şükela:  tümü | bugün
  • bu kitabın (eugene w. holland) şematizmden kurtulabilmiş olmasında ironik olarak temel aldığı fikrin oldukça basit olması yatıyor bence: "toplumsal-üretim, yalnızca ve yalnızca belirli koşullar altında arzulama-üretiminin kendisidir" (akt. holland, s.115). yani yola çıkılan soru bilinçaltının (freud'a göre) uygarlık sürecinde "biçimlendirildiği" ve aldığı biçim epistemolojik olarak "şimdiki kapitalizm"de ayrı bir nokta da mı? yoksa bireyin (tikel olanın) arzuları ve onun içinde yer aldığı imgesel-simgesel mekanizmalar tekil olandan farklılaşabiliyor mu? verilen cevap kuşkusuz bir "evet"tir.

    bu mantığın hegelci anlamlandırılışını biraz skandalize edersek "belirlenmiş bir sınır" belirlendiği andan itibaren nasıl "ötesini" de görmemize yol açıyorsa, tikel olandan tekil olana geçişin koşulları da, tikel belirlendiği andan itibaren mümkün olmaktadır. eğer yazarların arzusu, liberal demokratik kapitalizm içinde "belirlenmiş" halde bulunan bireyin nasıl yasaları çiğneyip "olağanüstü hal" yaratıp militanlaşabileceği ile ilgili idiyse, güzel haber! artık kimse militanlaşmak için delirmek zorunda değil. hatta delilik "batı"da, gündelik yaşamın bir parçası haline gelmeye başlamış olabilir. oryantalizme içkin olan bir şey var ise o da "liberal demokratik belirlenim"den uzak biz "doğulu"ların, kendilerini oryantal gösterme çabası olduğundan "biz delirmedik" diyemiyorum. ama bu delirme sanki daha çok karşıtı olan paranoyadan "tekil olan" ile edimsel olarak bağdaşmayan bireyselleşme arzusundan besleniyor. sonuç olarak bu bakış açısına göre -yoksa benim bakış açıma mı göre- arzuları(mız)ın "an"lık olarak da olsa gerçekleştiğini görebileceği(miz) "öznellik" biçimlerinden yoksun kalıyor(uz). (bkz: gezi). bunun geçerli olmadığı öznellik biçimleri içinse: evrensellikle "sakat da olsa" ilişkilenebilmiş "bireysellik" biçimlerinden uzakta duran bir tablo çıkıyor önümüze. (bkz: aşamacılık neydi, aşamacılık emekti)