şükela:  tümü | bugün soru sor
  • deniz taşıtlarını kullanma, dizayn etme vs. işi..
    (bkz: havacılık)
  • bir meslek değil de , bir yaşam tarzı olarak tanımlanması daha doğru olan hede.
    (bkz: denizci/@manoverboard)
  • koşan, uçan ve kaçan bir millet olan insanoğlu beyazları çekip denizlerde de dolaşır.

    insan denizde püfür püfür gezer ama biraz yalnız gezer. gezmeye başladı mı karada oturaklı olan ne varsa sallanmaya başlar: hava durumu, sağlık, moral, yiyecek, bilgi, tatlı su, otorite, sosyal statü ve mürettebat... herbiri karşısında hüküm yürütme gücü indirgenir, askıya alınır, ayraç içine sığdırılır... herkes tek: michael corleone'nin gözünü kan bürüdüğü bir anda söylediği gibi, "tarih bize bir şey öğrettiyse, o da herkesin öldürülebileceğidir." hobbes'un "leviathan"ı eski ahit'ten kalma deniz canavarı olduğu kadar bir gemidir, 17. yüzyıl ingiliz donanmasıdır. geminin kaptanı kraldır - her kafadan bir ses çıkarsa gemi batar diye herkesin sözünü dinlediği.

    poe'nun hikayesi "message in a bottle"daki açlık sahnelerinin ışığında adayla ilgili kurgular bu indirgemeden ileri geliyor: platon'un "kritias"ta anlattığı atlantis, ibn tufeyl'in "hayy bin yakzan"ı, "robinson crusoe", "uzun sürmüş bir günün akşamı", "cast away" ve "lost" (oradaki kara parçası adaysa tabii)... gemi yürüyen bir ada olduğu kadar, ada da demir atmış, fırtınada batmış ya da bir yana yatmış bir gemi de.

    bir elde kader, bir elde hüner: yol gösteren yıldızlar var güzel, bulutlu günler için bile nefis pusula var. olmadı bordadan kuş salarsınız: tekvin'de gemiden salınan kumru önce nuh'a eli boş döner, sonra zeytin dalıyla çıkagelir, nuh karaya yaklaştıklarını anlar. telsiz de radar da aynı mantıkla işler. işte çare pergellerde, haritada, hesapta, havada uçan kuş milletinde: kendi başına düşünmek, bir sorunu kendi kendine önyargısız çözmek, varsayım yapmadan sıfırdan akıl yürütmek*: "bugün bu yöne gidersem, yarın nerede olurum? peki dün hangi yöne gittim ki bugün buradayım?"...

    demir alan bir gemi esaslı bir indirgeme yapar, hayat memat meselesi olan bir indirgeme, bir özgürleşme, bir riziko: kofti otoriteyi boşa çıkarır, bu sayede kaptanı kendi otoritesini gerekçelendirmek zorunda bırakır, gerekçelendirilemeyeceği yerde ne yapılacağını kestirip onun peşinden maceraya atılmaya zorlar, cereyan edenin katılımcısı olmaya.* insan yaşamının dörtte üçü sularla kaplıdır ya da uzun ihsan efendi'nin kısaca dile getirdiği gibi macera ibadettir:

    "her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı. kuran'ın kendisi peygamberin dünyayı nasıl okuduğuna bir örnekti ve onun ardında giden herkes, dünyayı onun gibi okuyup şahadetlerini yazmalı ve bunları başkalarına aktarmalıydı. dünyaya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir şey değildir. yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu dünya'nın şahidi olmaktı."*
  • gemi adamı'nın mesleğine verilen ad.
    ilginç ve uçta şartların yaşamı.güzellikleri çok güzel, zorlukları çok zor olan, zaman geçtikçe denizci'nin farklı olmasına ve hiç bir yerde rahat duramamasına sebep olan meslek. maviliklerin, kızıllıkların ve griliklerin arasındaki yarı açık demir yığınlarındaki yaşamın ismi.

    gemi jurnallerinde hava ve deniz şartlarının şiddeti rakam ve eski tabirlerle isimlendirilir.7 fırtına,8 korkunç fırtına,9 müthiş korkunç fırtına, 10 orkan *,11 korkunç orkan,12 müthiş korkunç orkan olarak ifade edilir. 7-8 hava bile bir gemi için ciddi tehlike oluşturabilen havalardır.11-12 allah korusundur.12 den sonrasının bir tabiri yoktur.zira 13-14 ömür boyu denizde çalışmış bir denizcinin bile görmeyeceği şiddette havalardır .

