• simdi ne diyorlar anlamaya calisalim. bir kürt sitesinden copy paste ediyorum
    (bu arada herif hapiste ama maşallah devlet başkanı gibi takılıyor):

    kürt halk önderi abdullah öcalan, ulus devlet ve onun üst örgütü olan bm gibi yapılanmaların içine girdiği krizi analiz ederek uzun süredir üzerinde çalıştığı "demokratik konfederalizmi" türkiye, irak, iran ve suriye ile kürtlerin yaşadığı diğer bölgeler için bir sistem olarak ilan etti. insanlık tarihinin başından bu yana doğal toplum örgütlenmesinden bugün gelinen ulus-devlet örgütlenmesine kadar tüm sistemleri inceleyen öcalan, ulus-devletin içine girdiği krizin aşılarak halkların iradeleşmelerini sağlayacak sisteme ilişkin açıklama yaptı.

    öcalan, "yurtsever halkımıza ve demokratik insanlığa" başlığıyla ilan ettiği "koma komalên kürdistan"ın (kürdistan demokratik konfederalizmi), yeni bir çıkış olduğunu belirtti. "halkımıza yeni bir yaşam felsefesi ve sistemi daha kazandırdığımıza inanıyorum" diyen öcalan, yeni oluşturduğu sisteme ilişkin gerekçelerini şöyle sıraladı:

    "tarihin insanlık için büyük gelişme imkanları ile ciddi tehlikeleri içi içe barındırdığı, ortadoğu'da üçüncü dünya savaşı olarak adlandırılan ciddi bir kaos ve çatışma durumunun yaşandığı, kürdistan'ın ise bu çelişki ve çatışmanın merkezinde yer aldığı kritik bir süreçten geçiyoruz. eski siyasal statükonun kısmi direncine rağmen, küresel sermaye güçleri bu kaostan kendi çıkarları doğrultusunda bir çıkış arayışını sürdürürken, halklar da özgürlüklere dayalı kendi demokratik sistemlerini geliştirerek kaos durumunu aşmaya çalışıyorlar."

    tarihi göreve çağrı

    dünya, ortadoğu ve kürt bölge koşullarına ilişkin yaptığı tespit ve değerlendirmelerden sonra öcalan, kürtler için demokratik konfederalizm'in örgütlenmesinin acil, vazgeçilmez ve ertelenemez tarihsel bir görev olduğunu vurguladı. newroz'da demokratik konfedaralizm'in inşa sürecinin başlatılmasını tarihsel açıdan oldukça ileri, özgürleştirici ve heyecan verici yeni bir adım olarak değerlendirdi.

    bir devlet sistemi değil

    öcalan, kürdistan demokratik konfederalizmi'ne ilişkin şu açıklamalarda bulundu: "kürdistan demokratik konfederalizmi bir devlet sistemi değil, halkın devlet olmayan demokratik sistemidir. başta kadınlar ve gençler olmak üzere halkın tüm kesimlerinin kendi demokratik örgütlenmesini yarattığı, politikayı doğrudan ve özgür-eşit konfederasyon yurttaşlığı temelinde, yerelde kendi özgür yurttaşlık meclislerinde yaptığı bir sistemdir. dolayısıyla öz güç ve öz yeterlilik ilkesine dayanır. gücünü halktan alır ve ekonomi de dahil her alanda öz yeterliliğe ulaşmayı benimser. kürdistan demokratik konfederalizmi gücünü toplumsal tarihin derinliklerinden ve mezopotamya'nın tarihten gelen zengin kültürel birikiminden alır. klan sisteminden ve aşiret konfederasyonlarından günümüze kadar uygarlık tarihi boyunca devletçi toplum merkezileşmesine girmek istemeyen doğal toplumun demokratik komünal yapısına dayanır. yakın tarih açısından, pkk'nin başta zindanlar ve dağlar olmak üzere bütün alanlarda otuz yılı aşkın süre binlerce şehit vererek yürüttüğü mücadele içinde yarattığı yurtsever halk gerçeğine, özgür yaşama ve demokratik örgüt birikim ve tecrübesine dayanır."

    üç hukuk geçerli olacak

    öcalan, demokratik konfederalizm'in hukuki boyutlarını ise şöyle ele aldı: "demokratik konfederalizm, devletlerin köklü bir reformla demokrasiye duyarlı hale getirilmelerini, demokratikleşme önünde engel olunmamasını ve tüm engellerin kaldırılmasını ister ve bu amaç doğrultusunda mücadele eder. bundan sonra kürdistan'da üç hukuk geçerli olacaktır: ab hukuku, üniter devlet hukuku, demokratik konfederal hukuk. üniter devletler olan iran, irak, türkiye ve suriye kürt halkının konfederal hukukunu tanıdıkça kürt halkı da onlarınkini tanıyacak ve bu temelde uzlaşıya gidebilecektir. demokratik konfederalizm tüm kültürel varlıkların tanınması, korunması ve kendini ifade özgürlüğünü esas alır. bu temelde kürt sorununun demokratik çözümünü, kürt kimliğinin her düzeyde kabulünü, kürt dilinin ve kültürünün geliştirilmesini sağlamayı temel görev bilir."

    ekolojik toplum modeli

    demokratik konfederalizm'in ekolojik toplum modeli'ni benimsediğini kaydeden öcalan, şöyle devam etti: "toplumsal cinsiyet baskılarına çok yönlü karşı durulmasını ve bunun kadın özgürlük mücadelesiyle aşılmasını esas alır. ekolojiye ve cinsiyet özgürlüğüne dayalı bir demokrasinin kürt toplumunun olduğu her alanda örgütlenmesini ve her tür gerilik ve gericiliğe karşı bu temelde mücadele edilmesini öngörür. bireysel hak ve özgürlükleri toplumsal demokrasinin gelişimiyle birleştirir.

    sorunlara şiddetsiz çözüm

    demokratik konfederalizm, toplumsal sorunların zora ve şiddete başvurulmadan çözülmesini esas alır, yani barış politikasına dayanır. ülkeye, halka ve özgürlüklere yönelen saldırılara ve hukukun çiğnenmesine karşı meşru savunma durumunda olur. demokratik konfederalizm, kürt halkının kendi demokrasisini kurma ve kendi toplumsal sistemini organize etme hareketidir. içte demokratik ulusu, dışta ise ulus üstü yapılanmayı ifade eder. toplumun siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel, inanç ve mezhepsel, etnik, cinsiyet özgürlüğüne dayalı, ekolojik, komünal alandaki örgütlenmelerinin birliği ve örgütlenmiş toplumun kendi kendini yönetme organizasyonudur. bu temelde başta kadınlar ve gençler olmak üzere toplumun tüm kesimlerini, kendi demokratik örgütlenmelerini yaratmaya, demokratik eylemlerini yükseltmeye ve kendi kendilerini yönetmeye çağırıyorum.

