şükela:  tümü | bugün
  • hayatım boyunca en sağlıklısından, en sağlıksızına, diyetisyen eşliğinde yapılandan, gazeteden kesilenine her türlü diyeti uyguladım. bir çoğunda aç kaldım, bazılarında "düzenli besleniyorum ya olacak bu iş" dedim. ama ne olursa olsun, o sayılı süre bittikten kısa bir süre sonra önce verilenler sonra da yeni kilolar, löp löp et olarak bünyeme geri döndü. zira yaptığım hiçbir diyet beslenme tarzıma etki etmemişti, sadece cezaevinde gün sayan bir hükümlü gibi çıkacağım günü bekliyordum. aklım hep, diyetler yüzünden nelerden mahrum kaldığımda, ilk fırsattta neleri yiyebileceğimdeydi. bir madde bağımlısı nasıl sadece detoks yaparak bağımlılığından vazgeçemiyor, davranışlarını değiştirmediğinde ya da üzerindeki baskı kalkar kalkmaz soluğu kullanacağı maddede alıyorsa, ben de şekere, karbonhidrata, soslara, kızartmalara öyle geri dönüyordum.

    birkaç ay önce durumumun fecaat noktasına geldiğini gördüğümde artık diyete başlamanın, spora gitmenin elzem olduğunu fark ettim. ama diyet denen şey, daha önceki denemelerim nedeniyle de uzun zamandır uzak durduğum ve başlamayı hiçbir şekilde istemediğim bir kabustu. e nasıl olacak derken, ufak ufak beslenmemde bir şeyleri değiştirmeye başladım. ilk gidenler, marketten alınan sevimli dostlarım oldu, yani cipsler, kurabiyeler, bisküviler, çikolata ve gofretler, şekerli içecekler vb. sonra dışarıda yenen yemeklerin içinden fast food olanlar çıktı, menülerin içindeki ayrıntılar (krema, un vb.) okunur oldu. kocaman tabaklarla sunum yapan yerlerde, "yalnız ben pilav ve patates kızartması istemiyorum, onun yerine yeşillik veya sebze alabilirim" cümlesi kurmak işleri kolaylaştırdı. özellikle hafta içi vakit bulunamayan kahvaltılar için önce nesfit sonra ise taze meyveli yulaf ezmesi çözüm oldu. topu topu 200 yıllık geçmişi olan rafine şekere sen de kimsin be, hıh dendi. işyeri sağolsun haftada en az 3 gün yediğim pirinç pilavı ve makarnaya uzaktan bir selam çakılıp, yolcu edildi. ve bunları yavaş yavaş yaparken, aslında hiçbirine çok da ihtiyacım olmadığını gördüm. yemek yemeyi dünyadaki çoğu şeyden çok severken, bir çok şeye hem de içim hiç gitmeden, "teşekkürler almayacağım" diyebilecek rahatlığa kavuştum. hayatım boyunca sorunlu olan sindirimim düzeldi, kendimi sürekli şiş hissetmem tarihe karıştı. sabahları çok daha kolay uyanmaya, gündüzleri çok daha aktif ve enerjik olmaya başlamam da cabası.

    bu yolda, 2-3 saatten fazla öğün arası vermemek, yavaş yemek, yemek yerken sohbet dışında başka bir şeylerle meşgul olmamak, sofrada yemek, günde en az 5 öğün yemek, kahvaltıyı uyandıktan sonra en geç 15 dakika içerisinde yapmak, gazlı içeçekleri kesemiyorsanız bile azaltıp suya bol bol abanmak (eskiden su içmeyen ben şu an suya resmen bayılıyorum ve kolayı bıraktım) ve en önemlisi yemediğiniz şeylerin çok da önemli olmadığını kendinize hatırlatmak çok önemli.

    sonuç olarak, diyetler kadar hızlı olmasa da 13 kiloyu bünyemden atmış, kalan bir kaç kiloyu vermek için hiç sabırsızlanmayan bir ben çıktı ortaya. çok değil 5 ay önce şu yazdıklarımı başkası yazsaydı, peeh hadi be git işine, o iş o kadar kolay olur mu derdim ama oluyormuş netekim. her ay tartıldıktan sonra kendimi ödüllendireceğim derken, şimdi tartıldıktan sonra bu durumun aklıma bile gelmemesine, en çok ben şaşırıyorum zaten. dengeli beslenme sen ne güzel bir şeymişsin öyle...

    edit: hic zorlamadan 19-20 kiloya ulastim sayesinde, hehe.
  • işe yarayıp yaramadığından pek (hiç) emin olmadığım uygulama. ki bunu yıllardır düzenli, son 1.5 yıldır da gayet düzenli beslenen biri olarak söylüyorum.

    zira yediğimiz bütün faydalı şeye içtiğimiz bütün detoks çayına nanik yapan genlerimiz olabiliyor.

    annem ince yapılı ve narin bünyeli bir kadındır. iki çocuk annesi 40 küsür yaşında koskoca kadınken 48 kiloydu diyeyim öyle düşünün. kafası da gereksiz fazla çalışır, ufak bir stres topu olarak dolaşır ortada kimi zaman. yediğine içtiğine pek dikkat etmez. falan filan.