    13 ocak 1998 saat 03:00 te manoverboard kamarasında yatağından yere düşerek uyanmıştır. zar zor uyutan fırtına bir anda şiddetlenmiş ve 218 metrelik 52000 tonluk dökmeci gemi * seyirdim halinde bir sancağa bir iskeleye bir başa bir kıça girip çıkmaktadır.sürünerek lumbuzuna gider ve gemi yattığında kamaranın da olduğu iskele tarafa neredeyse denizle paralel olduğunu görür.birden kamaranın kapısı çalınır.gelen telsiz zabitidir."süvari bey * herkesi ayakta görmek istiyor 13-14 hava yiyoruz" der.

    bu hiç bir denizcinin duymak istemeyeceği bir kaptan talimatıdır.gemi atlas okyanusundaki en tehlikeli hava bölgelerinin başında yer alan biscay körfezi açıklarındadır ve fırtınanın merkez noktasına tekabül etmektedir geminin koordinatları.el nino nun kuzey uzantısıdır hadise.canyelekleri giyilmiştir.

    manoverboard göğüsteki * lumbuzdan pruvaya bakar.dalgalar 35-40 metre yükseklikteki cranelerin * bile üstünden geçmektedir. denizaltı gibi olmuştur gemi. başüstü bile görünmemektedir.havada sadece köpükler ve kabarcıklar vardır.

    böyle bir durumda geminin kurtulma şansı %10-15 lerle sınırlıdır.o da geminin ataletinin olması halindedir, yani ana makine pervaneyi çeviriyor olmalıdır.dümen donanımı sağlıklı çalışabiliyor olmalıdır.geminin manvra gücü olabilmeli ,dalgalar baştan yada kıçtan alınabilmelidir aksi halde bordalardan yani yanlardan gelen dalgalar gemiyi alabora edecektir.bu kadar büyük bir sallantıda ana makineyi besleyen yardımcı sistemlerin çalışma basınç,ısı ve debi gibi faktörleri saçmalayacağı için otomatik kontrol sistemi tahrikiyle yada mekanik olarak ana makinenin shut-down olma olasılığı da bir hayli yüksektir. o zaman geminin hiç bir kurtulma şansı kalmayacaktır.

    bu sistemlerin çalışmasını sağlamakla yükümlü tüm makineciler ,mühendisler ve personel makine departmanına ait iskele taraf koridorunda buluşmuştur.önce tüm personel birbirine sarılır,helalleşilir.tüm makineciler vardiyada bulunan nöbetçi mühendis ve personele katılır.
    tüm teknik değerler en alt ve en üst sınırlarda gezinmektedir.durum iç açıcı değildir. herkes en önemli donanımların başında ani müdahale için hazırdır. deli gibi salınım yapmaktadır gemi,makine dairesi 4 katlıdır ve yukarı aşağı merdivenlerden ancak sürünerek inilip çıkılabilmektedir.

    aradan yarım saat geçer , denize alışık adamların bile bünyeleri pes etmiştir.34 kişilik personelden sadece 2. mühendis, kaptan ve manoverboard ayakta kalmıştır,gerisi kusmuklarının içinde yere yığılmış haldedirler.13 saat boyunca manoverboard 2.mühendisle birlikte sürünerek makine dairesinde elinden geldiğince her sistemi çalışır durumda tutmak için uğraşır.köprüüstünde de süvari bey dümen tutmaktadır.tanrı mı güç vermiştir yoksa adrenalin mi imkansızı olur kılmıştır bilinmez ama bu 3 adam bir şekilde batırmaz gemiyi.
    14. saatin içinde biscay körfezinin en içlerine kaçılabilmiş ,fransa açıklarında travers yapmaya başlamıştır gemi. hava 8-9 lara düşmüştür.travers sayesinde hava baştan ve kıçtan alınabiliyordur,tehlike bir hayli hafiflemiştir.insanlar yavaş yavaş ayılmaya ,kendilerine gelmeye başlarlar.2. mühendis ve manoverboardun vucutlarında morarmamış yer kalmamıştır.

