şükela:  tümü | bugün
  • taraf gazetesinin arka sayfa oykucusu. ama arada anı ve gündeme ilişkin görüşlerini de yazıyor. özellikle bugünkü yazısı beni epey güldürmüştür. ellerine saglik hocam.

    http://www.taraf.com.tr/makale/192.htm
  • ucuz numara insanı. bugünkü yazısının ilk paragrafını okur okumaz bir anda tepem attı. bakıyoruz ilk paragrafa:

    http://www.taraf.com.tr/makale/4066.htm

    "maslak’tan minibüse bindim. bomboştu, arka dörtlünün başına oturdum. alnımı çocukluktan kalma alışkanlıkla cama yapıştırıp titrek kafayla istanbul’u seyre başladım. tuhaflığı sonra fark ettim. radyoda klasik müzik çalıyordu. bu işlerden anlamam ama galiba bach’tı. şoför farkında değil. “gültepe’ye kadar kapatmazsa bugün şahane geçecek” oyununa başladım. bir dakika bile sürmedi, pat kapattı."

    oğuz atay'ın yaşadığı bir anıyı olduğu gibi kendi yaşamışçasına anlatıyor. "evet, yaşamış olabilir. ne var bunda?" diyerek karşı çıkılamaz buna. bu kadar spesifik bir benzerlik olamaz. hiç değilse atay'ı anmasını beklerdik. yazdığı yazıya ne de güzel giderdi. ama olmadı.

    atay'ın anısına gelince. bir arkadaşı naklediyor bunu yıldız ecevit'e:
    bir gün dolmuşla taksim istikametine doğru giderlerken galatasaray civarında bir ara sokakta oğuz atay, radyoda beethoven'ın 5. senfonisi çaldığını duyuyor ve diyor ki: meydana kadar açık kalırsa ülke kurtuldu demektir. ve tabii ki ülke kurtulmaz. radyoda ne çaldığını dehşet içinde fark eden şoför, kanalı derhal değiştirir (yahut kaset takar) ve atay'ın ruhunu şad eder:
    bat(sın bu) dünya, bat!
  • anlatım dili ve tespitlerinde, iddialar savurup esip gurlememesinden kaynaklı samimiyet dolu satırların sahibidir.kendi hayatı uzerinden cerceveledigi yazılarında sosyolojik degerlendirmelerini ve gundeme dair tespitlerini okuyabileceginiz köşe yazarıdır.
  • aslında yazılarını bir tür "roman" gibi okuyorum ben. bu sayede vatoz'u, bayramda paris'e gitmek isteyen eşini ve kaynanasını, avukatlık mesleğinden arkadaşlarını, ismet'i, kadınlarla olan ilişkisini, berberini anlamak mümkün..

    kendisi, üniversite öğrenciliği döneminde arkdaşlarıyla açtıkları bir standın islamcı/(ülkücü?) kişilerce saldırıya uğradığını ve o sırada masada saldırıya uğrayan atay'ın "tutunamayanlar" kitabına ölesiye sarılıp "işte bunu yapamazsın" dediğini aktarıyordu aylar önceki yazısında.. şimdi, o yazıyı aradım ama bulamadım.. ancak şu makalede bu olaydan bahsedilmiş. sonrasında o tutunamayanlar kitabına saldıran adamla vapurdaki karşılaşmalarını da aktarıyor oral:

    (bkz: http://www.derindusunce.org/…oksa-cok-gec-olabilir/)

    şurada da avukatlık mesleği ile ilgili "acı" anısı var, favorilerimden:

    (bkz: http://www.taraf.com.tr/makale/280.htm)

    şu da hemen her yazıda adı geçen "kadim" dostu vatoz ile olan bir anısı:

    (bkz: http://www.taraf.com.tr/makale/220.htm)

    gorki ve kadınlar: (bkz: http://www.taraf.com.tr/makale/617.htm)

    hukukçu ismet: (bkz: http://www.taraf.com.tr/makale/192.htm)

    pkk'ya "terörist" demeyen berber:

    (bkz: http://www.taraf.com.tr/makale/2093.htm)

    30 ağustos oğuz atay şarkısı:

    (bkz: http://www.taraf.com.tr/makale/7185.htm)

    --

    yakında vatoz'un kim olduğunu da açıklayacağım..
  • bugünkü yazısında, ıslak imzalı olduğu ispatlanan belgelerin içeriğine bile kuşkuyla yaklaşanların baykal'ın gizli kameraya kaydedilen ve henüz aidiyeti tespit edilmemiş görüntülere nasıl ikiyüzlü bir kes(k)inlikle yaklaştığını şayanı takdir biçimde ortaya sermiş, takdirimi kazanmıştır.
  • güncel konulara ince bir mizah ile yaklaşan yazılarıyla hergün taraf alma sebeplerimdendir.
  • çok şakacı bir yazarmış. böyle sorulu cevaplı komiklikler falan..

    http://www.aktifhaber.com/…nu-tiye-aldi-437891h.htm
  • 20 haziran köşe yazısında:

    --- spoiler ---

    bir başka vaka da akp nin siyaset sahnesine çıkışından sonra her seçimin ardından "inanmıyorum" ruh haline giren "çağdaş, laik atatürkçü" tayfa. bu tayfanın sonuçların açıklanmasından sonra geçirdikleri travma dört sene sürüyor. sonra yine sandığa gidliyor ve ver elini yeni bir travma. aslında bu ruh hali çok partili demokrasiye geişten itibaren kalıtsal bir miras onlar için. üşenmeyip bu çağdaş tayfaya göre bir türlü adam olmayan halka verdikleri isimleri sıralayalım: ayak takımı, hasolar-memolar, kara kalabalıklar, kısa bacaklı kıllı vücutlar, göbeğini kaşıyan adam, bidon kafalılar, dağdaki çoban.." diyen taraf yazarı.
    --- spoiler ---
  • bugünlerde aykırı sesler çıkaran yazılar yazmakta papağanlara inat.

    'yani ortam biz türklerin görmek istediği gibi hiç de öyle güllük gülistanlık değildi.'

    http://www.duzceyerelhaber.com/…se-yazi.asp?id=3076
  • 'kk kaç model?' sorusuna,
    "kitap yerine rapor okuyan, son 20 seneye ait tek bir unutamadığı film olmayan, tiyatro izlemeyen, halkın tek geçtiği tv dizilerinden bihaber, yaptıkları arasında internetten söz bile etmeyen ve kendisine sosyal demokrat diyen bir partinin başkanı." kaç model olursa cevabını verip; neden böyle olduğunu anlatır:

    "dün keşke gazete bayiinizden ısrarla milliyet isteseydiniz.

    köşe yazısında ürün reklamı yapmak serbest bırakıldığı için böyle yazmıyorum.

    ayrıca eyyamcı futbolcu misali hemen açıklayayım. türkiye’de taraf dışında bir takımda oynamayı düşünmüyorum, sadece bazı yurtdışı projelerim olabilir.

    girizgâhın sebebine gelirsek... sizin büyük ihtimalle bayinizden ısrarla istemediğiniz o gazetede, can dündar’ın chp lideri kemal kılıçdaroğlu’na ısrarla sorduğu sorular sayesinde, aylardır mavrasını yaptığım bir sorunun cevabını keşfettim.

    o keşfi yazının sonuna, olması gereken yere saklayıp, başlayalım.

    can dündar, git gel bilmem kaç saatlik bir kenya yolculuğu yapmış kılıçdaroğlu’yla.

    yazının yarısı chp liderinin, komutanı kim dinlemiş biliyorum ama söylemem, deniz feneri köstebeği hangi bakanın adamı biliyorum ama söylemem... şeklinde gündeme ilişkin gizemli cevaplarından oluşuyor.

    fakat harbi olmak gerekirse, eğer kılıçdaroğlu’nu sözlüye kalkmış bir talebe olarak tahayyül edersek, imtihanın bu kısmından “otur çocuğum aferin!” aldığını söyleyebiliriz.

    topu tam bir siyasetçi gibi dolaştırmış neticede.

    yazının diğer yarısı ise, “ne okur, ne izler, ne dinler” sorularına ayrılmış.

    daha doğrusu dündar ayırmak istemiş ama talebemizin cevapları hatırlamakta epey
    zorlanması nedeniyle bunu yapmak pek kolay olmamış.