    demokratik birliğin ifadesi

    demokratik konfederalizm, dört parçaya bölünmüş ve dünyanın her tarafına yayılmış olan kürt halkının demokratik birliğinin ifadesidir. kürt ulusunun kendi içindeki sorunların çözümünde demokratik birlik ilkesini esas alır. milliyetçilik temelindeki devletleşme eğilimlerini çağını doldurmuş ulus-devlet anlayışının bir devamı olarak görür. bu tür eğilimler kürt sorununu çözmede ve kürt toplumunu ilerletmede yeterli olamayacağı için, böylesi güçleri demokratikleşmeye açık olmaya ve demokratik ulus birliği temelinde konfederasyona katılmaya davet ediyorum.

    komşu devletlere çağrı

    demokratik konfederalizm, derin demokratik zihniyete ve özgürlük bilincine dayandığı için, halklar arasında hiçbir ayrım yapmadan tüm halkların eşit-özgür birliğini esas alır. katı sınırlara dayalı milliyetçi-devletçi ulus yerine demokratik ulusu geliştirir. bu temelde tüm ortadoğu halklarının ve demokrasi güçlerinin birliğinden yanadır. komşu devletlerle ilişkileri, eşit ve özgür birlik ilkesine dayalı olarak siyasal, sosyal ve kültürel hakların yaşamsallaşması temelinde düzenlemeyi öngörür. bu temelde bir kez daha bölge halklarını demokratik konfederal birliğe, komşu devletleri ise demokratik tutuma davet ediyorum.

    küresel demokrasi kongresi

    demokratik konfederalizm, küresel emperyalizme karşı halkların küresel demokrasisinden yanadır. 21. yüzyılda tüm halkların ve insanlığın yaşamak durumunda olduğu bir sistemdir. bu da küresel çapta demokratik konfederasyona doğru gidiş ve yeni bir çağa yürüyüş demektir. bu temelde tüm demokratik insanlığı küresel demokrasi kongresi altında yeni bir dünya yaratmaya çağırıyorum."

    'bayrağı şerefle taşıyacağım'

    kürdistan demokratik konfederalizmi'nin kurucusu olmaktan şeref duyduğunu belirten kürt halk önderi abdullah öcalan, açıklamasını şöyle noktaladı: "bunun kurucusu olmakla şeref duyuyorum. tüm halkımızı yeşil zemin üzerindeki sarı güneş içinde kırmızı yıldızlı bayrak altında kendi demokrasisini örgütlemeye, birleşmeye ve kendi kendini yönetmeye çağırırken, bu bayrağı şerefle taşıyacağımı ve önderlik görevlerimi şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da başarıyla yapmaya devam edeceğimi ifade ediyor, her bahardan özgürlüğe daha yakın olan bu baharda tüm halkımızın, bölge halklarının ve dostlarımızın newroz'unu kutluyor, selam ve saygılarımı sunuyorum."

    konfederalizmin ilkeleri

    kürt halk önderi abdullah öcalan, sistem analizini ve demokratik konfederalizm'in ilkelerini şöyle özetledi:

    "1. insanlık zagros eko-sisteminde gerçekleşen tarım devrimi temelinde 19. yüzyıl başlarına kadar gelmiştir. 19. yüzyıl başlarında ikinci büyük devrim olan sanayi devrimi gerçekleşmiştir. bu ikinci devrim ulus-devletin oluşmasında önemli rol oynamıştır. ulus-devlet sistemi ise 20. yüzyılın sonlarına doğru toplumsal gelişmenin, demokrasi ve özgürlüklerin önünde en ciddi engel durumuna gelmiştir.

    2. 20. yüzyılın başında geliştirilen ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesi, devlet kurma hakkı olarak anlaşılmıştır. bu temelde oluşan ulus-devletler günümüzde gelişme önünde ciddi engel durumundadırlar. ulus-devlete dayalı birleşmiş milletler modeli yürümemektedir. körfez savaşı ve irak'taki durum bunun kanıtı olmaktadır.

    3. bundan çıkışın temel yolu, ulus-devlete göre gelişen küresellik değil, tamamen halka dayanan ve gücünü tabandan alan demokratik konfederatif sistemdir. insanlık tarihinde devlet olgusu ezeli olmadığı gibi, ulus-devlet de ebedi değildir. günümüzde küreselleşme ile ulus-devlet aşılmaktadır. ancak bu süreçte emperyalizm ciddi bir yeni sistem modeli geliştiremediği için, mevcut sistemin krizi derinleşmiş ve kaosa dönüşmüştür.

    4. bu durumda tek alternatif demokratik konfederalizmdir. bu, piramit tarzı bir örgütlenme modelidir. burada söz, tartışma ve karar topluluklarındır. tabandan en üste kadar delegeler seçimle gelir ve tepede bir koordinasyonu oluşturur. delegeler halkın bir yıllık memurları gibi çalışır.

    5. ortadoğu'nun ağırlaşan tarihsel ve toplumsal sorunlarının çözümü için de demokratik konfederalizm sistemi geçerlidir. kapitalist sistem ve emperyal güçlerin dayatmaları demokrasiyi geliştiremez, ancak demokrasiyi istismar edebilir. demokratik konfederal sistemde tabandan gelişen demokratik seçeneği egemen kılmak esastır. bu sistem toplumsal temelde etnik, dini ve sınıfsal farklılıkları gözeten bir sistemdir.

    6. kürdistan içinse kendi kaderini tayin etme hakkı, milliyetçi temelde devlet kurmak değil, siyasi sınırları sorun yapmadan ve sınırları esas almadan kendi demokrasisini kurma hareketidir. iran'da, türkiye'de, suriye'de ve hatta irak'ta oluşacak bir kürt yapılanmasında tüm kürtler biraraya gelerek kendi federasyonlarını, birleşerek de üst konfederalizmi oluştururlar.

