şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: denizkurdu)
  • akorları ve sözleri aşağıdaki gibi olan halk türküsüdür..

    em am
    bize derler deniz kurdu
    c em
    okyanuslar evimiz
    am c
    deniz ana besler bizi
    f g f em
    orda kalır ölümüz

    em f
    heyyamola heyyamolla isahol

    nakarat x 2

    f g f em
    heyyamola heyyamolla hey hey hey

    em am
    okyanuslar akar durur
    c em
    bize doğru delice
    am c
    bu hasretlik birgün biter
    f g f em
    yar yanıma gelince

    nakarat x 2

    *
  • (bkz: the sea-wolf)
  • (bkz: jack london)'nın çarpıcı ve sürükleyici ve aynı zamanda bir tür insan sınıfının ulaştığı konforu eleştiren romanı. bu romanın dünyası bir gemidir ve bu gemide elinden iş gelmeyen ölür, ağır baskıları ve mücadeleyi kaldıramayan ölür, yere düşen değil ama, yere düşen dövülür ve dayaktan bayıltılır ama o aynı hatayı tekrarlarsa o zaman ölür, naif bedenler ölür ama ruhlar değil, ruhlar bakidir, bir kenara çekilip ama hayatında eline hiçbir anahtar almamış dedikleri cinsten insanların bir kenara çekilip ahkam kesmesi bu romanda gülünç ve ahmaklıktır. aklımda kalan en güzel satırlardan bir tanesi.
    "insan yaşamanı demek istiyorsun. ama yediğin balık ya da hayvan etlerinin insanınkinden hiçbir farkı yok. böylesine ucuz ve değersiz olan bir yaşam için neden hasisce davranayım? yeryüzünde gemilerden çok daha fazla denizci, fabrikalardan ve makinelerden çok daha fazla işçi var. neden siz karada yaşayan insanlar, zavallı insanlarsınız kentlerinizin kenar mahallelerinde sefil sokaklarınızda barındırılıyorsunuz? neden bütün hastalıkları ve açlığı onların üstüne yığıyorsunuz?..."
  • jack london'ın kişileri doğa ve insan arasında bir yerde, kimi zaman deniz gibi vahşileşirken kimi zaman insanlığın durgunluğuna ulaşırlar. deniz kurdu, kendini ne kadar bırakırsa o ölçüde kaybeden ve denizin bir parçası olan kaptan larsen'ın insan yanını doğadan kurtarışını anlatan muhteşem bir roman.

    "neden ateş etmiyorsun?" diye sordu.
    konuşmamı engelleyen tıkanıklıktan kurtulmak için boğazımı temizledim.
    "hımbıl" dedi yavaşça, "yapamazsın. belki de yeterince korkmuyorsun. acizsin. tutucu ahlakın senden daha güçlü. tanıdığın ve okuduğun insanların fikirlerinin tutsağısın. onların düsturları sen konuşmaya başladığın andan itibaren kafana işlenmiş. felsefene ve sana öğrettiklerime rağmen, silahsız ve sana direnmeyen bir insanı öldüremiyorsun."
    "bunu biliyorum" dedim boğuk bir sesle.
    "benim silahsız bir adamı sigara içer gibi seve seve öldürebileceğimi biliyorsun." diye devam etti. "benim ne olduğumu iyi biliyorsun. kendi ölçülerine göre bir değer verdin bana. bana 'yılan, kaplan, köpekbalığı, canavar ve caliban' dedin. ama yine de sen küçük bez bir kuklasın. beni bir yılan ya da bir köpekbalığını öldürdüğün gibi öldüremiyorsun; çünkü seninkine benzer ellerim, ayaklarım ve bir bedenim var. pöh! senden daha fazlasını beklerdim hımbıl!"
    kamara iskelesinden çıkıp yanıma geldi.
    "indir o tabancayı. sana birkaç soru sormak istiyorum."
    geri çekildim. onu öldürememe beceriksizliğime kahrediyordum, ama tabancamı indirecek kadar da budala değildim. düşmanca bir hareket yapmasını, bana vurmasını ya da beni boğmaya kalkışmasını umutsuzca bekledim.