şükela:  tümü | bugün
  • nereden duyduğumu hatırlamadığım, oldukça hüzünlü ve de biraz uzun bir hikayenin başkahramanı.

    bir vakitler şehre ve insanlara oldukça uzak bir sahilde bir balıkçı yaşarmış. kendi balığını tutar, bir kısmını satar, bir kısmını kendine ayırır ve minik kulübesinde dertsiz tasasız yaşar gidermiş. bir gün sabah erkenden balık tutmaya giderken, sahilde boylu boyunca baygın yatan çok güzel bir kız görmüş. hemen üzerine bir şeyler örtmüş ve kulübeye taşıyarak ayılmasını beklemeye başlamış. kız yavaşça ayıldıktan sonra da merakla neden orada öyle baygın yattığını sormuş balıkçı. kız başlangıçta susmuş, sadece hayran hayran balıkçıya bakıyormuş. sorulan sorulara da net yanıtlar vermiyor, sadece ışıl ışıl gözlerle bakmaya devam ediyormuş.
    ama balıkçı ısrarla sorularını sormaya devam edince, fısıltı gibi bir sesle, kendisinin aslında bir deniz kızı olduğunu, balıkçıya çok öncelerden beri tutulduğunu, o balık tutmaya gittiğinde, oltasına balıkları nasıl taktığını ve sonunda dayanamayarak balıkçı kendisini kabul ederse su dışında onunla yaşamak için nasıl denizdeki hayatını öldürdüğünü ve karada yeniden doğduğunu anlatmış. bu seçtiği hayatın tek bir bedeli varmış, her gün aynı saatte bir avuç deniz suyunu içmek. "yoksa!!" demiş ve susmuş. bir süre sustuktan sonra "yoksa köpük olurum. sonsuza kadar her iki yaşamımdan da giderim" diye korkuyla söylemiş balıkçıya.
    "şimdi, eğer beni yaşamına kabul edersen, seninle çok mutlu bir ömür sürebiliriz. beni sevmediğini biliyorum; ama ben seni seviyorum ve eğer beni kabul etmezsen de sorun değil. bu dünya üzerinde bir deniz kızının seni çok sevdiğini bilmiş oldun böylece."

    balıkçı evet deniz kızını sevmiyormuş; ama yeterince birlikte olurlarsa sevebileceğini ve belki de gerçekten çok mutlu olacaklarını düşünmüş.
    "zaten hayat da tek başına geçirmek için çok kısa değil mi?" demiş kendine. hem deniz kızının kendisine bakan gözlerinde gördüğü aşk balıkçının gözlerini kamaştırmış. alacağı cevabı bile bilmeden, aşkı için hayatını ortaya koyan bu deniz kızına hayran olmuş ve saygı duymuş.
    böylece onun teklifini kabul etmiş ve birlikte yaşamaya başlamışlar.

