şükela:  tümü | bugün
  • huzursuz ve visionaire boylarını aşan kendilerini zorlayan oldukça karışık ve zor bir iş almışlardır, haftalardır gece gündüz demeden bu işin üzerinde çalışmaktadırlar, öyle ki yattıkları zaman rüyalarında kod yazdıklarını görür olmuşlardır... bu iş sırasında olan bir olayı anlatayım size...

    huzursuz - hihiihhehahahahahihihioaoaoohoho (bir anda yarılmış bir halde gülmeye başlar)

    visionaire kafasını çevirir "ne oldu" gibisinden bir bakar...

    huzursuz - kesinlikle neye güldüğümü bilmiyorum heheoahoeahohohoho
    visionaire - hhihihiaiaiahohooheheheh (yarılır)

    1 dakika sonra, gülüşler biter, yüzler ciddileşir işe geri dönerler...
  • uyurken sevdiğin adamın kokusuyla uyanmak birden bire.. daha çok taze, çok yeni.. sonra onsuz uyuyamayacağını fark etmek, arayıp isteyip arayamamak, dokunamamak.. onun hayatında ne kadar anlamsız, gereksiz olduğunun farkına varmak ama buna inanmak istememek.. sebepler uydurup avunmaya çabalamak, avunamamak.. "arasın allahım n'olur" diye dualara dalmak.. bitmeyecek delirme anlarının başlangıcı, en hafifi belki de..

    yardım et lütfen..
  • ---salıntı---

    dev aynanızdaki standart sapmanızın formülü nedir? ortalamanızı alsam, vasatın üstüne çıkabilir misiniz? yoksa yanılgım her zaman ki gibi sabit mi kalır?

    ---salıntı---
  • (bkz: side effect)
  • benliğim yetmiyordu mücadelenizi desteklemeye

    oydumsa

    -haksız kazanç sağlayan gözlerinizi-

    oydum

    oysa sadece bakmanız yeterliydi

    ve ogs'siz geçebilirdiniz

    şimdi, zihnime giden tüm yollar tadilat nedeniyle kapalıyken

    'manilerime mâni olma'dan, alışverişinizi tamamlayabilirsiniz..

    çıkış yan taraftan.
  • hüsn-i talillerle süslesek ölümü, ne değişecekti?

    vaktimiz yoktu. ama acelemiz de yoktu. çünkü vaktimiz yoktu!

    başkalarından duyulan nasihatler gibi küflenmişti sözlerimiz. kelimelerimizin ise, yerleri karıştıkça anlamı oluyordu... suyunu sıktığımız acının, içemesek de, -kekremsi tadına rağmen- posasını yerdik. zaten tüm vitaminin de posasında olduğunu söylemezler miydi? hüzün şeffaftı, biz de renksiz gözlüklerle bakıyorduk hayata. insanlara bakarken ise gözlerimizi kapatıyorduk. öyle ermişler gibi kalp gözümüz açık değildi ama görüyorduk. sermişliğin hikmetiydi tüm bunlar.
    ne keskin, ne de kestirilebilir hatlara sahipti yüzümüz. nedense oturmamıştı yüzümüze bir türlü maskemiz. sayıların, sadece kitap sayfalarında önemi vardı. doğum günlerinin ise, -yaşı simgelese bile- bir önemi yoktu. ha yedi olmuştuk, ha elliyedi -otuzbeş olmak dante için önemli olabilirdi-. doğmak ve ölmek de galiba böyle bir şeydi. olmak nasıldı, onu çözememiştik. bize göre asıl mesele ol(a)mamaktı. bu yüzden hiçbir şey olmamayı seçtik... her sahile inişimizde, boşluğu yanımıza alıyorduk. annesinden izin almadan. sonra da sessizliği ko(nu)şturuyorduk dört nala. arada dalgalara bakıyorduk. gökyüzü ve deniz maviymiş, ama biz renklerin adını bilmiyorduk. aslında renklerin de sayılar gibi bir anlamı yoktu. sayıları icat ettiğimiz gibi, renklerin de adını biz uydurmuştuk. beyaz, siyah olsa değişen ne olurdu, gri mi? isimleri miydi onları renkli yapan? ya da renk miydi, hayatı(mızı) renkli kılan? her şeye bir isim uydurmasaydık, yaşan(a)maz mıydı hayat?

    isimlerle süslemeseydik hayatı, ne değişecekti?

    vaktimiz çoktu. ama...
  • size de tuhaf geliyor mu?

    her gün yeni bir gün fikri. her gün yeni bir şey öğrenmek/öğrenmeye çalışmak. her yeni güne pozitif başlayacağım diye katyonlaşmak. hayata gülümsemek. yapılanları unutmak. ya da unutmamak. acı çeken insanlar için hissedilen kofti acılar.