    7. kürdistan demokratik konfederalizmi'nde asıl karar yetkisi köy, mahalle ve şehir meclis ve delegelerinindir. dolayısıyla halkın ve tabanın kararı geçerlidir."
  • bana göre 21.yüzyılın bir çeşit somut sosyalizmlerindendir. ancak sosyalizm kelimesinin tarihsel anlamının somut bir tecrübeye ve modele(marksist-leninist merkezi devlet, reel sosyalizm) tekabül etmesi nedeniyle özgün bir isme sahip olması, tazelenmek adına önemlidir. en nihayetinde kapitalizme alternatif olmak amacıyla üretim ilişkilerini sosyalleştirme amacı güden bir paradigmadır.

    temelini troçkistten anarşiste ve ekolojiste dönmüş murray bookchin'den alır.
    murray bookchin ise, marksistlerin ya dogmatik ya pratikten kopuk elitistler olmasından dellenmiş, anarşistlerin bireyselciliği ve takıntılı ilkelerinden bıkmış olacak ki bir sentez sunmuştur.

    demokratik konfederalizmi bir paradigma olarak şekillendiren bookchin, marksistlerin dogmalarını ve emek-sermaye çelişkisi saplantılı ezberci analizlerinin dışına çıkarak, tarihten farklı bir gelenek üzerinde yoğunlaşmıştır.
    demokratik konfederalizm temel ünite olarak şehirleri ve çevrelerini temel alır(modernist sosyalizm ise aydınlanma ile kurulmuş ulus devletleri tarihin ilerlemesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak görür). bu noktada ön plana çıkartılan yerel yönetimdir. halkın doğrudan temsiliyetinin en gerçekçi şekilde yapılabileceği siyasi ünitenin insanların doğrudan yaşam alanlarını şekillendirebilmesinde görmüştür.

    bu bağlamda klasik marksist anlatısından ve 20.yüzyıl sosyalist ideolojisinden ayrıldığı temel noktalardan biri iktidar ve ulus devlete olan yaklaşımıdır. marksist-leninist yapılanmalar gibi devrimle iktidarı ele geçirmek takıntısı, ulus-devletin aygıtları ile "alternatif toplumu" kurmak gibi "modernist" yaklaşımları bir kenara koymuştur. ulus devlet, ulusal örgütlenme yerine şehir ve çevresini temel ünite olarak almış, ve bunların konfederal bir çerçevede ilişkilenmeleri gerektiğini savunmuştur.
    böylece çok geniş bir yelpazeyi tek tipleştirecek, herkesi temsil edemeyecek bir üst devlete bağımlı siyasi önderlik olmayacak ve otoriteryanizm, ulusal çapta ideoloji üretimi ve akabinde gelen totaliteryanizm, yine ulusal devasa projeler ve devlet gücünü arkasına alan bir ulusal elit gibi olgular, modernizmle birlikte çöpe gidecektir.

    yerel sorunlar yerel yaklaşımlarla çözülecek, karar mekanizmaları yerelden karar alacak ve insanlar yaşam alanları hakkında doğrudan hak sahibi olacak. küresel kapitalizmin gücü ise bu şekilde kırılacaktır. emek komünal olarak örgütlenerek ise, sermaye-emek diyalektiği, sosyalist devlet ile sermaye dönüşümünden ziyade, zapatistaların dediği gibi emeğin dönüşümü ile alternatif bir yaşamın önünü açacaktır.

    yine klasik marksizmin aksine, mevcut toplumsal ilişkilerin çelişkilerini sermaye-emek çelişkisinden fazla olarak ele alır. doğa katliamını ve kadın-erkek eşitliğini örneğin, klasik marksist anlatıdaki gibi ikinci planda sosyalizm ile çözülecek şeyler olarak görmekten ziyade daha genel bir mesele olarak ele alır.

    şimdilik kırsal alanlar ve küçük şehirler için iddialı bir paradigma gibi durmakta. rojava bu paradigma için önemli bir test alanı olacaktır, başarılı olması halinde ise 21.yüzyılı sarsabilecek bir alternatif paradigma olacaktır, kitleleri sosyalizmin başarısızlığından sonra yine somut bir düşüncede birleştirecektir. ancak istanbul gibi metropollere pek cevap vermemektedir. bu metropoller dünyanın kanını emen, gerçek anlamda üretimin yapılmadığı, tüketimin domine ettiği, kapitalizmin bağımlı olduğu dişliler olduğu için bu tip siyasi hareketler bu şehirleri besleyen sömürü damarlarını kesebilecektir diye umuyorum. bu sayede metropollerde alternatif bir ilişki arayışına girecektir.

    öcalan demokratik konfederalizmi çalışmalarında kürt konjektürüne bağlamıştır ve kürt hareketinin temel paradigması haline getirmiştir. bu durumla birlikte sadece hedeflenenler değil, yöntemlerde değişmiş, eşbaşkanlık ve toplumda yapısal olmayan hiyerarşilerin oluşumu, geniş temsiliyet, parti teşkilatlanmasının yataylaştırılması, kadının rolünün önemi, farklı kültür ve dinlerin temsiliyetine ekstra önem(modernist retorikteki dini ortadan kaldıracaz otoriterliği yoktur), doğanın önceliği meseleleri kürt siyasi hareketinde önemli yer tutmaya başlamıştır.
    bu bağlamda pkk devrimci bir mücadeleyi sürdürürken, hdp daha sistem-içi bir mücadele ile bu gündemleri türk soluyla buluşturmuş, ve türkiye'yi şimdi içine girmekte olduğumuz döneme demokratik konfederalizm light retoriği ile sokmuştur.....

    hayırlısı diyoruz ve izlemeye devam ediyoruz.

    editto: elbetteki bu yaklaşım, klasik marksizmin aksine coğrafya meselesini, mekanın diyalektiğini daha önemli bir mesele haline getiriyor.
    david harvey'nin yakın zamanda bu konuya geniş anlamda yaklaşımını yansıtan ecnebice bir yazısı için: http://davidharvey.org/…-anarchist-by-david-harvey/

    söz konusu paradigma hakkında düzenli teorik ve pratik yazıların, haberlerin yazıldığı, bookchin'in öğrencisi olan janet biehl'in işlettiği site:
    http://new-compass.net/
  • tam anlamıyla saçmalık, zırvalık ve tamamıyla kavramsal çöplüktür.

