şükela:  tümü | bugün
  • dede korkut hikayeleri/kitab-ı dedem korkut ala lisan-ı taife-i oğuzan, oğuz türklerinin islamiyete geçiş sürecindeki geleneklerini, göreneklerini, sosyal yaşamlarını, maceralarını vs anlatan 12 epik hikayeden oluşur. (geçtiğimiz yıllarda bulunan ve salur kazan'ın ejderhayı öldürmesi adıyla basılan ve insanların hala temkinli yaklaştığı bir on üçüncü hikaye daha var)

    işte deli dumrul da bu on iki hikayeden biri olan duha koca oğlu deli dumrul hikayesinin ana karakteri. ya da şöyle tanımlayabiliriz; dede korkut hikayeleri’nin biraz deli biraz saf karakteri.

    peki, deli dumrul’un meşhur köprüsü, azrail’le olan pazarlık ve can yerine can motifi üzerine kurulu bu hikayenin içinde neler var?

    öncelikle cesaret ve meydan okuma var. deli dumrul -malum- köprü yaptırıp geçenden 33 akçe geçmeyenden de döve döve 40 akçe alıyor ya ama bir sorun bakalım bunu niye yapıyor. asla para için değil, kavga edecek adam aradığı için yapıyor. çünkü dumrul yiğit, cesur ve güçlü… bunu cümle aleme göstermek, nam salmak istiyor ve insanları zorlayıp kışkırtmak için de dövüp paralarını alıyor.

    burada dumrul’un tam olarak alp tipini karşılamadığını görüyoruz zira alp tipi hem fizik olarak hem mental olarak güçlü karakterdir. dumrul ise şimdilik sadece fiziksel güce sahip, yani bir boğaç değil… (dur bakalım daha başına neler gelecek, her şeyden önce büyük bir sınavdan geçecek ve zaten yüz kırk yıl yaşayınca illaki nirvanayı görecek )

    ha, bu iyi bir şey mi, değil tabii ki. yaptıklarının tutulur yanı yok adam bildiğin haraç kesiyor ama bu karaktere gene de kötü diyemiyoruz işte yanlış bile olsa saf diyoruz. zaten bütün atarı gideri de azrail’le karşılaşınca bitiyor. hatta azrail’in üzerinde daha büyük bir güç olduğunu öğrenince ‘sen çık aradan, ben doğrudan konuşayım’ diyor. (burada tengrici anlayışın izleri var. eski türklerde tengri ile insan arasında aracı yoktur.) bu noktada dumrul, tanrı’nın gücü karşısında boyun eğip tövbe ediyor. uzun lafın kısası, bizim dumrul, haddini öğreniyor ve dünyevilikten uhreviliğe geçiş yapıyor.

    (celal beydili, bu kısmı yani dumrul’un azrail’le olan karşılaşmasını, ilk mitolojik anlamını yitirmiş ölüp dirilme motifi olarak açıklıyor. şaman inisiyasyon törenlerinde de var bu)

    bu arada türk mitolojisinde köprü motifi çok görülmese de kozı körpeş ve bayan sulu destanı’nda da gelen geçenden (yendiğinden de yenmediğinden de) para alma motifi işlenmiş. (bunu okumadım, bahaeddin ögel hoca öyle diyor)

    sonra can yerine can motifi var. deli dumrul, kendi canını almaması için azrail'le pazarlığa girişiyor ve azrail, deli dumrul'un canını, başka can bulması karşılığında affediyor ki hikayenin en can alıcı bölümü de burası zaten. zira ölüme meydan okuma ve ölümsüzlük arayışı türk destanlarında çokça gördüğümüz bir tema.

    azrail'in, kendini öldürmek isteyen deli dumrul'un elinden güvercin şekline girerek uçup kurtulduğu bölümde de kabulgan yani türk mitolojisinde çokça gördüğümüz donuna girmek motifini görüyoruz.