    -(s)empatik dayatmalar.-

    sizce de herkes aynı sakızı çiğnemiyor mu?

    sonra bu kadar hareket. hiç çarşaf gibi düz bir hayat(ımız) yok mesela. hep dalgalı. hep mutedil. hep haline şükret. hep bugün hayatının son günü olabilir. hep mutlu ol. hep güçlü ol. ayakta kal. yıkılma. hep koştur. hep "hadi yüreğim ha gayret" et. hep umursa. hep başkaları. sonra hep bir şey olma çabası. ve her şeye yetme tasası.

    size de tuhaf gelmiyor mu?

    bir hiç olmanın bu kadar zor olması.
  • "cadılara kurban edecek parmaklarım yok benim. "
    "aslında değneğimi hiç saklamamıştım."
    "sopası uzun olan kazansın."
    "ya kuşlar?"
    "katrana batırıp yazma sevdan yüzünden koparmıştın kanatlarını, unuttun mu?"
    "keşke çikolatadan yapılsaydı tüm evler, parmaklarım dolgunlaşsaydı etine, ama cadının dişine kaçmasaydı liflerim.. çünkü ben, ağzında kürdan geveleyenlerden, oldum olası tiksin-ir-dim."
  • ölmüş babanın resmine bakıp onunla konuşmak saatlerce...*
  • öldürüldüm!

    sonra...

    hayatıma giren herkesin parmak izi alındı; izlerimi silenlerin bile.
    bazılarına göre gereksizdi katilim'in aranması. çünkü katlim vacipti. lâkin, kimse elini kana bulamak istememişti. yine de merak ettiler kimin yaptığını, hatta içleri içlerini yedi. bense içimi kemiren güvelere karşı avuç avuç naftalin yutmak istemiştim hep. ama ölsem, "intihar etti" derler diye vazgeçerdim. buk'un da dediği gibi; "intihar çaba gerektirirdi." delik-deşik bir yürekle gezdim ben de. ayıplarlarsa ayıplasınlardı. çamaşır suyuna bastığım gömleklerim de delinmişti zaten. üzerindeki mikroplar ölsün diye, yine çamaşır suyuna bastığım siyah gömleğim de artık "siyah" değil de bambaşka bir renkteydi. benim gibi...

    tanınmaz hâldeydim. onların yalancısıydım tabii. ve ben, kendimi -tanı(ya)masam da- biliyordum. ama bu onlara yetmiyordu. sadece; üstüm başım dağılmış, saçımlarım yağlanmış, tırnaklarım iyice uzamış ve içinde de biraz pislik birikmişti. bilmezlerdi; tırnak makasını bulsam -kokusuna rağmen- ayak tırnaklarımı bile kesecektim. gerçi tırnaklarımı yeseydim -en azından- bu dertten kurtulurdum.. ayaklarıma eğilemezdim ama. hem insanın ayak tırnakları uzun olsa ne olurdu ki?

    çok uzattılar soruşturmayı. her şeyi didik didik ettiler, geçmiş(im)i bile.. buna rağmen bir türlü bulamadılar katilim'i. ne gerek vardı sanki geçmişi kurcalamaya? oysa ben, tek bir otobüs biletine verirdim -yaşadığım- tüm hayatı. -yaşayacaklarımsa- umrumda olmazdı. meselâ ömrümün geri kalanını -böcek olamasam da- yarasa olarak geçirebilirdim. uyutmadılar. en çok, izleri sil(in)enleri dahi arayıp bulmalarına içerledim. oysa ki sadece bir kişinin parmak izini alsalar, her şey ortaya çıkacaktı. bense hiçbir şeyin ortaya çıkmasını istemiyordum.. çünkü katilim'i tanıyordum!

    ve...

    bu zamana kadar da iyi sakla(n)mıştım.

    öldürdüm!

    ve...

    kimse benden şüphe etmedi.

    evet, öldürdüm!

    ama...

    benim öldürdüklerim, beni öldür(e)memişti.