    ideolojik kıvırmaları ve dangalakça referansları bir yana atarsak somut olarak ne olduğuna dair şöyle bir tablo ortaya çıkarabiliriz, herkesin açıkça anlaması için en sade biçimde ifade edeceğim;

    öncelikle, kısaca ekoloji ve murray bookchin olayları için; (bkz: ekolojik demokratik toplum) (bkz: #29405428)

    -------

    bağımsız kürdistan'ın imkansız olduğunu ve bir şekilde kurulsa dahi kurulma aşamasındaki muhtemel sorunlar veya sonrası büyük bir sorunda bölgede askeri, ekonomik ve siyasi olarak kürdistan'ın tutunmasının imkansız olduğunu kavrayan öcalan'ın çözüm olarak sunduğu şey şudur;

    4 parçaya bölünmüş kürdistan'ın her parçası, bulunduğu ülke içinde sınırları belirlenmiş olarak kendi bölgesi, kanunları, askeri gücü, bölgenin kaynaklarını sadece bölge için kullanma yetkisi ve üstüne bulunduğu devletin merkezine vergi vermeme ama bütçesinde pay alma şeklinde düzenlenmiş bir sistemle demokratik özerk bölgeler halinde olacaktır.

    bildiğin düz, yalın, taş gibi ulus devlet.

    haklar bakımından türkiye üzerinden özetlersek kısaca ; "kürdistan bizim, türkiye hepimizin" durumu...

    özerkliğin daha ayrıntılı açıklaması için; (bkz: demokratik özerklik bildirgesi)

    olay hepi topu bu... silahla bağımsız kürdistan'ın kurulamayacağını kavrayan öcalan, 4 ülke içinde kendi ulus devletlerini o ülkelere kurdurmak peşinde. tabi böyle bir şeyi aklı başında hiçkimsenin kabul etmeyeceğini bildiği için düzenli olarak "ulus devlet karşıtlığı", "bütün sorunların devletin yüzünden olması" içerikli beyanatlar veriyor.

    hatta açıklamada demokratik konfederalizm"in ulus devletin aşılmış hali olduğu, asla devlet olmadığı ısrarla vurgulanıyor ki olay çakılmasın, hdp sayesinde tava gelen bir kısım şuursuz elden kaçmasın...

    üstüne malum ekoloji ve kadın hakları zırvalarını da ekledik mi buyrun; demokratik konfederalizminiz hazır.. afiyet olsun.bu saçma olay ortadoğu'da kürdistan ulus devletinin kurulması için şimdilik buldukları tek yol...

    bölgesel olarak bakarsak; iran duruma göre politik açıdan belki olumlu pozisyon alabilir ama tersi boktur, vinçle beşer beşer adam asabilir.

    suriye'de ışid gelene kadar düğün dernek kanton, özerk bölgeler gidiyordu ama şimdi orası da tam net değil, herşey tepetaklak oldu.

    ırak'ta fiili bir bölge zaten mevcut, böyle bir oluşuma girerek ırak işgaline yardım ve yataklık karşılığında kazandıklarını durduk yere hop diye öcalan'a teslim etmek isteyeceklerini hiç sanmıyorum. suriye, rojava, kobani olayındaki olanların sebebi bunlardı zaten.

    türkiye'ye gelirsek, bu olayla ilgili olanlar ortada; hdp, kck, pkk

    pkk demokratik özerklik olayının askeri gücü, ilan edilmesiyle pkk dağdan inerek bölgenin askeri ve öz savunma gücü haline geliyor, bürokraside meşru olarak yerini alıyor. şu pişmanlık yasasına karşı olmaları ve inenlere ceza, hapis olmaması, yardım, kredi, ev, iş koşulu bunun için.

    kck bölgenin idari kolu. bölgesel anayasayı ve kanunları çıkaran bunlar, bürokrasi, adalet, mahkemeler falan bunların elinde. bu arada bölgede ve sonrası demokratik konfederalizmde ne kadar adil bir düzen ve yönetim olduğun görmek için kendi yazdıkları anayasaya bakmak yeterli (bkz: kck sözleşmesi)

    hdp türkiyelileşme iddiasında ama esasında bütün amacı adalet, sol, eşitlik, barış, kardeşlik adı altında halkı bunlara alıştırma ve bu planı yürürlüğe sokma amacındaki vitrin. (bkz: 30 mart'ta halk özerkliğe oy vermiştir)

    ülkede dönen demokratik özerklik, onurlu barış, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, özerklik ilan etme gibi şeylerin sebebi budur.

    hdp kürt ulus devletini kurmak için uğraşan etnik bir partidir,

    pkk kürt ulus devletini kurmak isteyen bir terör örgütüdür,

    ikiside bunu bağımsız olarak başaramayacaklarını bildikleri için türk halkının maddi, manevi imkanlarını, kanı ve canını kullanarak yapmak istemektedir.
  • olayla uzaktan alakası olmadan eleştirmeye kalkanların kürt hareketi bağlamındaki hali hakkında garip garip çıkarımlar yaptığı paradigma.

    bir kere, isterse kürtler ulus devlet kursunlar. so what? demokratik konfederalizm muhabbetinin aslında gizli bir ulus devlet planı olduğunu "keşfettiğini" iddia eden arkadaşın kafasını anlamak gerçekten kolay değil.
    görende kandilde, part içinde kadro, ideolojik tartışmaların kongrelerin vazgeçilmezi sanır kendisini.

    kürt hareketi stratejisini belirlerken, aaa bir dakika arkadaşlar, türkler çakmadan biz ulus devlet kurmaya çalışalım diye bir düşünsel süreç yaşamadı. zaten ulus devlet kurmaya çalışsalar, onun üzerine giderlerdi. günümüzde ulus devlet kurmak zaten normal olan. lakin pkk devrimci yapılanmadan gelen bir parti, üst düzey yöneticilerinin de ağırlıklı çoğunluğu kendisini kürt'ten önce devrimci olarak tanımlıyorlar. bu bağlamda, demokratik konfederalizm ülküsünü benimsemelerinde samimiyetlerini ölçmek pek anlamlı değil. zira ulus devlet peşinde olsalar zaten "daha az veya çok" meşru olmuyorlar. hatta medya zombisi kitleler için pkk peğağa'dır. sanki oturup içeriğini falan okuyorlar.