    şöyle yazmış dündar, kılıçdaroğlu için: “siyasetten sonra sosyal hayatı bir hayli daralmış. sinemaya, tiyatroya, konsere gidemez olmuş, tv dizisi de izlemiyor.”

    tamam, alışığız zaten “siyasete girdikten sonra” diye başlayan bu gerekçelere... diyecektim fakat o da ne?

    birkaç satır altta kılıçdaroğlu’nun “unutamadığı” film, kitap, tiyatro için verdiği cevapları görünce diyemedim.

    kılıçdaroğlu’nun “en”leri şöyleymiş.

    » yabancı film: kanlı adada isyan (1969), dokunulmazlar (1987) ve ingiliz hasta (1996)

    » yerli film: sürü (1978), kuyu (1968) ve irmak (1972) (epeydir sinemaya gidemiyormuş o yüzden yenileri pek bilmiyormuş).

    » kitap: aradığınız kişiye ulaşılamıyor. çünkü rapor okumaktan kitaba vakti kalmıyormuş. bu sebepten tek bir örnekle yetiniyoruz: ince memed (lisede okumaya başlamış yaşar kemal’i. bir de ismail cem, doğan avcıoğlu, ismail beşikçi’den söz etmiş ağırlıkla).

    » tiyatro: yıllardır hiç gidememiş ama öğrenciliğinde ankara’da hiçbir oyunu kaçırmazmış. unutamadığı oyun halk oyuncuları’nın 1968 tarihli devr-i süleyman’ıymış.

    » resim: seviyormuş. ee yani insan genelde resim sever, diyeceksiniz şimdi fakat öyle değil. evinde fikret otyam, yalçın gökçebağ gibi ressamların eserleri varmış (bu noktada müsaadenizle espri yapar gibi görünürken ne kadar entelektüel olduğumu göstermek istiyorum. misal resimle ilgili konuşurken eğer paul klee’nin filan adını verip beni dumura uğratsaydı, benim oyum da chp’yeydi valla).

    » müzik: ruhi su, âşık mahsuni, erkan oğur, sabahat akkiraz (onur akın’ın hatırı kaldı bak şimdi).

    başka? hah, bir de bulmaca çözüyormuş. mesela kenya uçağında bir gazetenin tam sayfa bulmacasını azmedip çözmüş (anneannem de bulmacayı çok severdi. gerçi anneannem ana muhalefet lideri değil ev kadınıydı ama o da yolculuklarda mutlaka bulmaca çözerdi. yaşlandığında doktorlar buna devam etmesini, hafızasına iyi geleceğini ayrıca konken oynamasını da aynı nedenle tavsiye ettiler. hani bir faydam olur belki diye söylüyorum. çünkü chp yönetimindeki hanımlardan sıkı konken masaları çıkar gibi geliyor bana. kemal bey bunu bir düşünsün derim).

    dağıldık, toplamaya çalışalım.

    her biri, “o zamanlar sinemalarda rüzgar gibi geçti oynuyordu” kıvamında olan bu cevapları okuyunca neyi keşfettim biliyor musunuz muhterem okurlar?

    yeni chp’nin aslında neden “yeni” olamadığını ve neden asla olamayacağını...

    gerçi kendisi sinemaya, tiyatroya, konsere gidememesini, kitap okuyamamasını “siyasetten sonra”ya bağlamış ama malumunuz kılıçdaroğlu 2002’de vekil seçildi.

    verdiği cevapların içinde ise bırak 2000’li seneleri, 1990’lara ait örnek bile ara ki bulasın.

    kitap yerine rapor okuyan, son 20 seneye ait tek bir unutamadığı film olmayan, tiyatro izlemeyen, halkın tek geçtiği tv dizilerinden bihaber, yaptıkları arasında internetten söz bile etmeyen ve kendisine sosyal demokrat diyen bir partinin başkanı.

    chp’ye oy veren sevgili vatandaşlar, sizin işiniz de zor be abi!"

    oraldem@gmail.com