    şimdi bu kadın 25 yaşında ilk çocuğuna hamile kalıp 26'sında doğuruyor tamam mı. evliliğin hemen başında çok "pat diye" olan bir gebelik bu. annem daha kocasına alışamadan bir de çocuk taşımaya başlıyor. bir yandan yoğun iş bir yandan "bir dakka lan noluyor şimdi tam olarak" hali bir yandan da bilinçsizlik derken, o hamilelik sersefil geçiyor tabii. başta saç ağızda diş kalmıyor.

    doğduğunda ablam tam 4.5 kilo. peki annemin ablamı doğurduktan sonaki kilosu kaç biliyor musunuz, 38. yazıyla otuz sekiz.

    ablam şu an 41 yaşında, 41 kere maşallahı var nazarım değmesin. boylu poslu fıstık gibi kadın, hiçbir sağlık sorunu da yok, hayatına pırıl pırıl devam ediyor. öyle annem gibi aman iki dama yağmur yedim dur ben bir hasta olayım halleri falan yok.

    ben?

    annemin bana hamileliği ablamdan 6 sene sonra. bu esnada evlilik düzeni oturuyor, annem anneliğe alışıyor, maddi olarak çok daha rahatlar, bilinçler yüksek falan filan. hamilelikte düzenli vitamin alınıp acayip de sağlıklı besleniliyor. yanaklar tombiş tombiş.

    doğuyor muyum sana 2.5 kilo. yenidoğan kıyafetlerini iki aylıkken giyebilmişim diyor ve susuyorum......

    çabuk yorulan, çabuk hasta olan, öyle bir yattım kalktımla hemen iyileşemeyen biriyimdir.

    şu an 35 yaşındayım. dediğim gibi, birkaç senedir dikkatli, son 1.5 senedir über dikkatli besleniyorum. fast food yok denecek kadar az, kalsiyum protein bol bol, pms hariç neredeyse full şekersiz, karbonhidratla mesafeli, otsuz salatasız gün geçirmeksizin, düzenli vitamin mineral desteğiyle, gün içinde on beş farklı iş halledip hareketten yorulmalı...

    sonuç?

    35 yaşında osteoporoz.

    doktor diyor ki efendim spor yap düzenli beslen güneşe çık.
    doktora diyorum ki bakın bana zaten yaptıklarımdan farklı şeyler söyleyin ki bunu atlatabileceğime ikna olayım.

    annem anneanneme çekmiş, ben anneme çekmişim.

    o brokoliyi kıçıma soksam ne fayda.
  • hastalanmayacak kadar çok ve çeşitli, kilo almayacak kadar az ve sade beslenme.
  • bir gün sağlıklı bir gün sağlıksız beslenmektir.
  • sütle sigara içmektir mesela..
    iyiyle kötü birbirini nötürler, denge bulunur..
  • yuvarlamalı doktor söylemi.

    ''- televizyondaki reklamların büyük bölümü gıda sektörünün reklamları.bunların büyük çoğunluğu sağlığa zararlı ürünler, öyle değil mi, baskı o kanalla yapılıyor.

    - elbette. şekerli çocuk maması üreten, şekerli süt, yoğurt üreten firmalar var. bunlar pediatri kurumlarına da sponsorluk yapıyorlar. kongreler düzenliyorlar. o zaman çok iyi bildiğiniz bilimsel gerçekleri konuşamıyorsunuz, önce meslektaşlarınız engellemeye başlıyorlar sizi. yine medyadaki beslenme programlarına sponsorluk yapıyor aynı firmalar. o programı sunan uzman en basit bilgileri söylemiyor sonucunda. şunlar sağlığa zararlı diyemiyor, ''dengeli beslenin'' diyor. dengeli beslenme sözünü edince konuşmanıza bilimsel bir hava veriyorsunuz. onu da yiyin, bunu da yiyin, ölçülü olun falan.. bunu söylemek hiç bir şey söylememek demektir. dengeli beslenin sözü asla bilimsel bir söz değil. abd'de beslenme piramidi diye bir şey çıkardılar on yıllar önce; işte yağları azaltın, ''light'' ürünler tüketin, bir denge içinde her şeyi yiyin dediler. şimdi kime sorsanız size beslenme piramidinden bahsedecektir. yağları kısıtlamaya dayanan bu dengeli beslenmenin etkisiyle abd'de şişmanlık oranı 1/3'den 2/3 ' e fırladı, yani yüzde yüz arttı. ''

    prof. dr. ahmet aydın - tıp bu değil
  • soyleyenini tam hatirlamasam da cumlesi $u $ekildeydi,
    "gayet dengeli besleniyorum,bakin iki elimde de birer big mac menu var."*
  • saglik dergisinde 6 yasindaki bir cocugun ogle ve aksam monusu icin soyle belirtilen beslenme turu.
    ogle ve aksam yemeklerinde sunlar var;

    dana pirzola, haslama dil, firinda etli patates ve bezelye, havuc salatasi, yogurtlu makarna, komposto, meyve, ekmek.....

    zerzevat ve ekmek fasli normalde bir sekilde assagi yukari genelin evinde bulunabilir bir ihtimal. ama dana etine, haslama dile velhasili olayin adam gibi protein bolumune gelince 700 liraya bir ay ise gidip gelen, kira otobus bileti, su parasi, gaz parasi elektrik parasi odeyen ortalama gelirli babanin 4 bebesinin hangi birine gunde kac gram et yedirdirebilecegini turkiye de ucretler son derece iyi diyebilen bakan efendiden sormak lazim.....
  • bir de bunun mcdonald's, burger king ve kfc arasında yapılanı vardır. yani bir gün mcdonalds dan yediyseniz diğer gün burger king yersiniz. hatta formuna dikkat edenler bu işi daha ileriye taşıyıp, bu düzeni menüler arasında da kurarlar, yani bir gün whopper yerlerse diğer gün steakhouse yerler. bu şekilde bir dengeli beslenme düzeninin özellikle kas gelişiminde çok önemli faydaları vardır*. ayrıca bir salatanın 10 tl olduğu düşünülürse öğle yemekleri için bütçe üzerinde de iyileştirici etkileri görülebilir.