek küçük kızlara karşı iyi davrandığını görürüz, ve taksi şöförümüz ise aslında sıradan ama bir o kadar da zalim bir adamdır. adamına göre muamele yapıp istediğini taksiye alır istediğine istediğini yapmaya kalkar ama bu sonunun ölümle sonuçlanması gereken durumlardan değildir. ve 21 yaşındaki oğlumuz jacek bir gün taksisine biner ve şehrin dışına doğru yol almasını söyler, derken dekalog meleğini görür ve birden yapmak istediği şeyin dışında kararlar vermeye başladığını görürüz, en sonunda da mükemmel( ne dedim şu an bilemedim ) bir cinayet sahnesiyle beni uzun metrajlı filminden sonra aynı sahne bir kez daha etkiler.

    sonunda da jacek idam edilir, avukatta bunu kendi beceriksizliğine yorar, sistemin içerisinde sistemi eleştiren biri zaten kendiliğinden olmasa bile bir şekilde uzaklaştırılır burada bunu görürüz. adalet,eşitlik ölüm kavramları arasında ince bir çizginin olabildiği bir filmdir.
    --- spoiler ---
  • piec, dekalog serisinin beşinci filmidir. dekalogların belki de en güçlü yapımı olarak nitelendirilecek piec, ‘öldürmeyeceksin’ emrini oldukça yalın ve sadece aynı zamanda sert ve çarpıcı bir biçimde izleyiciye sunar. film o kadar başarılıdır ki seriden ayrı olarak sinema filmi haline getirilmiş ve ‘öldürmek üzerine kısa bir film’ adıyla yayınlanmıştır. piec’e ek olarak kesilmiş birkaç sahne ve düzenlemeyle sunulmuştur. piec’i bu kadar önemli kılan esas nokta konusudur. kieslowski sinemasında yoğun olarak gördüğümüz kader , ölüm ve kesişen hayatlar bu filmde çok başarılı bir şekilde yansıtılmıştır. filmin ana karakteri ölümü her iki yanıyla da yansıtan jacek’tir. piec, jacek’in taksici ve avukat piotr’la kesişen öyküsüdür.
    film, piotr’ın sözleriyle başlar. kendisi hukuk mezunu bir avukat adayıdır. sınavları geçmiş ve mülakat için başvurmuştur. dış ses olarak piotr şunları söyler; ‘yasalar, doğayı taklit etmemeli, onu geliştirmelidir. insanlar, başkalarını yönetmek için hukuku icat etti. yasalar, kim olduğumuzu ve nasıl yaşayacağımızı belirliyor. biz yasalara ya uyarız ya da ihlal ederiz. insanlar özgürdür. onların özgürlükleri, başkalarının özgürlükleri ile sınırlandırılmıştır. ceza, intikamdır. özellikle, zarar vermeyi amaçlayan cezalar, suçu önlemiyor.yasalar, kimin için intikam alıyor? masumlar adına mı? masumlar mı kanunları yapıyor?’. dizinin piotr’un yaptığı bu açılış konuşmasının üzerinden şekilleniyor. bu gerçeklik ve sorgulayıcı tavır film boyunca hakim oluyor. kieslowski sadece bireyi yada sistemi eleştirmiyor. izleyici de bu soruların cevaplarını aramaya itiyor. bu tiradın ardında önce taksiciyi ardından da jacek’i görüyoruz. taksici ahlaki değerleri yok sayan, istediğini taksisine alıp istemediğini almayan, kızlara ilgili olan, somurtkan yapıda bir insandır. taksici arabasını temizler ve ardından onu soğukta dışarda bekleyen yolcularını bırakıp gider. bu sırada jacek sokaklarda başıboş bir şekilde dolaşmaktadır. önce bir sinemaya girer fakat filmin başladığını öğrenir. sinemadan ayrılır ve sokakta dayak yiyen bir adamı görür, sadece bakar ve yoluna devam eder. meydanda kuşlara yem atan teyzeyi rahatsız eder ve kuşları kaçırtır. üst geçitten, yoldan geçmekte olan arabaya taş atar ve zarar verir. tuvalette bir adamı iterek pisliğin içine düşürür. fakat resmi çizelmekte olan küçük bir kız çocuğunu görür ve izler. sonra fotoğrafçıya gider ve elindeki fotoğrafın büyütüp büyütülemeyeceğini sorar. cebinden çıkardığı resim küçük bir kız çocuğunun resmidir ve ‘fotoğraflara bakarak bir insanın hayatta olup olmadığını bilebilir misiniz?’ diye sorar. sonra jacek bir pastaneye girer. kahvesini içip pastasını iki küçük kız çocuğu gelir canım önüne. jacek kahvesinden bir kaşık alır ve cama fırlatır. bu durum karşısında küçük kızlar güler ve jacek’te güler. sonra jacek çantasındaki ipi çıkarır ve uygun bir ölçüde ipi keser. dışarı çıkan jacek taksi durağına doğru ilerler. daha önceki taksiye binmez jacek. bu sırada taksici de bir önceki durakta sarhoş halde olan iki adamı taksisine almaz. durakta bekleyen bir baba-oğulda beklemektedir. adam yetişmeleri gereken bir işleri olduğunu ve gidecekleri mesafenin uzak olduğunu söyler. bunu dinlemeyen jacek taksiye biner. böylece seçimleri jacek ve taksicinin hayatlarının kesiştirmiş olur. taksici jacek’e nereye gideceğini sorar jacek’te şehir dışında bir yerden bahseder. sonra yolun dışında bir yere saplmasını söyler. taksici yola döner ve jacek bir anda elindeki ipi taksicinin boynuna dolar. taksici kurtalmak için çabalar, jacek daha fazla zorlar. sonra taksici kornaya basar. korna uzun uzun çalar ve jacek ipi koltuğa dolayarak aşağı iner ve demir çubukla taksicinin ellerine vurur. taksici ellerini kornadan çektikten sonra jacek arabasının diğer tarafına geçer. taksici moraran ellerine bakarak arabanın içinden kurtulmak için çabalamaktadır. tam o sırada jacek tekrar kapıyı açar ve taksicinin kafasına defalarca vurur. taksici hareketsizleşmiştir ve kan revan içindedir. sonra jacek taksiciyi yan tarafa iter ve arabayı ilerdeki bir göletin yanına çeker. taksiciyi arabadan indirir ve sürükleyerek göletin kenarına getirir. adam hala ölmemiştir ve jacek’e eşinin olduğunu söyler ve yalvararak kendisini öldürmemesini ister. jacek yakınlardan bir taş bulur ve yüzünü örttüğü taksicinin kafasına taşla defalarca vurarak onu öldürür. jacek emiri kesin olarak çiğnemiştir ve bir cinayet işlemiştir.
    ardından bir mahkeme sahnesiyle devam eder film. piotr avukat olmuştur ve jacek’in savunmasını üstlenmiştir. dava fazla uzun sürmez ve sonuç açıklanır. jacek idama mahkum edilmiştir. jacek mahkemeden ayrılırken piotr’a doğru bakar. piotr hakimin odasına çıkar ve kendisinin beceriksizliği yüzünden mi davayı kaybettiğini öğrenmek ister. hakim ona sonucun zaten belli olduğunu anlatır. sonuç kesin ve kaçınılmazdır. piotr olayın olduğu gün jacek’le aynı pastanede bulunmuş olduklarını, aynı sırada aynı yerlerde denk gelmiş olmalarına rağmen onu engelleyemediğin ve olaylara müdahale edemediğinden dert yanar. hakim bu konuda yapılacak bir şey olmadığını ve bu kadar derin düşünmemesi gerektiğini hatırlatır. idam günü gelir ve jacek piotr’u görmek istediğini söyler. piotr hapishaneye gider ve bu sırada idam düzeneği de ayarlanmaktadır. sonra jacek’in yanına girer ve konuşmaya başlarlar. jacek anenesini sorar; ‘annemi gördün mü?, ağlıyor muydu? ve piotr ’evet’ der. ardından jacek anlatmaya başlar. ‘ben düşünüyorum.mahkemeden beni götürürlerken sen pencereden bana bağırdın. beni ismimle çağırdın. yakında 21 yaşında olacağım. bana seslenince gözlerim doldu. mahkemede konuşulanları dinlemedim. sen bana sesleninceye kadar onlar bana karşıydılar.’ piotr, ‘yaptığın şeye karşılar’ deyince jacek ‘aynı şey’. der. jacek devam eder. ‘babamın yanına gömülmek istiyorum. onun mezarının sol tarafında boş bir yer var. babamın mezarının yanında bir yer daha var annemin yeri. annem orayı bana verirse sevinirim. mezarlıktaki yer evet, üç yer var. mary, babam ve bir de solda boş bir yer var. mary de orada beş yıl oldu. evet, beş yıl önce, mary traktörünarkasından koşuyordu. okula gidiyordu. 