şükela:  tümü | bugün
  • nam i diger delhi türk sultanlığı . bir muddet, şemseddin iltutmuş'un hukum surdugu sultanlik.
  • en geniş sınırlarına ulaştığı tuğluklular döneminde güneyde tamil nadu yöresi ve dekkan platosu'nun tamamına hakim olup kuzeyde de lahor ve multan'a uzanan, delhi'yi dönemin en büyük ve prestijli şehirlerinden biri haline getirip doğuda da orissa ve bengal yöresinin tamamını ele geçiren türkî devlet.

    tarain savaşlarında prithviraj chahamana'yı alt eden gurlular'ın bir uzantısı olarak kurulduğunu söyleyebileceğimiz bu sultanlık, hint altkıtası'ndaki ilk büyük müslüman güç olarak sivrilirken dönemin çoğu devleti gibi tek bir hanedan tarafından yönetilmemiş, aksine dönem dönem yaşanan iç karışıklıkların da etkisiyle pek çok hanedana ev sahipliği yapmış, alaeddin halaci gibi 1303 senesindeki meşhur çittor kalesi kuşatması ve moğol saldırılarını bertaraf etmesiyle ünlü muazzam bir asker-sultan çıkarmış, muhammed bin tuğluk gibi tam manasıyla çılgın bir sultana şahit olmuş, emir timur tarafından delhi'nin talan edilmesiyle bir anda çaptan düşüp elindeki büyük toprakları yitirmiş ve peştun kökenli lûdi hanedanı döneminde kendisinden çok daha güçlü hale gelmiş bir dizi hindu ve müslüman komşusuyla hayatta kalmak için önemli savaşlar vermiş ve en nihayetinde de 1526 senesinde babür şah'ın idaresindeki ordular tarafından son kaleler olan delhi ve agra'nın da düşmesi sebebiyle üç asırdan uzun süren ömrünü tamamlamıştır.

    kültürel açıdan hinduizm'in olmazsa olmazı diyebileceğimiz antropomorfik eserlere karşı büyük bir kin beslediği bilinen ilk dönem delhi sultanlarının, farsça dilini ve iranî edebiyat unsurlarını ön plana çıkarmaya çalıştıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. dinî açıdan bakıldığında da erken dönem delhi sultanlarının pers mimarisini emsal alarak pek çok cami ve medrese inşa ettirdiklerini söylemekte bir beis görmemekteyim. bilhassa devletin ve memlük hanedanı'nın kurucusu olan kutbeddin aybeg döneminde inşasına başlanan ve iltutmuş devrinde tamamlanabilmiş olup hâlen delhi'nin imza eserlerinden biri olarak ayakta duran kutub minar, bu eserlerden belki de en bilineni ve en iyi muhafaza edilegelmiş olanıdır. kızıl kumtaşı ve agra'dan getirtilen sarı renkli mermer kullanılarak inşa edilen, yukarı doğru giderek daralmakta olan bindirmeli kat yapısıyla dikkat çeken ve mevcut haline 1368 senesinde ulaşmış olan selçuklu ve pers islami mimarisi esintileri taşıyan bu yapı, bilhassa babür imparatorluğu döneminde zirveye ulaşacak olan indo-türkî mimarinin atalarından biri olma niteliğini taşımaktadır.

    1327 senesinde dönemin sultanı muhammed bin tuğluk'un dekkan platosu'ndaki hindu devletleri topraklarına katmak ve hint altkıtası'nın tamamını ele geçirmek için başkenti artık fazlasıyla kuzeyde kalan delhi'den maharastra yöresinde bulunan ve devagiri kenti üzerine yeniden inşa etmeye başladığı devletabad kentine taşıma kararı alması, ilk etapta stratejik bir kararmış gibi görünse de bu kararın delhi'nin yedi milyona yaklaşan devasa popülasyonunu da yeni başkente taşımak istemesiyle birlikte ne yazık ki tam bir delilik olduğu kısa sürede anlaşılmıştır. bu kararın öyle büyük etkileri olmuştur ki neredeyse nüfusunun tamamı sünni müslüman olan delhi, bu iç göç esnasında yaşanan ve ibn-i battuta'ya göre iki milyonu bulduğu düşünülen kayıpların etkisiyle ve kısa süre içerisinde güneyde vijayanagar imparatorluğu'nun, doğuda da bengal sultanlığı'nın delhi'ye olan bağlılıklarından vazgeçip bağımsızlıklarını ilân etmeleri sonucunda başkente yeniden yerleşme kararının alınmasını takiben bu kayıpların giderilmesi için şehir içine yerleştirilen racput ve peştun nüfusu sebebiyle artık tam bir kozmopolit başkent halini almış, şehirdeki şii ve jainist nüfus oldukça artmış ve böylece sünni müslüman delhi sultanları, 1330'lardan 1500'lere değin pek çok iç isyan ya da ayaklanmayla uğraşmak zorunda kalmıştır. öte yandan, 1327 ilâ 1334 seneleri arasında başkent olarak işlev gören devletabad'ın etrafında kurulan ya da zapt edilen pek çok yeni şehre yerleşen müslüman şahlar ve emirler vasıtasıyla dekkan platosu'nun bilhassa kuzey kesiminin uzunca bir süre müslüman hükümdarların kontrolü altında kalmış olmasına giden yolu açtığını da ekleyebiliriz.

    bilhassa 1398 senesinde emir timur'un delhi'yi darmadağın etmesinden sonra eski gücünden çok uzaklaşan sultanlık, bu dönemden sonra sancılı bir düşüş ve dağılma sürecine girmiştir. babür şah tarafından 1526 senesinde tarihin tozlu sayfalarına gönderildiğinde bir zamanlar kendisinin topraklarında kurulmuş olan bengal sultanlığı, bahmani sultanlığı ve vijayanagar imparatorluğu gibi devletlere göre çok daha güçsüz ve tükenmiş bir halde olan delhi sultanlığı'nın 15'inci ve 16'ncı asırdaki esas katkısı ise minyatür başta olmak üzere sanat alanında gözlemlenmiştir. batı hindistan'da ve yer yer jainist gelenekte görmeye alışık olduğumuz renk cümbüşünü andıran ve ruhanî yolculuğun tüm aşamalarını resmetmeyi gaye edinen sert çizgilerden mürekkep bir resim üslubunu iranî minyatür geleneği diyebileceğimiz oldukça soluk renkli ve realist bir tarzla birleştiren geç dönem delhi minyatür ustalarının, bu ekolü temsilen ortaya koyduğu bazı muazzam eserler olduğunu söyleyebiliriz. dekkan tipi minyatür ile ekol olarak çok alakalı olduğunu söyleyemesek de 16'ncı asır itibariyle ortaya görsel anlamda bir hindu-islam ve indo-farsî sentezinin konulmaya başlandığı da rahatlıkla dile getirilebilir.

    siyasî anlamda ise hindistan'ı kısa süreliğinde de olsa maurya imparatorluğu'ndan beri büyük ölçüde birleştirebilen ilk devlet olma özelliğini taşıyan delhi sultanlığı'nın muhammed bin tuğluk'un çılgın başkent projesiyle tökezleyip timur'un yağmalarıyla da yolun sonuna geldiğini ifade etmek yanlış olmayacaktır.