    tarihte bilinen ilk türklerden beri kutsal kabul edilmiş kırk sayısı da yine dumrul’un kırk arkadaşı olarak bu hikayede yerini almış.
    (bkz: türk mitolojisinde kırk sayısı/@ay hatun)

    aşk da var tabii ki bu hikayede,
    dumrul’un karısı; “göz açıp gördüğüm, gönül verip sevdiğim, koç yiğidim, şah yiğidim! tatlı damak verip soruştuğum, bir yastıkta baş koyup emiştiğim! karşı yatan kara dağları, senden sonra ben neylerim?” deyip, kocasına duyduğu aşk ve bağlılık için tıpkı alkestis gibi gözünü bile kırpmadan ölümü kabul ediyor. (bu arada alkestis dedik ya, şöyle de bir not düşelim. heinrich friedrich von diez, dede korkut hikayeleri’nin dresden nüshaları üzerinde ilk ayrıntılı çalışmayı yapan kişi, oryantalist olarak da bilinen bir diplomat kendisi ve hem ortaya çıkış tarihi hem de konuların işlenişi bakımından yunan mitolojisindeki benzer temaların -özellikle kyklops tiplemesi- türk mitolojisinden esinlendiğini söylemiş, biz dememişiz bunu alman demiş. ben de diyorum ki hani biz de mi acaba kendi kültürümüze biraz sahip çıksak, sağında solunda gördüğü her şeye mahallenin zorba ergenleri gibi ‘benim, benim, o da benim, bu da benim’ diyen yunanlı komşularımız gibi yapmayalım ama hiç değilse bizim olanları da kaptırmasak mı acaba?)

    anne babanın oğulları için canını vermemesine gelince, aslında hiç kimse başkası için canını vermek zorunda değil. evlat bile olsa, anne baba bile olsa…o yüzden buradaki anne, babayı çocuklarını dicle nehrine atan kadınla bir tutmak ve onları kötü karakterler olarak tanımlamak bana göre yanlış. zaten hikayede anne babanın canını vermemesinden ziyade eşin canını vermeye gönüllü olması vurgulanmış ve bu fedakarlık görevi eşe yüklenmiş. gerçi orada anlatılmak istenen ataerkil düşünceye dayalı olarak kadın, kocasına o kadar sadık olmalı ki gerekirse canını vermeli düşüncesi bana ters tabii ki. ayrıca hikayenin bu kadar odak noktasında olan kadının adı bile yok. dumrul gitsin azrail’e kafa tutsun, başını belaya soksun, sonra neymiş kadın kendini feda edecekmiş, yok öyle bir dünya. yukarıda dediğimiz gibi buna da aşk diyor geçiyoruz...

    “deli dumrul, bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırır. geçenden 33 akçe, geçmeyenden döve döve 40 akçe alırdı. bunu ‘benden güçlü bir er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın.’ diye yaparmış. bir gün köprüsünün yamacında bir bölük oba konar. o obanın bir yiğidi ölür. onun için herkes yas tutar. deli dumrul bu durumu görünce o yiğidi kimin öldürdüğünü sorar. onlar da: ‘allah’tan buyruk oldu, azrail o yiğidin canını aldı.’ derler.

    deli dumrul buna kızar ve azrail’le savaşıp o yiğidin canını kurtarmak ister. bu durum allah’ın hoşuna gitmez. azrail’e buyruk eder: ‘ey azrail git o kavatın canını al!’ der.

    azrail, deli dumrul’un canını almaya gelir. deli dumrul onu görünce eli ayağı titrer. azrail ona: ‘senin canını almaya geldim. verir misin? yoksa benimle savaşır mısın?’ der. deli dumrul azrail’e kılıcıyla saldırır ama azrail güvercin olup pencereden uçarak gider. deli dumrul: ‘benden korktu, kaçtı.’ der.

    atına binip doğanını eline alır ve peşine düşer. bir iki güvercin öldürür, dönüp evine gelirken azrail onun atının gözüne görünür. at ürker. deli dumrul’u yere atar. azrail de deli dumrul’un göğsüne çöker. deli dumrul, azrail’e canını almaması için yalvarır. azrail de ‘bre deli kavat bana değil, allah’a yalvar.’ der.