    hdp'nin teşkilatıyla çalışan, milletvekilleri ile diyalogda bulunmuş, samimi iç tartışmaları takip eden biri olarak da ayrı olarak komiğime gidiyor bu söylemler. yau sen kimsin ki hdp'nin stratejinin samimiyetini sorguluyorsun?
    biz anti-kapitalist bir çizgiyi benimsemişiz, lakin temel sorun reel sosyalizmin kapitalizme alternatif olamayışı oldu. tarih bize marksist-leninist stratejinin, dogmasının, dar kalıplı dünyasının kapitalizmi restorasyonundan başka bir şeye hizmet etmediğini ve uzun vadede refah ve huzurdan ziyade problemler yarattığını gösterdi.
    demokrasi ve herkesin temsiliyeti eskiden beri sosyalizm ideolojik yapılanmaların önceliğiydi.

    lakin, klasik marksist gelenekler bunu devrimden sonra halk aydınlanınca yapacağız, o olana kadar sistem tasfiyesi için otoriter şeyler eyvallah olmalı dendi. bu da o rigid, elitist parti geleneğini oluşturdu. demokratik konfederalizm bu anlamda sadece bir alternatif toplumsal paradigma değil, aynı zamanda bir farklı bir örgütlenme paradigması. yani direk günlük hayatta ve örgütlenme seviyesinde başlıyor. bunu da zaten kürt siyasetinin organlarını takip eden, içine giren her insan direk fark edebilir.
    burada ki samimiyeti(ve doğrudan demokrasi ülküsünü) sorgulayan kaşif arkadaşın aklında olsun.

    bunun da ötesinde, "kürdistan bizim olsun, türkiye hepimizin" gibi saçma salak bir mesele de yok. zaten bu paradigma da kürdistan diye bir ulus devlet olması düşünülmüyor. yani özerklik kürdistan'a özgü bir şey olarak düşünülmüyor. özerkliğin temel ünitesi bir "kürt bölgesi" değil, belediye. yani van belediyesi ile diyarbakır belediyesi seviyesinde örgütlenen toplumsal yapı birbirlerinden farklı olmakta özgür. lakin ekonomik ilişkilerin sağlıklı işlemesi ve izole toplumlara dönüşmemek adına konfederal bağlar önemli.
    yani özerk bölge herkesin zaten, kürtlerin falan değil.
    bu paradigmada da mümkünse maksimum özerklik düşünüldüğü için türkiye sınırları içerisinde miymiş, değil miymiş pek üzerine kafa patlatılan şeyler de değil.
    istersen türkiye sınırında olsun diye söylüyorlar, çünkü bazı insanların garip fetişleri var(yani rojava bugün resmi olarak suriye'de de, suriye ne kadar rojava da?). sınırların kapladığı alan küçülünce sikleri küçülüyor gibi hissediyorlar.
    yani zaten ulus devletin anayasası, kolluk kuvveti falan temel siyasi ünite de hak sahibi değil.

    sadece ama sadece, yerel halk hak sahibi. bunun için tarihsel motivasyonda mesela kendi devletlerini ve askeri sistemlerini kuran antik yunan şehir devletleri veyahut orta cağdaki italyan komünleri.
    yani bu pratiğin çok ciddi geçmişi var insanlık tarihinde.

    burada iki tane temel sorun var. faşist, dayatmacı ve genişleyip sömürmek isteyen ulus devlet yapılarına karşı ortak bir cephe nasıl kurulur?(aslında bu teorik bir sorun değil, ideal anlamda savaşa gerek olmaması gerekiyor)

    ikincisi ise küresel kapitalist düzende yerel ekonomi nasıl bir konum alarak sınıfı ve devleti gereksiz kılanadeyin örgütlenebilir? mümkünse kapitalizmin ana çelişkileri nasıl ortadan kaldırılabilir?

    bence aslında hem olabilitesi çok daha yüksek, hemde çok daha doğal bir toplumsal düzene işaret eden bir paradigma. ve kovalanma sebebi salt etnik bir mesele değil, etnik meselelerin temelinde yatan şey zaten ulus devleti doğuran şey olan kapitalizm ve modernite. dk'nin elbetteki birçok modern meseleyi absorbe etmesi gerekiyor. ama tarihte zaten şehir ve çevresi daima en temel ünite olmuştur.

    dünyanın birçok ülkesinde bir dereceye kadar uygulanmaktadır benzeri sistemler. lakin bu paradigma elbetteki biraz daha radikal bir çizgide.

    şimdilik rojava deneyini izleyip görmek gerekiyor. rojava'nın kazanımları ortadoğu pratiğinin öncülü olacaktır. ilk radikal deneyimi ezln'de olsa, neredeyse tamamen kırsala dayalı olması ve görece olarak daha küçük bir popülasyonu kapsaması itibariyle tam tatmin eden bir tecrübe değil.

    kürt ulus devleti derdi olsaydı pkk'nin çoktan barzani ile anlaşmalar yapılmıştı. dikkat edersen pkk asla barzani ulus devlet kürdistan'ı ile anlaşamıyor. çünkü pkk oranın clientalist ilişkilerini tehdit ediyor.
    demokratik konfederalizm hala devrimci bir çizgiyi temsil ediyor. etnik meseleler sadece sorun olduğu noktada önemli. yoksa benim şahsen umurum değil. kürt'te değilim.
    sıkıntı ırkçılığın sistem yeniden üretimi oluşunda. bu sebeple ırkçılığı üreten ilişkiler bütününün tasfiyesi ulus devlet sisteminin tasfiyesinden geçiyor.
    icabında sizleri sizlerden kurtarmaya çalışıyoruz.
  • pkk'nın isterse ulus devlet kurabileceğini ama sadece ve sadece devrimcilikten dolayı kurmadığını söyleyenlerin savunduğu olgu.

    askeri, coğrafi konulardan bihaber olunca bunlar normal tabi..

    2 ayda ışid'e 400 köy kaptıranların bağımsız ulus devlet kurabileceğini düşünmek ahmaklık bile değil.

    bu savunan zombilerin körükörüne saçmalamaları çok hoş oluyor. hani eşbaşkanları solcu, sosyalist demirtaş'ın bile kurulması planlanan bölgenin geleceği için daha gerçekçi ve hatta emperyalist yatırımlar (bkz: #34077044) peşindeyken, bu şapşiklerin burada klasik marksizm, paradigma diye zırvalaması çok şirin değil mi?