    başlangıçta her şey çok güzelmiş. balıkçı sabah erkenden balığa gidiyor ve deniz kızı da onun dönmesini beklerken balıkçının yetiştiremediği günlük işlerini yapıyor ve onu hep aynı saatte ve aynı noktada bekliyormuş. balıkçı akşam bir kısım balığını satmış ve kalanı da kendine ayırmış olarak gelince, birlikte pişirip yiyorlarmış. sonra deniz kızı denizden bir avuç su alıp içiyor ve yaşamına o gün de devam edebiliyormuş.
    bu huzurlu ve mutlu hayat, fırtınalı bir gecenin sabahında, sahilde buldukları bir kıza kadar da devam etmiş. hemen koşmuşlar yardım edebilmek için. o kızı kulübeye taşımaya başladıklarında balıkçı çoktan o yeni kızın güzelliğine aşık olmuş bile. gözlerini ondan alamıyormuş bir türlü. hiç bir şey söylemiyor, başka tarafa da bakamıyormuş. deniz kızı, kendisinde olan halleri balıkçıda görünce, anlamış durumu hemen. ses etmemiş. sakince kıza yardım etmiş, yaralarını sarıp bakımını yapmış ve o gece ilk defa yataklarında değil de kulübenin dışında uyumuş. balıkçı ise içeride kızın başında sabaha kadar gözünü bile kırpmadan beklemiş. deniz kızını düşünmemiş bile. sadece yeni kızı düşünüyor ve her geçen saniye gördüğü yüze biraz daha aşık oluyormuş. sabah olmasına yakın deniz kızını hatırlamış ve hemen onu uyandırıp sessizce durumu anlatmaya başlayarak aklındakini açmış ona.
    "ben, aşık oldum. sen aşkı bilirsin. sana yalan söylemeyeceğim. artık seninle birlikte yaşayamam. o beni kabul etmese de yaşayamam, çünkü sadece onu düşünüyorum artık. ama senin bana emeklerin çok fazla ve benim için ne yaptığını da biliyorum. o yüzden seni göndermeyeceğim. senden rica ediyorum, şu içerideki dolaba gir, oradan çıkma. ben sana her gün hem yemeğini hem de deniz suyunu getiririm. aşık olduğum seni görür ve hikayeni öğrenirse korkup kaçabilir. bu riski göze alamam. o yüzden lütfen bu dediğimi kabul et. hem belki ileride bir gün o giderse -zengin birine benziyor, kalır mı bilmem- dolaptan çıkarırım seni yine."
    deniz kızı, çaresiz kabul etmiş; ama olabilecekleri az çok anlayarak da özellikle tembihlemiş balıkçıyı: "yemek önemli değil de bak deniz suyunu aynı saatte içmezsem eğer, köpük olur ve hiçliğe karışırım. lütfen beni öldürme olur mu?" balıkçı onaylamış deniz kızını ve alıp kendi elleriyle dolaba yerleştirmiş. son bir kez alnından da öpüp kapıyı kapatmış.
    tam o sırada yaralı yatan kız uyanmış ve balıkçıya bakmış. balıkçı hemen yanına gidip olanları anlatmış kıza ve eğer isterse iyileşene kadar, hatta iyileştikten sonra da istediği kadar burada kalabileceğinden bahsetmiş. yakışıklı balıkçıyı gören kız teklifi kabul etmiş ve birlikte yaşamaya başlamışlar. balıkçı çok mutluymuş, aşık olduğu kadın yanında ve onunlaymış. ne yapıyorlarsa beraber yapıyorlar, bir dakika bile ayrı kalamıyorlarmış. balıkçı her gün biraz daha sarkan saatlerde olsa da deniz kızını başlangıçta hiç ihmal etmemiş. yemeğini ve bir avuç deniz suyunu mutlaka getirmiş. lakin kızdan başkasını o kadar gözü görmüyormuş ki, bir gün yemeği getirmeyi unutmuş, bir gün de deniz suyunu. sonraki günde getirmemiş, bir sonraki günde getirmemiş... bir sonraki gün ise deniz kızı eğer ihtiyaç duysaydı bana seslenirdi diye düşünmüş, bir saniye bile ayrılamazmış aşkının yanından, o yüzden gidip kontrol bile etmemiş ve böylece devam etmişler hayatlarına.

    derken bir gün, fırtınalı bir gecede batan bir gemiden kalanları arayan bir grup insan o her şeyden çok uzakta olan sahili de araştırmaya gelmişler ve elbette kızı orada bulmuşlar. kendi insanlarının geldiğini gören kız çok sevinmiş, balıkçıyı ne kadar sevse de o sahilde ömrü boyunca yaşayabileceğini sanmıyormuş. balıkçıya kendisiyle birlikte şehre gelmesini söylemiş, ama balıkçı bunu kabul etmemiş, neye ihtiyaçları varsa yanlarında varmış ki zaten. şehre gitmek de nereden çıktı diye düşünüyormuş. çok uzun saatler boyunca kâh ağlayarak kâh kavga ederek konuşmuşlar ve ortak bir karara varamamışlar bir türlü. her ikisi de önceden sahip oldukları hayatlarını bırakmak istemiyorlarmış. böylece üzülerek birbirlerinden ayrılmışlar. kız şehre dönmüş, balıkçı da kulübesinde kalmış. bir süre oturup ağladıktan sonra, birden deniz kızını hatırlamış. deniz kızına haksızlık yaptığını düşünmüş, o kendi hayatını balıkçı onu sevmese bile değiştirebilmişken, diğer kızın sevilmesine rağmen hayatını değiştirmediğini farketmiş. "gerçek aşk yanıbaşımdaymış meğer, ah ne aptalım. umarım beni affeder." diye düşünüp hemen dolaba doğru hamle yapmış ve kapağı açmış.