    deli dumrul can verip alanın allah olduğunu anlayınca azrail’e: ‘sen aradan çık, ben allah ile haberleşeyim’ der ve allah’a yalvarır: ‘benim canımı alacaksan sen al, azrail’i araya koyma.’ der. allah da: ‘madem deli kavat benim birliğimi bildi. ey azrail deli dumrul’un canı dursun, canı yerine başka can bulsun.’ der.

    deli dumrul da kendi canının yerine başka can bulmaya gider. önce babasına gider. ‘baba canını benim yerime verir misin?’ der. ‘ben vermem git anandan iste.’ der. deli dumrul anasına gider, canını ister, o da vermez. sonra hanımına gider. karısı seve seve canını vereceğini söyler.

    azrail karısının canını almaya gelir. deli dumrul karısının canına kıyamaz ve allah’a yalvarır: ‘alırsan ikimizin canını beraber al.’ der. bu söz allah’ın hoşuna gider. azrail’e emir verir: ‘deli dumrul’un babasının ve anasının canını al, deli dumrul ve karısına da 140 yıl ömür verdim.’ der.”
    ( özet, http://www.tdk.gov.tr/’den alıntılanmıştır)

    not: en sona şunu da ekleyeyim bahaeddin ögel hoca, dumrul’un çeviri hatasıyla ortaya çıktığını, türklerde dumrul diye isim olmadığını, aslının tuğrul olduğunu söyler.
  • dede korkut kitabındaki deli dumrul hikayesinin baş kişisi. türkmenlerin hiç unutamadıkları şahsiyetlerden biridir. günümüzden bin yıl önce, türklerin islamiyet’i kabulünden önce orta asya 'da geçmektedir. deli dumrul bir kuru çayın üstüne bir köprü kurdurur; bileğinin gücüne güvenerek, gelen geçenden otuz akça, geçmeyenden döve döve kırk akça baç alır. yiğitliğiyle övünür. bir gün azrail’le savaşmaya kalkışır, yenik düşer. azrail, tanrı’nın buyruğuyla, ona, canı yerine başka bir can bulursa canının azat olacağını söyler. dumrul, aksakallı babasına gider. babası, “dünya tatlı can aziz, canımı kıyabilmem” der. ak bürçekli (büklüm saçlı) anasına gider. o da öyle der. bunun üzerine azrail’den izin alıp karısıyla vedalaşmaya gider. karısı, kendi canını vereceğini söyler. hatta şöyle der:” hayır, o zaman tanrı benim canımı alsın”

    deli dumrul da tanrı’ya “alacaksan ikimizin canını birlikte al, bırakırsan ikimizin canını birlikte bırak.” diye yalvarır, “öleceksek beraber ölelim” der.* deli dumrul’un sözü tanrı’ya hoş gelir. azrail’e: deli dumrul’un atasının, anasının canını almasını, o iki “helal”e yüz kırk yıl ömür verdiğini bildirir. kendisinden deli, kendisinden güçlü bir varlığa inanmayan, kimsenin kendisiyle savaşabileceğini düşünmeyen deli dumrul, azrail'le karşılaştıktan sonra başına gelenlerden insanca düşünmeye ve erdemlice davranmaya yöneltecek bir takım sonuçlar çıkarır. deli dumrul'un karşı karşıya geldiği şey sonucu değiştirilmez bir gerçektir: ölüm... işte tarihi deli dumrul' un kişiliği bu olup ünü ve anılarda yaşaması da buradan yani köprüsü basında veya kendi yurdundan gelip geçenden haraç almasından geliyor. aradan zaman geçince kendisinden başka yiğit, alp bir kimsenin olmadığını sanan deli dumrul 'un karşısına onun hakkından gelebilecek olan azrail çıkarılmış ve böylece deli dumrul destanı meydana gelmiştir. europides’in “alkestis” oyunu ile bu hikaye arasında benzerlikler vardır.*
  • sırat köprüsünün başını tutup azraili çenesinden yere çaldığı söylenir, yani abartılmıştır... (iyiki söyledim abartılmış olduğunu eehehee)
  • cüneyt türel'in insanın içini ısıtan sesinden trt radyoları için şu metin ile seslendirilmiş eser:

    meğer han’ım, oğuz’da duha koca oğlu deli dumrul derlerdi, bir er vardı. bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmıştı. geçenden otuz üç akçe alırdı, geçmeyenden döve döve kırk akçe alırdı. bunu ne için böyle yapardı? şunun için ki; “benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın” derdi. “benim erliğim, yiğitliğim, gözü pekliğim rum’a, şam’a gitsin. ünüm yayılsın.”

    bir gün köprüsünün yamacında bir bölük oba konaklamıştı. o obada bir güzel yiğit sayrı düşmüştü. allah emriyle o yiğit öldü. kimi “oğul” diye, kimi “kardeş” diye ağladı. o yiğit için kara yaslar tutuldu. birden deli dumrul yetişti, dedi ki “bre gavatlar ne ağlıyorsunuz? benim köprümün yanında bu kavga nedir? neden yas tutuyorsunuz?” dedi.
    dediler ki “han’ım, bir güzel yiğidimiz öldü, o’na ağlıyoruz.”
    deli dumrul dedi ki “bre yiğidinizi kim öldürdü?”
    dediler ki “vallah bey yiğit, yüce tanrı’dan buyruk oldu, al kanatlı azrail o yiğidin canını aldı”
    deli dumrul dedi ki “bre azrail dediğiniz ne kişi ki adamın canını alır? ya yüce tanrı birliğinin, varlığının hakkı için azrail’i benim gözüme göster, savaşayım, çekişeyim, güzel yiğidin canını kurutayım. bir daha güzel yiğidin canını almasın.” döndü, evine geldi.
    yüce tanrı’ya dumrul’un sözü hoş gelmedi. “bak bak bre deli, benim birliğimi bilmez, birliğime şükür kılmaz, benim ulu dergahımda herkese beylik taslar” dedi. azrail’e buyruk etti ki “ya” dedi, “canını hırıltıyla al.”