    (bkz: herkes bilsin kürdistan'ın 4 parçası birleşecektir)

    elemanların açıklamaları ortada (bkz: demokratik özerklik bildirgesi) (bkz: kck sözleşmesi) gelmiş hala antik yunan şehirleri, italyan komünleri diye zırvalıyor.

    kürt bölgesi değilmiş, lan adı kürdistan? elemanlar bayraksız adım atmıyor, ey reqib okumadan helaya gidemiyor burada okunan mavala bak (bkz: #53783686)

    gerçi kurulacak demokratik konfederalizmin başına öcalan'ın geçeceğini bile anlayamamış adama ne anlatıyorsam? ciddi ciddi "kürt ulus devleti derdi olsaydı pkk'nin çoktan barzani ile anlaşmalar yapılmıştı. dikakt edersen pkk asla barzani ulus devlet kürdistan'ı ile asla anlaşamıyor. çünkü pkk oranın clientalist ilişkilerini tehdit ediyor." demiş.

    yahu sizin gibi adam manyak mı durduk yere bölgenin hakimiyetini, bütün gücünü ve imkanlarını öcalan'a versin?
  • kavramı ve kürt hareketiyle ilişkisini anlama zorluğu çekenlerin uğraştığı paradigma.

    kürt hareketinin ulusal bir boyutu olduğunu kimse inkar etmez iken, milyonlarca kürt'ün radikal bir sol paradigma bilinciyle hareket etmediğini de biliyoruz.
    zaten kürt siyasi hareketinin organları bu bilinci yaymak için çalışıyor(ve gerçekten çok büyük bir hızla yayıyor, özellikle gençler acayip politize oluyor ve çok hızlı oluyor).
    bu noktada bu siyasetin içerisinden bir sürü milliyetçi de çıkıyor. bu milliyetçiler bu hareketin ne dominant figürleridirler, ne de paradigmayı şekillendirmektedirler.
    hdp'nin kendi myk'sı zaten kürt olmayan sol görüşlü insanlarla dolu.
    pkk ise kendi içerisinde bazı fraksiyonlardan oluşuyor, bir kısım daha milliyetçi bir kesim iken bir kesim salt apocu, bazıları ise daha radikal sol geleneği temsil ediyorlar.

    kürt hareketi milliyetçi ve hatta dini semboller kullanmaktadır, bu pkk'nin eski tip modernist aydınlanmacı yaklaşımlarla geniş kitlelere hitap edemeyişinin bir sonucudur.
    akademik olarak da zaten radikal sol kendi üstten bakan tavrını birazcık daha mevcut halkı daha fazla temsil edecek şekilde evirmeyi önermiştir.

    işte kürt siyaseti de bunların arasında bir yerdedir.
    türk milliyetçiliği altında ezilen, hor görülen milyonlarca yeni politize olan insanların ilk refleksi, kendilerine doğru yöneltilen araçların benzerlerini üretmek oluyor haliyle(hatta kürdistan'dan anladıkları da türkiye'nin bir aynası olabiliyor haliyle). hatta biz hdp'de bu durumun ve bunun potansiyel tehlikelerinin farkındayız.
    parti içerisinde de daha milliyetçi geleneklerden gelen insanlar var.
    öcalan kişi kültünün de farkındayız.

    lakin ben şahsen bunların hepsine stratejik araçlar olarak yaklaşıyorum.
    kürt ulusal sorunu ve türkiye'de kapitalizm bazlı çelişkiler silsilesi biri birine sıkı sıkıya bağlıdır.

    askeri coğrafi meseleler ise ayrı bir şey. sidik yarıştırmak diye bir mevzu gereksiz...ortada 4 tane faşizan ulus devlet ordusu ve parçalanmış ama birleşmekte olan bir gerilla hareketi var. bu savaşı kazanmaları silahtan geçmiyor. alan tutacak güçleri yok. ancak topyekün halkın kollukları şehirden kovması gerek. kürt siyaseti bunları daha önce denemiş olması itibariyle artık son çare olarak görüyor. zaten bu nüfus büyümesi ve siyasi bilinçlenme hızıyla yakın bir zamanda askeri bir duruma hiç gerek kalmayacak gibi. hatta karambolde malatya, elazığ falan da ığdır gibi kürtleşebilebilir.
    ben bu durumu biraz kolonizatör ülkelerin bugün göçmen dolması gibi görüyorum. zira ezilen ulus, kapitalizmin en alt kesimi en çok nüfus üreten kesim aynı zamanda. en çok göç eden de kesim.

    son kertede demokratik konfederalizm için kürt hedesi demek doğru olmaz, ama şimdilik ortadoğudaki yüzü kürt hareketindedir. şimdilik. ve zaten türkiye'de ve hatta ortadoğu da kürt meselesi çözülmediği sürece başka hiç bir sorunda çözülmeyecektir. kürt sorunu daima kitlelerin bilinçlenmesi önünde bir engel teşkil etmektedir.
    onlar demokratik konfederalizmi işletsin, sonra sıra ortadoğu halklarına gelir. onlarda görerek, pratiği kanıtlanması halinde bu vizyonu benimseyebilir.
    bunun için önce başarılı olunması gerekiyor elbette.

    bu konfederal yapıların daha sonra bir ulus altında birleşmesi de beni şaşırtmaz açıkçası, rahatsız da etmez. ama çok önemsediğim bir detay değil hangi ülke sınırları nereyi kapsıyor. önemli olan günlük yaşam dinamikleri ve toplumsal çelişkilerin çözülmesi.
  • öcalan tarafından ulus devlete kılıf için uydurulmuş bir kavramı, pkk ile gayet açık şekilde ilişkilendiren bir olay.

