*

şükela:  tümü | bugün
  • recep tayyip erdoğan'ın ibb başkanı iken almanya'da araplara verdiği (ne ilginç bugünde herşeyi araplara satıyor.. tesadüf olsa gerek) toplantıda gerçek kimliğini yansıttığı söz.. türkiye cumhuriyeti'nin başbakan'ının demokrasiden anlayışı bu işte. emellerini gerçekleştirmek için geçici olarak kullandığı bir araç.
  • akepe li devlet büyüklerimizin sık sık demokrasi lafını kullandıkları şu günlerde kulaklarımda çınlayan söz.
  • herkesin kendi işine geldiği gibi kullandığı demokrasi lafının, bu topraklardaki asıl anlamı.

    sadece ve sadece 11. cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle yaşadıklarımıza bakarak bile anlaşılanlar:

    amaç olsa, cumhurbaşkanı adaylığının parti içi siyasete alet edilerek abinin değerlerine göre tek aday çıkarılması söz konusu olmazdı.. abi başta olmak üzere aynı partiden başka adaylar da olurdu..

    amaç olsa, aday olarak gösterilecek isim, meclisteki diğer partilerle görüşülerek, fikirleri sorularak saptanmaya da çalışılırdı..
    amaç olsa, başörtülü lider eşlerinin üçlü resminin türkiye'nin her yüzünü yansıtmadığını görürlerdi..
    amaç olsa, muhalefet de aday gösterirdi..
    amaç olsa, "hadi bize sormadılar, son dakika türbanlı eşli adayı karşımıza çıkarttılar ama biz bari araçolmayalım, ülkemiz için amaca yönelik hareket edelim" diyerek, hukuken inandırıcı olmadığı anlaşılan bir gerekçeyle mahkemeye gidilmezdi..
    amaç olsa, darbe tehditiyle erken seçime gidilmez, demokrasi sağlanmaya çalışılmazdı..
    amaç olsa, başa geldiği andan itibaren hem bu, hem bundan önceki hükümetler, hem de tüm muhalefet partileri seçim barajı gibi abuklukları ortadan kaldırmak ve toplumun tamamının mecliste temsil edilebilmesi için kanuni değişikleri yapardı..
    amaç olsa, başörtülü kadınlar başlarını örttükleri için suçlanmazdı..
    amaç olsa, başörtülü kızçocukları ilkokullarda ilahilerle karşımıza çıkmazdı..
    amaç olsa, baskıyla, darbeyle insanların fikirlerinin değiştirilemeyeceği bunca deneyimden sonra fark edilmiş olur, darbe bile yapılsa akp ya da onun gibi düşünenlerin daha da güçleneceği unutulmaz, gelecek on yıl sonunda da askeri uyarı yapmak isteyebilecekleri kafamıza kazınmış olmazdı..
    amaç olsa, ekşi sözlükte yeşil sözlük yazarları şeklinde ırkçı; saldırıya maruz bırakmaya, hedef göstermeye, bizden olmayanı dışlayıcı, saflaştırıcı bir başlık açılmazdı.

    hepsi, demokrasinin bu topraklarda olmadığına, demokrasinin istenmediğine işarettir.

    şimdi ne olacak?
    demokrasi araç olduğundan ya anayasa mahkemesi erken seçime yollayacak bizi, ya da gül cumhurbaşkanı seçildikten hemen sonra darbe olacak.
    yani demokrasi amaç değil araç olmaya devam edecek.
  • tayyip erdoğan'ın ıpı çerçevesinde yapılan basın toplantısında canlı yayında devamını kurduğu cümle.

    demokrasi amaç değil araçtır..amaç insanların mutluluğudur.
    çünkü sistemler amaç değil araçtır..diyor.

    pek ala.

    arkasından altan öymen soruyor: yaptığınız yeni düzenlemelerde seçim barajının düşürülmesi için bir adım atmadınız..niye?

    yanıt geliyor: müsebbibi biz değiliz ki..bizden önce alınmış bir karar..değiştirselerdi..
    zaten %10 luk baraj bu milletin yararınadır..bu ülkenin tarihinde tek partili iktidar dönemleri başarılı olmuştur..
    koalisyonlar başarı getirmemiştir..tek başımıza iktidar olduğumuz için pek çok yasayı değiştirebildik..yoksa her madde için meclisten olumsuz sesler çıkacaktı, bu yararlı maddeler de geçemeyecekti..

    ..
    şimdi benim kafam allak bullak oldu..
    demokrasi insan mutluluğu için bir araç ise, halkın temsilinin mecliste sağlanması baraj sistemi nedeniyle mümkün değilse, rte de bunu savunuyorsa, mecliste temsil edilmeyen ben nasıl mutlu olabiliyorum?
    beyefendinin demokrasi si sadece kendisini ve kendisi gibi düşünenleri mutlu ettiğinde mi araçtır?
    benim için demokrasi hala amaç olarak kalacak demek ki.
  • ilk defa recep tayyip erdoğan tarafından değil jean jacques rousseau tarafından öne sürülen bir tezdir.

    (bkz: jean jacques rousseau)
    (bkz: #6188694)
  • söylenen sözün söyleyene ait apriorik olarak sahip olunan görüş doğrultusunda anlam kazandığının ve confirmation bias denen durumun pek de içi boş bir şey olmadığını ortaya koymakta bu söz etrafında oluşan fikir deveranı ve tartışmalar. yani? yorum yaparken, önümüze konan bir meseleyi değerlendirirken, fikrimizin en ince gülüne talip olunduğunda ne yapmalı? söyleyene mi bakmalı? söylenene mi bakmalı? argumentum ad hominem'den muzdarip alicenap arkadaşların tercihini söylemeye bile gerek yok, hepimiz bilaistisna farkındayız. öyleyse rte, soros, zart zurt, satış, gericilik ya da karşı devrim gibi söylemlerin uzağında bakmaktan yanayım ben. yani, argumentum ad hominem'i ceteris paribus'un içindeki sabit değişkenlerden biri olarak kabul eden cenahtanım.

    demokrasi, hak, hukuk, toplum, toplumsal sözleşme, adalet her hangi kavram olursa olsun en nihai hedefi insanın mutluluğunu, refahını hiç değilse olabildiğince temin etmek değil midir? öyle. demek ki en temel hedefimiz, nihai amacımız insan ve insan yaşamının maksimum seçme özgürlüğünden istifade ederek asap seviyede mutlu kılınmasıdır. bu perspektiften bakıldığı vakit demokrasinin araç olmasına şaşırmamalı. demokrasi bu anlamda insanın nihai olarak mutlu olmasını ve diğer insanlarla karşılıklı ve birarada yine ve özünü yitirmeden var olmasını sağlayan bir araç olmaktadır. size tuhaf gelecek ama aynı bakış açısından ve demokrasi için söylediklerimizin mantıksal neticesi olarak laiklik de araçtır.

    edit: imla (meali: ben bildiğimden şaşmayan bir insanım, hatta öyle ki editlerim bile sadece imlayla sınırlıdır.. hehehehe ne adamsınız lan?)