    deli dumrul kırk yiğitle yiyip, içip, otururken birden bire azrail çıkageldi. o’nu ne çavuş gördü, ne kapıcı. deli dumrul’un görür gözü görmez oldu, tutar eli tutmaz oldu. dünya alem deli dumrul’un gözüne karanlık oldu. deli dumrul konuştu, görelim han’ım ne söyledi:
    dedi ki “bre ne heybetli kocasın. kapıcılar seni görmedi, çavuşlar seni duymadı. benim görür gözlerim görmez oldu, benim tutar ellerim tutmaz oldu. titredi benim canım coştu. altın kadehim elimden yere düştü. ağzımın içi buz gibi, kemiklerim tuz gibi oldu. bre sakalcığı akça koca, gözceğizi körelmiş koca, bre ne heybetli kocasın, de bana, kazam belam dokunur bugün sana.”
    böyle deyince azrail’in öfkesi tuttu, dedi ki “bre deli gavat, gözüm köreldiğini niye beğenmezsin? gözü masmavi kızların, gelinlerin canını çok almışım. sakalımın ağardığını niye beğenmezsin? ak sakallı, kara sakallı yiğitlerin canını çok almışım. sakalımın ağarmasının anlamı budur. bre deli pezevenk, övünüyordun… al kanatlı azrail elime geçse, öldürseydim. güzel yiğidin canını elinden kurtarsaydım diyordun. şimdi bre deli, geldim ki senin canını alayım. verir misin, yoksa benimle savaşır mısın?” dedi.
    deli dumrul dedi ki “bre al kanatlı azrail sen misin?”
    azrail “evet, benim” dedi.
    deli dumrul dedi ki “bu güzel yiğitlerin canını sen mi alıyorsun?”
    azrail dedi ki “evet, ben alırım”
    deli dumrul dedi ki “bre kapıcılar, kapıyı kapayın! bre azrail seni geniş yerde isterdim, dar yerde iyi elime girdin. olacak iş mi? ben seni öldüreyim, güzel yiğidin canını kurtarayım.” kara kılıcını sıyırdı, eline aldı, azrail’e çalmaya hamle etti. azrail bir güvercin oldu, pencereden uçtu gitti.
    deli dumrul ellerini çırptı “kah kah” güldü. dedi ki “yiğitlerim! azrail’in gözünü öyle korkuttum ki, geniş kapıyı bıraktı, dar bacadan kaçtı. çünkü benim elimden güvercin gibi kuş olup uçtu. bre ben onu bırakır mıyım, doğana avlatmayınca?” kalkıp atına bindi, doğanını eline aldı, ardına düştü. bir iki güvercin öldürdü. döndü, evine geliyorken azrail atının gözüne göründü. at ürktü, deli dumrul’u götürdü yere vurdu. kara başı bunaldı, bunalıp kaldı. ak göğsünün üzerine azrail basıp kondu. demin mırlıyordu, şimdi hırlamaya başladı.
    dedi ki “bre azrail aman! tanrı’nın birliğine yoktur şüphe. ben seni böyle bilmezdim, hırsız gibi can aldığını duymazdım. bizim tepesi büyük dağlarımız olur, o dağlarımızda bağlarımız olur, o bağların kara salkımlı üzümü olur, o üzümü sıkarlar al şarabı olur, o şaraptan içen sarhoş olur. şaraplıydım duymadım, ne söylediğimi bilmedim, beyliğe usanmadım, yiğitliğe doymadım, canımı alma azrail, imdat!”
    azrail dedi ki “bre deli gavat! bana ne yalvarıyorsun? yüce tanrı’ya yalvar. benim elimde ne var? ben de bi hizmetliyim.”
    deli dumrul dedi ki “ya şimdi can veren, can alan yüce tanrı mıdır?”
    azrail “evet, o’dur” dedi.
    dumrul döndü azrail’e “ya şimdi sen nasıl bir belasın? sen aradan çık, ben tanrıyla haberleşeyim” dedi. deli dumrul burada söyledi, görelim han’ım ne söyledi:
    “yücelerden yücesin, kimse bilmez nicesin. güzel tanrı nice cahiller seni gökte arar, yerde ister, sen kendin müminlerin gönlündesin. ölümsüz, güçlü tanrı. ölümsüz kalan günahları örten tanrı. benim canımı alırsan sen al, azrail’in almasına izin verme.”
    deli dumrul’un bu sözü yüce tanrı’ya hoş geldi. azrail’e seslendi ki “bu deli benim birliğimi bildi, birliğime şükretti. ya azrail, deli dumrul can yerine can bulsun, canı bağışlansın.”
    azrail dedi ki “bre deli dumrul yüce tanrı’nın emri böyle oldu ki, deli dumrul canı yerine can bulsun, o’nun canı bağışlansın.”
    deli dumrul dedi ki “ben nasıl can bulayım? yaşlı bir babam, bir de anam var. gel gidelim, ikisinden biri ola ki canını verir. onu al, benim canımı bırak.”
    deli dumrul babasının yanına geldi, elini öperek söyledi. görelim han’ım, ne söyledi:
    dedi ki “ak sakallı sevgili canım baba, bilir misin neler oldu? küfürlü söz söyledim, yüce tanrıya hoş gelmedi. gök üzerinde al kanatlı azrail’e emretti, azrail uçup geldi, benim akça göğsüme basıp kondu, hırıldatıp tatlı canımı alır oldu. baba, senden can dilerim, verir misin? yoksa oğul deli dumrul diye ağlar mısın?”