    şimdi de kürt milliyetçileri, dincileri ve apocuları arasında kalmış masum solcu sosyalist hdp goygoyu başlamış. bi de etkileri yokmuş, hareketi şekillendirmiyorlamış üstelik.

    hdp, bak hdp diyorum... herhangibi bir kongresi, mitingi, organizasyonu ey reqib okumadan, saygı duruşu olmadan başlamıyor? istiklal marşı ırkçı bir dayatmadır diyenler "ey düşman hep vardır kürt milleti, yıkamaz (onu) bu zamanın top gülesi, kimse demesin kürt milleti ölüdür, kürtler capcanlıdır, asla boyun eğmez bayrağımız" diye marş okuyor lan?

    bunlar baskıdan dolayı doğan refleksler falan değil hdp'nin basbayağı ve tastamam kendisidir. hdp için bunlar potansiyel tehlikeler değil, hedefe giden yolda araçlardır.

    yahu harbiden zavallı bir durumdasınız.. demokratik konfederalizmi savunan eleman gelmiş apo kültünün farkındayız diyor?

    yahu demokratik konfederalizmi uyduran kim?... öcalan?

    adamın uydurduğu şeye biat ederken öcalan kişi kültünün farkındayız ne demek? hasta mısın? dalga mı geçiyorsun?

    hadi bu saçmalığı geç, apo'nun uydurduğu demokratik konfederalizmin bölgesel uygulayacısı,demokratik özerklik bildirgesini ilan eden kck'nın anayasasındaki şu maddeye nerenizle, nasıl bir kulp uyduruyorsunuz? (bkz: kck sözleşmesi 11.madde)

    çok net; bütün o solcu, vicdanlı, seküler, barış isteyen hdplilerin ideolojileri burada açıkça görüldüğü üzere boğazlarına kadar milliyetçiliğe, militarizme hatta apoculağa batıktır. millete faşist, ırkçı diye saldıranların amacı ulus devlettir, üstelik bu ulus devlet, tece'ye rahmet okutacak, kuzey kore benzeri dear leader benzeri bir bok yığınından farklı olmayacaktır. (bkz: #29405428)

    şurada yazılanları iyi okuyun. normalde hiçbir hdp'li, sözlükte fav manyağı yapılanlar da dahil iş boka saracağı, bazı şeyleri kabu etmek zorunda kalacağı, bütün söylemlerine ters düşeceğini bildiği için bu toplara girmez, bu eleman toy çıktı, hallederim dedi atladı, durum ortada...

    zaten elemanın da kafa karışık önce "yoh öyle bir şey" diye başlayıp "bu konfederal yapıların daha sonra bir ulus altında birleşmesi de beni şaşırtmaz açıkçası, rahatsız da etmez. " diye bitirdi. sizi rahatsız etmez zaten farkındayız...

    biri kendi ulus devletini; üstelik düşman, sömürgeci, katil diye nitelediği bir ülkenin imkan, para ve güvenliğini kullanarak kuracak diye için benim malıma, güvenliğime, canıma kastederse (bkz: #50919729) esas o zaman görürsünüz günlük yaşam dinamiklerini ve toplumsal çelişkileri...
  • inatla öcalan'ın ürünü sananların, daha söz konusu meselenin entelektüel, akademik arka planının nereden geldiğini bilmediği kavram.

    arkadaşlar, demokratik konfederalizm öcalan'ın icatı falan değil, öcalan sadece elinde tuttuğu güç itibariyle bunu kürt hareketine uyarlamıştır.
    demokratik konfederalizmin fikir babası troçkistten anarşiste dönen murray bookchindir, ve paradigmanın temelinde marksiyen bir toplum eleştirisi yatar.
    marksizm-leninizmin çöküş yaşamasıyla birlikte bu tip alternatif paradigmalar bütün dünyada yükselişe geçmiştir. pkk hala marksist-leninist soğuk savaş kafasında takılırken latin amerika'da gerek pratik gerek teorik olarak bir çok yeni süreç yaşanmıştır.
    bugün bu düşünceler ilk defa kolonyal dünyadan merkez ülkelere akmaktadır. avrupa'daki solda mesela artık yeni bir yüze kavuşmuştur, post-marksistler, otonomistler ve anarşistler yükselişe geçmiştir.

    demokratik konfederalizm de bunun bir çeşit türkiye ayağıdır. türkiye radikal solu eski dilde ve inançlarda çok takılı kaldığı için hatta kürt hareketi vesilesiyle türkiye'ye de yeni kan getirmiştir.

    biz hdp'nin ne olduğunu, neden var olduğunu, stratejik önemini gayet iyi biliyoruz. her fraksiyon farkında, eleştirilerini de yapıyorlar(şahsen ben hiç bir spesifik grupla bağdaştırmıyorum kendimi), ama hdp'de birleşilmesi öyle çat diye olmuş bir olay değil uzun yıllardır planlanılan hdk sürecinin bir devamıdır. bu kadar olaydan bihaber, cahil olup dışarıdan konuşmayı çok iyi biliyorsunuz. kendiniz çizip kendiniz inanıyorsunuz.
    hdp bir taktik cephedir zaten. bunu parti içindeki marksist-leninistler de biliyor.
    siyaset bir satrançtır, herkes kendi konumuna göre burada birleşmiş durumda.

    bilmediği konuda atıp tutan sensin dostum. beni de saf sanma, yeterince farklı grubun içerisinde bulundum, hepsinin zihniyetini işleyişini yakından izledim.
    kimin ne olduğunu amacının ne olduğunu kestirecek birikimim var.

    hdp ile görüşlerimi ayrı olarak bildirdim:
    (bkz: #53279923)

    radikal kürt hareketinin paradigmadaki samimiyetini ise senden dinleyeceğime rojava'daki pratiklerine bakarak tartabilirim. sana da aynısını tavsiye ederim.

    (bkz: decoloniality)
    (bkz: capitalist modernity)
  • meselenin entelektüel, akademik arka planının nereden geldiğini öğrenmek için sözlük üzerinden bir 4 sene önceye gidelim;

    ----
    abdullah öcalan'ın yakalanıp hapse girinceye kadar kitap okumuşluğu falan yoktu. kulaktan dolma bilgiler, çevreden gelen etkilerle bazı doktrinler üretiyordu ama hiçbirinin temeli yoktu.
    sonra yakalandı ve hapse atıldı. hapiste, avukatları kendisine kitaplar götürmeye başladılar. ancak her kitabı içeri sokmak mümkün olmadığı için kendisine ulaştırılan ilk kitaplar "mitojoli" kitaplarıydı.