    ..............

    ama sevdiği adam, aşık olduğu kadınla birlikte olabilsin diye, ölmek üzereyken bile seslenmemiş olan deniz kızını bulamamış dolapta. sadece ahşabın yeni yeni çekmeye başladığı bir köpükcük duruyormuş kenarda, o kadar.
  • psikolojide yalnızlığın ve içe dönüklüğün sembolüymüş deniz kızı.

    annem bir gün nereden estirdiyse meslek belirleme testi yaptırmak için psikologa götürmüştü beni. 11-12 yaşlarındaydım. öğretmenim, annem, babam göstermeye başladığım zeka parıltısıyla pek bir heyecan içerisindeydiler. ama ben o ara kafamı atlarla ve deniz kızlarıyla bozmuştum, sürekli at ve deniz kızı çizerdim resim defterlerime. deniz kızlı yastığım vardı, bir sürü resimler, çıkartmalar biriktirmiştim. çizgi filmini hiç kaçırmazdım, sabahın yedisinde kalkardım izlemek için. neyse... psikolog teyze beni bir dizi teste tabi tuttu, bilirsiniz, şu beş şekilden hangisi farklı, bu resimdeki zımbırtıyı neye benzetiyorsun, şunları sırala gibi... en sonunda da haftaya bir resim yapıp getirin dedi. ne resim yapsam? tabii ki en sevdiğim iki şeyi konduruverdim resme: arka planda deniz, kıyıda oturan bir deniz kızı, ön tarafta bir at, bir ağaç dalında da içinde yavru kuşlar ve anneleri olan bir yuva... özene bezene çok beğenerek yaptığım, sevdiğim herşeyi koyduğum bu resmin sonucunda öğrendim ki kendimi yalnız hissediyormuşum, o yaşta bile. yalnız bir deniz kızı, yalnız bir at, sadece yuva ve kuşlar umut vericiymiş, aileye olan bağlılığımın göstergesiymiş.
    testin sonucu ne mi çıktı? sanata, biyolojiye ve yabancı dile yatkınmışım. çok küçüktüm, testin anlamını idrak edemedim. aradan geçen sınavlarla, yarışlarla dolu saçma sapan yılların ardından üniversitede halen anlayamadığım bir şuursuzlukla garip bir tercih yaptım ve iktisat okudum. çooook sonradan anladım ki o test doğruyu göstermiş bana, ama görememişim, kimse görememiş. sudan çıkmış deniz kızıyım ben şimdi.
  • bir orhan veli şiiri

    deniz kızı

    denizden yeni mi çıkmıştı, neydi;
    saçları, dudakları
    deniz koktu sabaha kadar;
    yükselip alçalan göğsü deniz gibiydi.

    yoksuldu, biliyorum
    -ama boyna da yoksulluk sözü edilmez ya-
    kulağımın dibinde, yavaş yavaş,
    aşk türküleri söyledi.

    neler görmüş, neler öğrenmişti kim bilir.
    denizle boğaz boğaza geçen hayatında!
    ağ yamamak, ağ atmak, ağ toplamak,
    olta yapmak, yem çıkarmak, kayık temizlemek...
    dikenli balıkları hatırlatmak için
    elleri ellerime değdi.

    o gece gördüm, onun gözlerinde gördüm;
    gün ne güzel doğarmış meğer açık denizde!
    onun saçları öğretti bana dalgayı;
    çalkalandım durdum rüyalar içinde.
  • bacakları ve dolayısıyla bacakarası olmayan, bu şekilde erkeklerin nasıl fantezisi olduğunu anlamadığım çok güzel bir figür.
  • bir efsaneye göre ne zaman mumdan sigara yakarsanız bir deniz kızı ölürmüş.