    konuşabilmeye başlayan her denizci "ben bu gemiden indikten sonra bu iş biter ilk limanda,bir daha denize çıkmayacağım" gibi cümleler sarfetmektedir.2 günlük traversin ardından havanın açıklarda da 7-8 e düştüğü haberi gelir ve 2-3 günlük seyirin ardından cebelitarık'a ulaşılır.uzakyol denizcilerinin bahçe tabir ettiği akdeniz sütlimandır.rüzgarı mis gibi kokmaktadır ve lacivert tonu enfestir her zamanki gibi gri atlastan sonra.

    artık denizcilerin normali haline gelmiş ruh hali yine tekrar etmiştir ve 5 gün önce ağızlardan çıkan "bir daha denize çıkarsam ne olayım" cümleleri unutulmuştur. zabitan ve personel salonlarında o 14 saatte yaşanan şeyleri birbirlerine espriye vurarak,gülerek anlatmaktadır denizciler.tek dertleri fırtınada zarar görmüş sistemleri tekrar işler hale getirmekle uğraşacak olmalarıdır.

    normal şartlarda 14 gün sürecek olan amsterdam - gemlik seferi 21 günde tamamlanmış,gemi selametle limanına varmıştır. o gemideki denizcilerin hiçbiri denizi bırakmamışlardır.

    böyle saçmasapan bir hayattır denizcilik.

    (bkz: her limanda bir sevgili/@manoverboard)
    (bkz: denizci/@manoverboard)
    (bkz: kuru fasulye hesabi)
  • mil saymaktır denizcilik.

    domdom mersinlidir. uzun yıllar mersinde balıkcı teknelerinde tayfalık yapmış, kilolu ve sempatik, 30larının başlarında güleryüzlü bir adam. alınmaz domdom olmasına lakabının, sevildiğini bilir, o da sever hem.

    babası doğmadan, annesi ise 6 yaşındayken o vefat etmişler. akrabalar da hayırsızmış. zoraki, ayıp olmasın ele güne diye bakmışlar ona, ama 11-12 yaşlarına gelip te aklı ermeye başlayınca biraz domdom, anlamış orada ona yuva yok, atmış kendini balıkçı teknelerine, karın tokluğuna çalışmış 10 küsur yıl.

    vefasını eksik etmemiş ama hiç hayırsızlara, her bayram el öpmeye giderken şekerini eksik etmemiş elinden, belki de iyi etmiş, uzaktan bir dayıoğlu istanbulda yaşarmış, yahu domdom gel seni gemilere yollayalım daha iyi para kazanırsın demiş, gemiadamı cüzdanı çıkarmasına yardım etmiş, iş bulmuş uzakyol gemisinde bindirmiş yollamış, büyük iyilik etmiş domdom'a, sonralarında garibimin bankaya yatan maaşını senelerce öyle böyle tırnaklayarak.

    domdom yağcıdır. manevi manada yağcı değil, gemilerde makine departmanında bir görevin adıdır yağcılık. nöbetçi vardiya mühendisinin vardiyadaki personelidir yağcı. teknik adamdır okumamış ta olsa. kimi yağcı mühendisi cebinden çıkarır gemilerde bazen.domdom da iyi yetiştirmiştir kendini, hayata asılma ruh haline gemilere gelince girmiştir. mesleğini sevmiş azmetmiş ve kısa zamanda bir hayli şey öğrenmiştir. o da işini iyi yaptıkça, onun vardiyasının nöbetçi mühendisi, manoverboard carkcisini yerinden kaldirmayip her işi kendi başına başarıyla halletmenin gururuyla nah çekmektedir hayata.

    o gemiye katılmadan önce,karadayken, izin yaparken, hayatında ilk defa bir kadın ona güzel bakar.ilk defa akrabası olmayan bir kadın elini tutar. konuşmadan bakar yüzüne , içten, gülümseyerek. sakine ...

    ilk bir kaç ayı seferin, süper bir kadro vardır gemide, kafadengi, hazmetmiş bir zabitan grubu ve adamakıllı, iyiniyetli personel. gemi selametle ve keyifle yol almaktadır. domdom sakinesini özler ama mutlu özler, herşey yolundadır, alo vatan her seferinde sakineyi bağlamaktadır kendisine allahın unuttuğu liman şehirlerinde bile.