    öcalan o dönemde mitolojiye merak sardı ve mitoloji uzmanı kesildi. özellikle sümerler üzerine okuyordu. sümerler hakkında uzmanların son 80 yılda ortaya koyduğu bütün bilgiler öcalan'a maledildi ve öcalan 1 numaralı sümerolog oldu. bu arada doğu ve güneydoğu'da neolitik kıraathaneleri ve enkudu kitapevleri açıldı, gılgamış heykelleri yükseldi. sümerolojiyi hatmeden öcalan'a avukatları ayrıntı yayınları'ndan bazı kitaplar götürdüler. bu kitaplar arasında murray bookchin'in ekolojik toplum felsefesi'ne dair bir kitap da vardı. öcalan birdenbire bookchin'e merak sardı. kitaplarını getirtti ve sümerolog öcalan, ekolojist öcalan oldu. bookchin'den devşirdiği kavramlarla siyasal formüller üretti. ve müthiş bir isim buldu: "uygarlıksal gelişme temelinde cinsiyet eşitlikçi ekolojik demokratik toplum paradigmasına dayalı demokratik konfederalizm"

    gerisi burda; (bkz: ekolojik demokratik toplum)

    ----

    öcalan, hdp ve pkk bağlamında saçmalığa girmeden önce esas meseleye kısaca değinelim;

    murray bookchin'in ekoloji kuramı insan, kapitalizm ve doğa neden sonuç ilişkisi bağlamında ütopik bir hayalden ötesi değildir. bir çözüm, bir sistem hiç değildir sadece kendince iyi niyetli gerçekleşmesi imkansız, teorik bir öneridir. bunun gerçekliği ve hayata geçmesi konusunda iman edenler varsa, aynı şekilde şu ütopyayı da es geçmesinler (bkz: the venus project)

    kısaca özetlersek, murray bookchin kapitalist düzen, rekabet ve tüketime dayalı toplumun doğayı sömürmesi ve kirletmesi bunun üzerinden tekrar kendini tekrarlayan tüketim, rant ve rekabet döngüsünü kendisine yakın bulduğu ideolojik bakış açısıyla yıkmak istemiştir. bu düzenin getirdiği tahakküm ve dayatmaya karşıdır, zaten hiyerarşiden de pek hazzetmeyen biridir.

    sunduğu çözüm ise şudur; kent, şehir bağlamında eko topluluklar... yani her kent bulunduğu bölgenin ekolojik yapısına uygun planlanmalı, kaynakların çıkarılması, üretim çevreye zarar vermeyi en aza indirgeyerek yapılmalı. toplum olarak her alanda ekolojik bilince dayalı bir hareket, eğitim ve anlayış geliştirme, ihtiyaçları (lüks, konfor) tekrar tanımlama gibi konular. yani hareketin temeli kaynakların gerektiği kadar, düzenli ve çevreye zarar vermeden, paylaşarak kullanımı, tabi bununla ilgili olarak mülkiyet, paylaşım gibi kömünal olaylarda ortaya çıkıyor. esas mevzu anlaşılmıştır sanıyorum...

    bu eko şehirlerde mülkiyet, paylaşım ve düzeni sağlayacak olan "devlet olmayan devlet" düzeni ise mahalli meclisler, belediye meclisleri ve belediyelerdir. bunların varlığı "devletin" meşruiyetini ortadan kaldırdığı gibi bölgenin "devleti" haline getirir. tabi bu belediyeliren en kısa zamanda yapacakları ilk şey diğer belediyelerle birleşme ve konfederalizmdir, daha sonra bu bölgesel, ulusal ve hatta kıtasal konfedarizme evrilecektir (bilim kurgu romanları halt yesin)...

    gelelim öcalan, hdp ve pkk'nın yemek istediği halta...

    öcalan bu kitapları okuduğundan beri hdk, dtk, kck demokratik konfederalizm adı altında örgütleniyor, kendince bu teoriye uygun kongreler, meclisler ilan ediyor. yukarıda yazdık bookchin'in teorisi devletin sebep olduğu tahakküm ve dayatma ama en çokta hiyerarşiye karşı. yerel meclisler, belediye meclisleri, kooperatifler vb. her alanda kömünal bir karar mekanizması oluşturmuş. yatay bir örgütlenme mevcut.

    peki bunu hayata geçirecek olan kck nasıl bir sistem içinde? kck sözleşmesinin 11. maddesi şöyle;

    ----
    madde 11
    reberiya koma civakên kurdistan
    koma civakên kurdistan (kürdistan demokratik toplum konfederalizmi) kurucusu ve önderi, abdullah öcalan’dır. ekolojiye ve cinsiyet özgürlüğüne dayalı demokrasinin felsefik, teorik ve stratejik kuramcısıdır. her alanda bütün halkı temsil eden önderlik kurumudur. kürdistan halkının özgür ve demokratik yaşamına ilişkin temel politikaları gözetir ve temel konulardaki en son karar merciidir. kongra gel genel kurul kararlarının demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü devrim çizgisine uygunluğunu gözetir. yürütme konseyi başkanını görevlendirir. temel konulara ilişkin yürütme konseyi kararlarını onaylar.
    ----

    murray bookchin'in kuramının içine şaaak diye dikey giren bir öcalan... o kadar karar mercii meclis, kongre, örgütlenme tek kişinin elinde. ahakküm, hiyerarşi mevcut devletten bile daha direk ve daha katı olarak öcalan'da... sadece bu da değil, meclslerde alınan kararlarda kck'ya ters durumlar olamayacağı, uyumlu olası gerektiği açık bir şekilde ifade edilmiş.

    kapı gibi net, kıvrılacak yeri olmayan faşizan bir rejimin anayasası.

    bu en basitinden kck'nın kendi ilan ettiği gerçek... bookchin'in hiyerarşik olmayan, çoğulcu, eşit ve ekolojik teoreminin kafasını gözünü kırarak kendi ulus devletlerini hayata geçirmek için yapılan saçmalıklar say say bitmez.

    hatta iddia ediyorum yarın bir gün bu teoriden tez falan hazırlayacaklar ya da teorik tartışmaya girecekler şu kck ve hdp'nin milliyetçi, militarist, faşizan oluşumunu gördükten sonra elinin tersi ile atacaktır. adamın teorisinin resmen içine etmişlerdir.

    hdp'ye gelirsek evet ya çok cahiliz, herboku siz biliyorsunuz (bkz: #30531244) demirtaş hdp başkan apo'nun projesidir diyene kadar burada bunu kabul etmeyen (bkz: #44747218) hdplilere partiyi öcalan kurdurdu diye laf anlatmaya çalışıyorduk (bkz: #50918843) bir türlü inandıramıyorduk. sonra açıklama geldi, e evet sır değil ki herkes biliyor falan demeye başladılar.

    son olarak bize demokratik konfederalizmi de dünyada ancak insanlığın kök hücresi gibi olan bu halk yapabilirdi demek kalıyor.