12 yaşındaydı. okul yeni açılmıştı. traktör sürücüsü benim arkadaşımdı. o olay olmadan hemen önce biz votka içmiştik. sonra, o, ormanın yanındaki çayırda mary'yi ezdi. ormanın yanında bir çayır vardı. hep şunu düşündüm. eğer mary yaşasaydı, her şey daha farklı olurdu. belki evden ayrılmasaydım, evde kalsaydım. benim kız kardeşimdi. üç erkek kardeşim var ama o tek kız kardeşimdi. o beni çok severdi. ben de onu çok severdim. belki her şey daha farklı olabilirdi. belki böyle bir şey yapmazdım ve belki de burada olmazdım.’ der ve ekler ‘eşyalarımın arasında bir fotoğrafçının alındı fişi var. bir fotoğraf, büyüttürüyorum. lütfen onu alıp, anneme verir misin? bir okul fotoğrafı. evden ayrıldığımda annemden almıştım. hep yanımda taşıdığım için yıprandı.’
    bu sırada görevliler gelir ve jacek’i infaz işlemi için götüreceklerdir. jacek’in ‘hayır , istemiyorum’ der. ama ne jacek’in ne de piotr’un yapacak bir şeyleri yoktur. yaka paça jacek’i idam odasına götürürler. jacek’in koridordaki o solgun yüzü ve korku içindeki gözleri çarpıcıdır. odaya geldiklerinde rahibin eline sarılır jacek ve sıkıca tutar. sonra görevli sigara içmek isteyip istemediğini sorar ve jacek filtresiz sigara içmek istediğini söyler. infaz memuru ona bir sigara yakar ve jacek sigarayı derin derin içer. sigarayı söndürdükten sonra kendini yere bırakır. bu son çabasıdır kurtulmak için. ama görevliler onu yerden kaldırır ve urganı başına geçirirler. ve infaz tüm çıplaklığıyla gerçekleşir. kieslowski idam karşıtı bir insandır. piotr’un ağzında zaten bunu dile getirir. bu çarpıcı finali de özellikle çekmiştir. idamın ne kadar yanlış bir ceza olduğunu göstermek adına.
    piec, öldürmeyeceksin emrini her iki açıdan da ele alıyor. kieslowski, öldürmek ne kadar yanlış bir şey ise bunun karşılığında öldürülmekte o kadar yanlış diyor ve piec, ölümün acımasız gerçekliğini bir ayna misali yansıtıyor. taksici her ne kadar ahlaksız bir insan olsada, jacek her ne kadar aykırı ve suçlu bir adamda olsa öldürülmek belki de hak ettileri bir durum değil. bu noktada dengeyi piotr sağlıyor. piotr aslında kieslowski ve bu filmin vicdanını sergiliyor. film ayrıca filtrelenmiş bir gökyüzü sunuyor izleyiciye film boyunca. tarkovski’nin stalker filmindeki gibi. bu boğucu gökyüzü altında yaşanıyor hikaye. görsellik açısından başarılı bir iş başarmış oluyor film. piec, fazla simgeselliğe bulaşmadan, açık ve seçik bir biçimde derdini anlatıyor. uzun metrajlı versiyonu olan “öldürmek üzerine kısa bir film” ile piec arasında esasen çok bir fark olmamakla birlikte filmde yer alan boşlukarı tamamlıyor. örneğin; piotr’un hakimle konuştuğu sahnede söylediği biz onunla aynı gün aynı pastanedeydik ve ben ona engel olamadım sözünün gerçekliğini görebiliyoruz. bu tip ufak boşlukları da doldurması açısından uzun metraf versiyonunu da izlemek gerekir. piec, güçlü anlatımı ve bu anlatımı çok güçlü ve yalın çekimlerle destekliyor. her iki ölümü de en sarsıcı şekilde izleyicisine aksettiriyor. piec, serinin belki de en iyi filmi olmayı hakediyor.
  • camdan yansıyan iki küçük kız gölgesine neşe içinde kahve tortusu fırlatan ve başını taşla ezmeden hemen önce elindeki urganla bir insanı boğazlayan aynı kişi, o geçmişinden gülümseyen kız çocuğunun peşindeydin.. ve tüm hayatın bir gülümsemenin peşinden gitmekti.. idam edilen ve pastasını yiyen senin..