    babası dedi ki “oğul oğul, ay oğul! canımın parçası oğul! doğduğunda dokuz deve kestiğim aslan oğul. penceresi altın çadır evimin direği oğul. kızımın, gelinimin çiçeği oğul. karşı yatan kara dağım gerekse söyle gelsin, azrail’in yaylası olsun. soğuk soğuk pınarlarım gerekse o’na içit olsun. ahır dolusu yağız atlarım gerekse o’na binit olsun. katar katar develerim gerekse o’na yüklet olsun. ağılda akça koyunum gerekse kara mutfak altında onun şöleni olsun. altın, gümüş para gerekse o’na harçlık olsun. dünya şirin, can tatlı… canımı kıyamam. bunu böyle bil. benden değerli, benden sevgili anandır oğul. anana git.”
    deli dumrul babasından yüz bulamayıp sürdü, anasına geldi.
    dedi ki “ana bilir misin neler oldu? gökyüzünden al kanatlı azrail uçup geldi, benim akça göğsüme basıp kondu. hırlatarak canımı alır oldu. babamdan can diledim ama vermedi. senden can dilerim ana. canını bana verir misin? yoksa oğul deli dumrul diye ağlar mısın? acı tırnağını ak yüzüne çalar mısın? karga gibi kara saçını yolar mısın ana?” anası burada söyledi, görelim han’ım, ne söyledi:
    anası dedi ki “oğul oğul, ay oğul! dokuz ay karnımda götürdüğüm oğul. dolama beşiklerde kundakladığım oğul. on ay deyince dünyaya getirip emzirdiğim oğul. akça burçlu hisarlarda tutulaydın oğul. kötü dinli kafirler elinde tutsak olaydın oğul. altın akçe gücüne salıp seni kurtaraydım oğul. yaman yere varmışsın, ben varamam. dünya şirin, can tatlı… canımı kıyabilemem. bunu böyle bil.” dedi, anası da canını vermedi.
    böyle deyince azrail geldi deli dumrul’un canını almaya. deli dumrul dedi ki “bre azrail aman, tanrı’nın birliğine yoktur şüphe. “
    azrail dedi ki “bre deli gavat! neden aman diliyorsun? ak sakallı babanın yanına vardım, canını vermedi. ak saçlı ananın yanına vardım, canını vermedi. peki kim verecek?”
    deli dumrul dedi ki “özlemini çektiğim vardır, buluşayım”
    azrail dedi ki “bre deli, özlemini çektiğin kimdir?”
    deli dumrul dedi ki “el kızı helalim var. benim ondan iki oğlancığım var. emanetim var. ısmarlayayım onlara. ondan sonra benim canımı al.” sürdü helalinin yanına geldi.
    dedi ki “bilir misin neler oldu? gökyüzünden al kanatlı azrail uçup geldi, benim akça göğsüme basıp kondu. benim tatlı canımı alır oldu. babama ver dedim, can vermedi. anama vardım, can vermedi. dünya şirin, can tatlı dediler. şimdi yüksek yüksek kara dağlarım sana yayla olsun. soğuk soğuk sularım sana içit olsun. ahır dolusu yağız atlarım sana binit olsun. penceresi altın çadır evim sana gölge olsun. katar katar develerim sana yüklet olsun. ağılda akça koyunum sana şölen olsun. gözün kimi tutarsa, gönlüm kimi severse sen ona var. iki oğlancığı öksüz bırakma. “ karısı burada söyledi, görelim han’ım, ne söyledi:
    “ne dersin, ne söylersin? göz açıp gördüğüm, gönül verip sevdiğim, koç yiğidim, şah yiğidim, tatlı dudak verip öpüştüğüm, aynı yastıkta baş koyup seviştiğim, karşı yatan kara dağları senden sonra ben neyleyim? yaylaya çıkar olsam benim düşmanım olsun. soğuk soğuk sularını içer olsam benim kanım olsun. altın paranı harcar olsam benim kefenim olsun. ahır dolusu yağız atlarına biner olsam benim tabutum olsun. senden sonra bir yiğidi sevip varsam, onunla yatsam ala yılan olup beni soksun. senin kalleş anan baban, bir canda ne var ki sana kıymışlar? gök tanık olsun, kürs tanık olsun, yer tanık olsun, gök tanık olsun, güçlü tanrı tanık olsun, benim canım senin canına kurban olsun” dedi, razı oldu.
    azrail hatunun canını almaya geldi. deli dumrul can yoldaşına kıyamadı. yüce tanrı’ya yalvardı, görelim nasıl yalvardı:
    dedi ki “yücelerden yücesin, kimse bilmez nicesin. güzel tanrı, çok cahiller seni gökte arar, yerde ister. sen kendin müminlerin gönlündesin. ölümsüz duran güçlü tanrı, ulu yollar üzerine imaretler yapayım senin için, çıplak görürsem giydireyim senin için. alırsan ikimizin canını birlikte al. bırakırsan ikimizin canını birlikte bırak. iyiliği çok, güçlü tanrı...”
    yüce tanrı’ya deli dumrul’un bu sözleri hoş geldi. azrail’e buyurdu “deli dumrul’un anasının, babasının canını al. o iki helale yüz kırk yıl ömür verdim.” azrail de anasının, babasının canını aldı. deli dumrul yoldaşlarıyla yüz kırk yıl yaş yaşadı. dedem korkut gelip destan düzdü, destan söyledi:
    “bu destan deli dumrul’un olsun. benden sonra alıp ozanlar söylesin. alnı açık, eli açık erenler dinlesin.” dedi.