    3 ay sonra gemi personelinin büyük kısmının kontratı biter ve bir uzakdoğu limanında personel değişimi olur. giden kadro ne kadar süperse o kadar boktan adamlar doluşur gemiye. ve zaman bir anda çok yavaşlar. kuru fasulye hesabı nın sayacı dönmemeye başlar resmen. 1-2 ay gayet sıkıntılı geçer, gemide sohbet muhabbet ortamı kalmamıştır, kavga gürültüler, küslükler dedikodular başlamıştır ve o işte içine tükürdügümün 200 küsur metrelik demir yigininin yasam mahalli daracıktır, ufacıktır, aksam 6da cikip ta evine gidemezsin. üstüne üstlük gelen basmühendis ve 2. mühendis boktan adam olmalarının yanısıra meslek olarak ta çok yetersiz adamlardır, geminin ana makinesinde ciddi sorunlar başgöstermiştir ve tadı tuzu kalmamış yorgun adamlar domdom , manoverboard ve bir kacı daha makine dairesinden cikamaz, kafalarından 380 cst fuel oil ve yağ lekelerini bir türlü temizleyemez hale gelmişlerdir.

    oyle boyle uzakdogudaki son liman olan çin in bayuquan şehrine varılır. vira bismillahtan sonra pruva batı olacaktır, eve dönüş yolu başlayacaktır. yükleme biter, süper moralsizdir günün 10 küsur saatini hem mecburen hem de gönülden beraber geçiren artık aylardan sonra 2 kardeş gibi olmuş bu iki adam. son yükleme limanından kalkıyor olmak ufak bir moral verir ve yüzlerde ufak bir tebessüm oluşur.

    kalkış manevrası biter, tam yol ileri verilir, deniz süratine geçilir, diğer mühendisler ve personel yukarı çıkarlar.ilk vardiya manoverboard ve domdom'undur. domdom kontrol odasından cikar tüm makine dairesini dolaşır kontrol eder, herşey yolundadır ve içeride haritaya bakıp hayal kuran manoverboard'un yanına gelir kontrol odasına. yüzünde salak bi gülümseme vardır domdomun. manoverboard ta salak salak onun yüzüne bakar ,bu salak ne diye böyle kocaman sırıtıyor ki! diye.. domdom en kocaman sesiyle mutlulukla bağırır:

    -sakineye 9000 mil çarkçım!!!

    bir anda aylardır gerilmiş sinirler boşalır, iki adam yarı ağlayarak, yarı kahkaha atarak bağıra çağıra sakine türküsünü söyleyip oynamaya başlarlar kontrol odasında. denizdeki insan psikolojisinin zirve boşalma noktalarından biri yaşanmaktadır. birazdan kahkalarla yere yığılırlar. domdom hala vıtvıt konuşmaktadır:

    -valla hesapladim carkcim aha da bak haritaya tam 9000 mil var!

    okyanus seyri oranin yazina , yani deli gibi sicaga denk gelir, aksi gibi gemi yasam mahalli klimalari da sıksık ariza yapmaktadır ve yedek parca yetersizliginden kalici bir çözüm bulunamıyordur. kamaralarda yatılmaz hale gelinmiştir. herkes store daki meşrubatlara yüklenir ve okyanus ortasında gemide sudan başka içecek kalmaz. domdom cinfikirlisi son limanlardan birinden tang almıştır ve kamarasında stoklamıştır.her vardiyada sakineye 6000 , 5000 , 4000 mil derken bunu dünyanın en lezzetli icecegi olan tangle kutlamakta ama stokları hızlıca tükenmektedir. domdomun soyadı özteng konmuştur manoverboard tarafından.

    sari deniz, malakka boğazı , hint okyanusu, kızıldeniz ve süveys boyunca , türk denizcilerinin ön bahçe diye tanımladıkları o mis gibi kokan akdenize, arızalarla, karanlık ruh halleriyle berbat geçen bir sefer sonrası varana dek, her vardiya mil sayar domdomla manoverboard..
    -sakineye 2000 mil carkcim! bir sey kalmadi carkcim!
    tang bitmiştir..belediye gazozuna talim vardır artık ama yüzler gülümsemeyi hatırlamaya başlamıştır.

    sakineye 300-400 mil birşey kalmıştır, gemi kaptanı telefonlar ceksin diye rotayı türkiye kıyılarının yakınına çevirir akdenizdeki ilk tahliye limanı suriyenin tartous undan sonra. anamur açıklarında türk gsm şebekeleri çekmektedir ve domdom telefonda söyler sakineye, hayatının anlamının o olduğunu anladığını ve hayatını onunla geçirmek istediğini. cevap evettir. sakineye hic mildir! hic.