    muktedirler türlü suçlar bulur bunlarda, ve kader, ve yapılmamış seçimler, ve kusmuk yeşili mercekler, ve bir idea olarak adalet.. kötü bir şaka olarak adalet..

    http://www.kinozarogiem.pl/…otos/b2a77991f2e619.jpg

    http://critics-associated.com/…ads/2015/04/kfoz.jpg
  • hukuk fakültesini kazandığımdan bu yana her sene bir kere izleyip üzerine tekrar tekrar düşündüğüm dekalog serisinin 5. filmi. hukukla ilgilenen kimseleri hem sanatsal olarak hem düşünsel olarak doyuracak bir yapım.
  • --- spoiler ---

    kanunları masumlar mı koyar?
    --- spoiler ---

    krzysztof kieslowskinin 10 kısa filmden oluşan ve her bir bölümün 10 emirden birini anlattığı dekalog serisinin beşinci ve bence bu 5 bölüm içerisinde en felsefik ve en güçlü olanıdır.

    bu bölümde 6. emir olan "thou shalt not kill" işlenir. bölüm bir savunma avukatının -beni düşündüren-şu sözleriyle açılır:

    --- spoiler ---

    "yasalar, doğayı taklit etmemeli, onu geliştirmelidir. insanlar, başkalarını yönetmek için hukuğu icat etti. yasalar, kim olduğumuzu ve nasıl yaşayacağımızı belirliyor. biz yasalara ya uyarız ya da ihlal ederiz. insanlar özgürdür. onların özgürlükleri, başkalarının özgürlükleri ile sınırlandırılmıştır. ceza, intikamdır. özellikle, zarar vermeyi amaçlayan cezalar, suçu önlemiyor. yasalar kimin için intikam alıyor? masumlar adına mı? -kanunları masumlar mı koyuyor?-

    her bir filmin başında melek diyebileceğimiz bir varlık insan bedenininde 2 kere gözükür. ilkinde manipülasyon olmadan önce. yani ana konuyu başlatıcak olay olmadan önce ve sonunda yüzleşme olmadan önce. bu bölümde melek ilk kez yol işçisi olarak gözüküp karaktere "yapma" şeklinde başını sallıyor. ikincisindeyse, karakter, savunma avukatıyla konuşup, kendisiyle yüzleşmeden önce hapishanede elinde merdivenle gözüküyor.

    filmin sonunda idam edilen kişinin gözleri bağlandığında kendi kendime "idam eden kişi mi, yoksa idamı izleyenler mi rahat etsin diye idam edilen kişinin gözleri bağlanır" diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım.
    --- spoiler ---
  • toplu olarak yazacaktım fakat beşinciyi izleyince dayanamadım. hiç abartısız hayatımda izlediğim en iyi şeylerden biriydi dekalogların bu bölümü.

    ---------------- spoiler --------------

    sinematogrofi üst seviye. o çekim açıları, filmin geneline hakim olan o renk tonu neydi öyle ya.
    filmin hikayesi de muazzam. tahmin edilebilir tabii ama yönetmen her filminde yaptığı gibi sahneleri dağınık bırakmış etrafa. toparlamak size kalıyor. avukatin en bastaki diyalogları alakasız gibi gözükse de ipucu veriyor, felsefe barındırıyor.
    filmin içindeki felsefi sorular, filmin "öldürmeyeceksin" emrini sorgulama şekli muazzam. öldürmeyeceksini mi sorguluyor yoksa aslında bazı ölümlerin hak edilmiş olduğunu mu göstermek istiyor sorusunu soruyor insan.
    sembolizm, taksi şoförünün arabasındaki sallanan kafa süsü muazzam. her filmde gördüğümüz adamın ortaya çıkma anı tam zamanı. bu sefer mimikleriyle gitme der gibi. elindeki şey boy ölçülmek için kullanılan metreye benziyor. bölümün en sonunda idam edilecekken de adamın boyuna göre ayarlanıyor ip. (burayı yanlış anlamış olabilirim)
    "bir fotoğrafa bakınca fotoğraftaki kişinin ölü mü sağ mi olduğunu anlıyor musun?" sorusu...
    bundan daha iyi bir şekilde işlenemezdi. en öldürücü emirlerden birini bu renk tonu ağırlıklı bir ortamda işlemek acayip etkili olmuş. filmin sonunda idama giden çocuğun çırpınışları vesaire. yönetmen gerçekten yapacağını yapmış. beş ve altı sanırım özellikle övülüyordu, beşincide kesinlikle aradığımı buldum..

    izleyin, izlettirin valla ya.

    edit üçüncüdeki çifti de arabaya binmeye çalışırken görüyoruz bu bölümde. taksici arabaya almıyor.