    hayır dua edeyim han’ım. yerli kara dağların yıkılmasın, gölgelice kaba ağacın kesilmesin, şırıl şırıl akan güzel suyun kurumasın, yüce tanrı seni alçaklara muhtaç etmesin, ak alnında beş sözle dua ettik, kabul olsun. derlesin, toplasın, günahınızı adı güzel muhammed’e bağışlasın, amin. eyy…
  • ünlü gezgin ibn fadlan seyahatnamesinde anlatır, bir türk klanına uğrar. obada kadınların kaç-göçünün olmadığını, hatta edep yerlerini bile gizlemeye gerek duymadıklarını yazar. ibni fadlan tüklere islamı anlatırken sofrada bey ona sorar: sizin tanrınızın kaç karısı var?

    türklerin 4 asırlık islama geçişi böyle oldu. oğuzların da aşağı yukarı islam algısı bu seviyededir. çünkü göçebelerin dünyası soyut bir tarıdan ziyade doğa güçleriyle gözlemlenebilen bir figürü çağrıştırır. dede korkut ta da aynı motifler var. azrail in kuş donuna girmesi bununla ilgilidir mesela.

    deli dumrul özünde bir aptal değildir, sadece gücünü deneyebileceği bir rakip arar, ya da belki aptalca bir kibri simgeler, fizik gücün değil iman gücünün öğütlenmesi de söz konusu olabilir.

    bir diğer tutum kadınlara verilen inanılmaz değeri gösterir. deli dumrul karısına karşı o kadar içten bir duyguyla konuşur ki hayret edersiniz. ben ölünce evlen der, çocuklara bir baba bul falan. yani bıçağı geçirip katletmez, yani nerelerden nerelere gelmişiz diyor insan.

    gece yarısı deli dumrul hakkında fularlı bir yazı yazacak kadar mutsuzum işte, ve siz de bunu okuyacak kadar....
  • bir köprünün bir ucunda duran deli dumrul geçenden 5, 5 akçeyi duyup geçmekten vazgeçendense 10 akçe alıyor.

    bu haliyle eşkiya tabi dumrul. geçmeyenden daha fazla para almasıyla da deli sıfatını takınıyor.

    devleti ve vatandaş dediği arasındaki ilişkiyi bu hikayeye benzetiyorum.

    köprünün başında tsk duruyor: geçenin 6-12-18 ay gibi bir zamanını alıyor. geçmeyeni, ayak direyeniyse hapse atıyor, 4-5 yıl elinden özgürlüğünü alıyor.