    2 gün sonra gemlik limanına varılır. manoverboardun da domdomun da kontratları bitmiştir, yerlerine adamları gelir, devir teslim yapar ve evlerine dönerler.

    yaklaşık 1 ay sonra domdomla sakinenin nişanında erkek tarafı sadece manoverboard tarafından temsil edilmektedir. yüzyüze gelince domdom dünyanın en güzel gülümsemesiyle bakar, nişanlısına sarılıp "sakineye mil yok carkcim aha da burda işte" diye bir de manoverboard a sarılır.

    nişanın ertesi günü domdomla manoverboard daha önceden and içtikleri gibi kocaman kiloluk bir kutu tangi pendik sahilinden denize dökerler.

    (bkz: adres dünya)
  • kesinlikle bir meslek değildir. yaşam biçimidir. bildiğin hayattır. film kareleridir.

    - 180 derece batı ile 180 derece doğu boylamını pasifikte ve tam doğum gününden bir gün önce geçip, o sene hiç doğum günü yaşayamamaktır. ya da önceki güne dönmektir**.
    - tropik bölgelerde gemiyi çekirgelerin* bir anda istila etmesi ve günlerce yangın hortumlarıyla onları uzaklaştırmaya çalışmaktır. parmak kadar çekirgeleri gece kulağına park etmeye çalışırken yakalamaktır.
    - kuzey denizlerinde buzlarla savaşıp, sonunda sıkışıp kaybetmektir. yardım gelene kadar buza atlayıp, eskimo tadı yakalayarak balık tutmak için delik açmaya kasmaktır. arkanızdan sıkışmamış bir şekilde geçen yunan bandıralı gemide size şaşkınlık içinde bakan komşulara türkün deliliği ile gözdağı vermektir*.
    - atlas okyanusunda gemiyi saran yüzlerce yunusun sizle dakikalarca beraber gelmesini izlemek, ne alakaysa hediye olarak onlara çok kıymetli bir kangal sucuğu atmaktır.
    - akdenizde karadan 150 mil acikta 2 gün çok ciddi hava* yedikten sonraki gün
    güvertedeki hasarı kontrol ederken, ambarın arkasına saklanmış kocaman bir deniz kaplumbağası bulup inanılmaz mutlu olmaktır. ona yemek verip*, evine yollamaktır.
    - süveyş kanalını geçerken, boş geminin su üstünde duran dümen yelpazesinde güneşlenen akdeniz fokunu görüp oha falan olmaktır**.
    - kızıl deniz'de, akdenizde geminin güvertesine patır patır düşen uçan balıkları toplayarak büyük büyük büyük dedelerimizin toplamacılık içgüdüsünü hissedebilmektir.
    - venezuelalı balıkçılara satmaya getirdikleri tropik balıkların türkçe isimlerini gayet kendinden emin: "this is puşt, this one is totoş, this is köpenk, this is yavşak" şeklinde öğretmek, isimlerin telaffuzu için zaman harcamaktır. ertesi gün gemi kaptanı güvertedeyken tekrar gelen balıkçıların, ellerindeki balıkları kaptana "totoooş, yavşaaaak" diye sallarken karnı tutarak saklanacak delik aramaktır.
    - cezayir'de gemiye kamyon çarptığını görmektir**.
    - norveç forydlarında kopan hayvan bir fırtınanın ardından, parçalanan somon çiftliklerinin kuzularını oltayla çekip hemen mangalda misafir etmektir.
    - st. petersburg'da kış ortasında, gemiye deniz üstünden yürüyerek dönmektir**.
    - okyanusta sıcaktan bayılıp boş ambarı denizle doldurup, elde biralarla yüzerek tatil köyü ambiansı yakalamaya kasmaktır.
    - hayvan bir okyanus fırtınasına 1 saat içinde yakalanıp, akşam yemeğinde de patlıcan musakka ve cacık yemek zorunda kalmaktır.
    - gemideki tüm jeneratörlerin çökmesini yaşamak, fütursuzluğun dibine vurup el ve kafa fenerleriyle poker oynamaktır.
    - şili'de 3 kilo istakoza 3 dolar, 3 dilim beyaz un ekmeğine 5 dolar vermektir*.
    - 15 saniye önce tam altında olduğun vincin 4 telinin de sırayla koparak, onlarca ton vinç kolunun güverteye düştüğünü ve güvertenin halini görmektir. bir titreme gelmesidir.
    - kulağının 10 cm yanından "vuuuuuuuuuuuf" diye geçen şeyin römorkörün fazla asılarak koparttığı, kendi boyunun yarısı kadar olan çelik gemi dubası olduğunu 5 saniye kadar sonra farketmektir. hemen sigara yakmaktır.
    - sarhoş bir gece, geminin yüksekliğini geçen buz dağları arasında ilerlerken, ciddi ciddi toplu konut igloo projeleri hazırlayıp satarak çok zengin olunabileceğine inanmaktır.
    - rutin olarak musluktan 30 derece açıyla akan su görmektir.
    - gemi fırtana yiyip 20 derece bir o yana bir bu yana yatarken, alaturka tuvalette nişancılık geliştirebilmektir. "goooool" diye bağırarak, t-shirt'ü kafaya geçirerek heladan çıkmaktır.
    - kalamar tutmaya kasarken köpekbalığı yakalamak, "oğlum bunun penisi cinsel gücü manyak arttırıyormuş" diye kafalanan bir gemiciyi yarım saat köpekbalığı penisi ararken izlemektir*.