    ve bir efsaneye göre de, mısır'daki duvar resimlerinde anlatılan bir hikayenin yorumu desek daha doğru olur, eskiden deniz insanları ve insanlar barış içinde yaşarlarken aralarında çıkan bir husumet sonrası, insanlar, deniz insanlarının karayla ilişiğini kesmiş ve onları denizlerin derinliklerine sürmüşlerdir. yine bu duvar resimlerinde, deniz insanlarının balinalar ve yunuslarla birlikte aynı rotalarda, aynı mevsimlerde göç ettiği falan da çizilmiş.

    kendilerine korkacak şey yaratmak konusunda usta olan japonlar da deniz kızlarının, deniz insanlarının varlığına inanırlar, günümüzde bile bizim van gölü canavarımızdan hallice, hatta daha da ciddiye alınmış bir deniz insanı efsanesi/canavarı için:

    (bkz: ningen)

    ayrıca tıpkı uzaylıların varlığının bilim adamlarınca ve hükümetlerce kanıtlanıp da insanlardan saklandığı gibi deniz insanlarının, denizaltı yaşamının da kanıtlanıp insanlardan saklandığına inanan komplo teorisyenleri vardır. kanımca mümkün olmasa da efsanelere inanmak her zaman güzeldir.
  • seneler önce animatörlük yaptığım tatil köyünde 4-7 yaş arası çocuklarla varlığını irdelediğimiz efsanevi yaratık. aslında tartışma konusu yaratmaya çalışıp eğlence olsun demiştim ama hiç bir tartışma yaşanmadı çünkü hepsi var olduğuna emindi. hatta 5 tanesi görmüş 2 tanesi de bizzat gördükleri denizkızıyla konuşmuşlardı.
  • "ıssız adaya düşerseniz hangi deniz kızını arkadaş olarak tercih edersiniz" sorusunun baş kahramanı.

    edit: foto linki

    http://img153.imageshack.us/…seyourcompanionuw7.jpg
  • cesitli versiyonlari olan huzunlu efsane; hans christian andersen'in yazdigi versiyonun sonu oyle huzunludur ki cocuk masali diye cocugunuza okursaniz oyle bir aglarsiniz ki birlikte, cocuk asktan sevdadan sonsuza kadar kacar*
  • dünyada birçok kültürde farklı tanımlanmıştır.

    bazılarında, deniz kızları denizcilere şarkılar söyleyip onları büyülerler, işlerinden alıkoyarlar ve güverteden denize yuvarlanmalarına, sonunda ise geminin batmasına neden olurlar.

    bazılarında, saf deniz kızlarının erkekleri denizin altına doğru çekerken insanların su altında nefes alamadıklarını unuttukları ya da bilmedikleri söylenir.

    bazı efsanelerde ise, deniz kızları boğulma tehlikesi geçiren erkekleri kurtaran iyi kalpli deniz canlıları olarak anlatılmıştır.
  • focada yasarlar eski homeros efsanelerine gore siren kayaliklari denen yerde taslarin uzerine uzanir guneslenirlermis... hatta ulyses bunlarin gemileri kayaliklara ceken ve parcalanmalarina yol acan seslerini duymamak icin cesitli methodlar denemis kulagina cila dokmus... direge baglamis filan ama nafile olmustu galiba... bunlar aslinda focaya da adini veren ve artik nadiren gorulen akdeniz foklaridir... hakikaten insana benzerler uzaktan...

    siren kayaliklari foca'da orak adasinin arkasinda gunumuzdede durmaktadir... foklar ise nadiren tek tuk gorulurler... bu bolge foklarin dogal yasam alani oldugundan artik koruma altindadir... ancak ben kucukken, babam ve amcam balik avlarken bir kereye mahsus bu bolgede fok gormuslerdi... son gunlerde epey populer olan badem de bu familyadandir...