    köprünün başında maliye duruyor: geçenin elinden maaşının 3/2 alıyor. geçmeyendense bir de faiz istiyor.

    eşkiya hükümranlık otoritesinin nasıl edepsiz bir tarzı olduğunu nefis açık ediyor hikaye. zorbalıkla, dengesiz delilikle ürkütüyor, korkutuyor. engelliyor, izin vermiyor, yol kesiyor.

    benim hala içime sinmiyor bu devlet diye bildiğimiz, bekası hepimizi silen, zorbalıkta ısrarcı mekanizma.

    varlığını devam ettirmek için silaha, kolluk gücüne ihtiyaç duyan devleti red eden, korkmayan, dengesiz güçten yılmayan, o yapay otoriteyi dikkate alıp da eline silah almayan vicdani retçilere saygılarımı sunuyorum.
  • türk edebiyatının güzel örneklerinden biridir. deli dumrul hikayesinde herkesin aklında kalan kabadayılıkla alınan haraç olmasına rağmen (kuru çay üzerinde kurulan köprüden, geçenden 5 geçmeyenden 10 akçe alınması.) aslında destanın ana fikri ailenin önemidir.

    aileden kasıt ana-baba değil eşlerdir. karı-kocanın sırt sırta vererek birbirine destek olması, beraberce bütün zorluklara göğüs germesi, hatta gerekirse birbirleri için canlarını bile vermesi gerektiği anlatılır.

    destanda nobran, kabadayı, yenilmez dumrul, aldacı’ya meydan okuyacak kadar gözü karadır. (türk mitolojisindeki ölüm meleği aldacı islamiyet sonrası hikaye yazıya aktarılırken azrail olmuştur.) eşlerin birbirine sevgi ve bağlılığı ise yine türk mitolojisindeki aylanu, (can değiştirme, yani bir başkasının yerine kendi canını verme) ile sınanmıştır. dumrul’un annesi ve babası çok sevdikleri oğulları için canlarını vermemiştir. dumrul ise karısından aylanu talep etmemesine rağmen karısı uzun bir manzume ile canını kocasının yerine vermeyi teklif etmiştir. kaba, nobran ve kimsenin bileğini bükemediği dumrul ise karısının karşısında adeta bir romeo olmuş, güzel sözler söylemiş, karısı olmadan hayatın bir anlamı olmayacağını anlamış ve alırsa ikisinin de canını almasını veya ikisini de bağışlaması için tanrıya yalvarmıştır.

    anlatıda aile olarak anne baba yerine karı-kocanın yüceltilmesi türk mitolojisinde kadına atfedilen önemi de belirtmektedir. günümüzde de bazı şarkılarda bunun izlerini görebilirsiniz. “ana baba bacı gardaş dar günümde el olur, namus belasına gardaş döktüğümüz kan bizim”
  • elalemin spider man'i varsa bizim de deli dumrul'umuz var aslanlar gibi. aniden filmi yapilmali, apansizca piyasaya surulmeli.
  • kuru toprak üzerine yaptığı köprüde gecenden yirmi gecmeyenden döve döve kırk akçe alması ile meşhurdur.
  • dede korkut hikayelerinden birisi, ayni zamanda gungor dilmenin sevilen tiyatro oyunudur. gercekte dumrul, deli deil, akilli gecinenlere kendi adalet anlayisiyla aklin ne oldugunu animsatma yolunda bir adımdir aslinda. asagidaki dizeler de bunun bir kanitidir.

    kopru kurdum kuru caylar ustune oy
    tasil toprak, akmaz sular ustune oy
    bunu nicin boyle ettim
    sunun icin ki a canim
    bir kez deliye cikmis adim
    bu nami surdurmek isterim
    bu da akilli uslu islerle olmaz
    nicin surdurmek isterim
    su deli adimi dostum
    sundan ki delilerin ayrıcaligi var bu ulkede
    bir hikmet gizlidir her sozunde
    az bucuk ermis katindadir halkin gozunde
    gecenlerden otuz, gecmeyenlerden kirk akca