    tercih edilen değil, sürükleyendir.

    gülmek değil, kahkaha atmaktır.
    süzülen 1-2 damla değil, hıçkırıklarla düzülen salya sümüktür.

    özlemektir... aklına ne gelirse onu özlemek, ama çok özlemek işte...

    bir de çok çok rica edeceğim:
    sailing channel değil, deadliest catch'dir

    budur...
  • bazen sene gibi gelen saniyelerde açı, derece saymaktır.

    değişik borda yüksekliği ve diğer bir çok özelliğe göre değişebilir ama, sancağa yada iskeleye yaklaşık 45 derece yatan gemi, düzelemeden bir dalga daha yerse büyük ihtimalle alabora olur.

    gemi yattıktan sonra bir sonraki ve daha sonraki dalgayı yerse aynı bordadan, toparlaması da güç olacaktır. 3 kızkardeş tabir edilen tehlike bunu anlatır. gemi düzelmeden 3 sağlam dalga aynı bordadan gelirse gemiyi 45 dereceden fazla yatırma ihtimali çok yüksektir.

    2003 yılının mart ayıdır. ege nin en delirdiği mevsimdir, kısa aralıklarla şiddetli havalar patlamaktadır güney egede. haliyle havadaki fırtına satıhtaki sivele karışmaktadır.5-6 şiddetindeki havalar 8-9 hissettirmektedir.

    o gün, kuzeyden güneye inerken aşağıdan gelen sister gemilerden güneybatı egede havanın çok berbat olduğu, gemilerin rotalarını değiştirip doğuya kaçtığı ve hatta bir koster'in battığı haberi gelir. yunan sahil istasyonları da uyarı yayınları yapmaktadır. aşağıya doğru indikçe haberi gelen fırtına kendini hissettirmeye başlar ama her hafta aynı rotayı takip eden geminin kaptanları ve mühendisleri havanın 8-9'un üzerine çıkacağını hiç tahmin etmemektedirler zira bu ege'nin doğasında yoktur. gemi 198 metrelik yüksek bordalı ama 24 bin beygir gücünde makinelere sahip denizci bir teknedir, havayı yarıp geçer normalde yani.

    manoverboard saat 18:00 sularında makine dairesinden çıkarken kıç tarafın zıpladığını ve geminin seyirdim yapmaya başladığını görür. tamamen yüklü olan bir gemi dengelidir. boş gemi tehlikeli ve dengesizdir.o seferde de türk denizcilik filosunun en yeni ve en büyük ro ro'su olan gemi 200 tırla yani tam kapasiteyle yola çıkmıştır istanbul limanından trieste'ye doğru. bu halde bile geminin seyirdim yapıyor olması dışarıda gerçekten çok sağlam bir havanın olduğunun habercisidir, eğlence başlıyordur, hayırlı ve de geçmiş olsundur..

    o boyutta bir gemi için çok ciddi bir sürate tekabül eden yaklaşık 21 knot süratle tam yol ileri gidilmektedir. basmuhendis * ile konuşulur, seyirdim i azaltıp pervanelerin suyun içinde kalmasını sağlamak için ana makinelerin yolu biraz kesilir. makine dairesindeki tüm malzemelerin deniz bagi kontrol edilir ve makine dairesine nöbetçi mühendis ve personel bırakıp tüm emergency sistemler devreye alınır.manoverboard kamarasına çıkıp orada da herşeyi deniz bagi yapar. zabitan salonunda akşam yemeği vakti kenar korumalıkları fırtına moduna çevirilmiştir masaların üstündeki hiçbir şey yere düşmeyecek şekilde ve menüde sulu yemekler iptal edilmiştir..

    denize yeni alışmaya çalışan stajer arkadaşlara, "hadi git te vasiyetini yaz, süvari bey'e imzalat, şirkete telex çektirsin" şeklinde standart gıcık espriler yapılmıştır bile.. hava sertleştikçe, bulb, yani geminin baş dip kısmı havalanıp suya vurup sandalyeleri zıplattıkça tüm zabitan, yani kaptanlar ve mühendisler mütemadiyen birer birer daha da bir içten "allah selamet versin" diyerek köprü üstüne çıkmaya başlarlar.

    kollarını köprü üstünde puntellere yaslamış olan 2. mühendis var olan küçük kalabalıktaki denizi en iyi bilen adamdır, babası da delirmiş bir ege fırtınasında batmış bir çarkçıbaşıdır. dalmış gitmiştir pruvaya bakarken. ama bir an arkasını dönüp hafifçe gülümseyerek her limanda bir sevgili anılarına başlayarak kalabalığın stresini dağıtmayı da ihmal etmemektedir.

    malea mevkii waypointine * yaklaşık 15 dakikalık bir seyir kalmıştır.malea yunanistan anakarasının en güney noktasıdır. orada gemi sancak tarafa yaklaşık 100 derecelik bir dönüş yapmak zorundadır. trafiği yoğun, dar bir boğazdır ve dönüşten kaçıp düz devam etme imkanı yoktur. o ana kadar hava kıçtan gelmiştir. hava , kıçtan ve baştan geldiği zaman tehlike minimal haldedir, makine çalıştıkça, geminin ataleti oldukça, pervane suyun içinde kalabildikçe öyle yada böyle bata çıka gidebilir gemi ama dönüş yapıldığında ve hava bordadan yani yandan gelmeye başladıkça 3 kızkardeş tehlikesi doğacaktır ve ölçümlere göre ege gerçekten delirmiştir, fırtına şiddeti 11-12'dir. 11-12 havanın borda'dan gelmesi demek gemiyi 40-45 derece belki de fazlası yatırması demektir. 45 derecenin üstü alabora demektir.iç hacmi çok geniş ve havaleli olan böyle bir ro ro gemisinin alabora halinde tamamen batması 2 dakikadan az sürecektir. liferaftlara * koşma ihtimali bile yoktur.

    waypoint'e yani dönüş noktasına 1-2 dakika kalmıştır. herkes heyecanla beklemektedir, köprü üstüne sessizlik hakim olmuştur. süvari bey , oto pilot'tan çıkarıp dümeni ele almıştır. yavaş yavaş 1er 2şer derece sancağa dönmeye başlar. seyirdim artar, gemi yavaş yavaş bordaya yatma salınımlarını arttırmaya başlar, süvari bey başını yana çevirip "arkadaşlar sanırım bir anda dönmek en hayırlısı olacak bir an önce dönüşü bitirelim gemi toparlasın" der. diğer zabit ve mühendisler başlarıyla kaptan'ı onaylarlar. dümenin başında ayakta durmak bile çok zordur. dümen sancak alabanda basılır, gemi ciddi ciddi yatmaya başlamışken manoverboard bir eliyle önündeki panelden destek alıp diğer koluyla süvari bey'in koluna girip onun ayakta durabilmesine destek vermeye çalışmaktadır.

    dümen panelinin üstünde bulunan yalpa indikatöründedir gözler bir yandan. geminin sert dönüşüyle birlikte ibre uçlara gitmektedir..

    1. kızkardeş 35 dereceye yakın yatırır, 5-6 saniyelik boşlukta 30lara kadar düzeldiğinde 2. kızkardeş gelir bu daha sağlam bir silledir, 41-42 lere çıkar yatış. sanki içinde bulunan demir yığını bir plastiktir de esnemiştir. yine o bir kaç saniyelik boşlukta gemi 1er derece düzelmeye başlarken kimse 3. kızkardeşi düşünmemeye çalışmaktadır, 3. kızkardeş olmamalıdır, lanet olası 30 metrelik dalgaların periyodu azalmış olmalıdır derken..
    3. kızkardeş tüm şiddetiyle hissedilir.

    40..41..42..43..44..45....

    40'a ulaştığı an zaman yavaşlar, 44-45 te ise durur.

    yaşam mahallinden gelen şangır şungur sesleri kulaklar duymakta ama tepki vermemektedir. o an, hiç bir şey düşünmez insan, adrenalin gerçekten garip bir hormondur, ne bir korku, ne bir refleks, tamamen hissizleşilir sadece boş boş o indikatörün ibresine bakılır, ve kendi kulağının bile zor duyacağı bir sesle "hadi, hadi, hadisene be!" sözcükleri çıkar ağızlardan.

    gemi o açıda bir yatışta çok zor toparlayacaktır tabi eğer toparlayabilirse, ibrenin son gösterdiği açı 46 olur ve gemi o açıda asılır kalır.1 saniye 3 saniye..5 saniye. her fırtınadaki gibi denizciler "neden buradayım" soru işaretinin yerine sakin bir kabulleniş içerisindedirler birbirlerine bakarlar anlık, göz kırpmalar ve zoraki gülümsemeler vardır.

    zaman durmuştur o an. ve ibrenin yönü hayata yön verecektir.

    sürpriz bir şekilde ibre 46 dan 47ye doğru değil 45e doğru ilerlemeye başlar.3-4 saniye sonra 44 e ve 43...toparlanıyordur gemi.. 5-6 tane çakmak sesi gelir, ilk nefesler derin ve de çok keyifli çekilir sigaralardan. 2-3 dakika süren bu dönüş tamamlanabilmiş ve hava sancak kıç omuzluktan sancak baş omuzluğa alınabilmiştir. geminin sancak iskele salınımı 20-25 derecelere düşer ve pruvada hava şiddeti azalmaktadır.

    yarım saat sonra zabitan salonuna giren 2. kaptan, ambarlarda tırların lashinglerini kopartıp devrilmiş olduğunu haber verdiğinde diğer denizciler şarapları açmış ve hiç bir şey olmamış gibi kadeh tokuşturup gülmeye başlamışlardır bile..

    denizciler rutinin dışına çıkıp karadaki hayata dışarıdan bakmaya şansı olan insanlardır. ama o an hiçbiri oradan çıkıp kendilerine dışarıdan bakacak durumda değildir ya da istemiyorlardır işte..

    (bkz: #10052541)
  • bir kere içine girdiniz mi çıkamazsınız, çıkmak da ister misiniz o da ayrı tabii... hayatınızın parçası oluverir, her yerde illa muhabbetinizin bir yerine sıkıştırıverirsiniz, hatta alakasız insanları bayabilirsiniz...
  • biriktirdikleri çok farklı olabilen insan türlerinin birarada yaşayarak çalışmak zorunda olmalarına sebep olan hayat türü.

    ticari gemilerde çalışan zabitan kadro, yani kaptanlar ve mühendisler ağırlıkla sivil denizcilik okullarından mezun insanlardır. yanısıra, deniz kuvvetlerinde subay ve astsubay olarak görev yapmış kişiler, emekli olduktan sonra yada bir şekilde ayrıldıklarında, ticari gemilerde görev yapabilmek için gerekli olan ehliyeti almaya hak kazanırlar türkiyede.

    alınan maaşlar deniz kuvvetlerinde kazanılandan bir hayli yüksek olduğu için, genç yaşta emekli olan/ayrılan deniz kuvvetleri mensuplarının bir çoğu ticari gemilerde de şansını dener.

    temel denizcilik mantığı , bir gemiyi işletmek, sevk ve idare etmek bazında, askeri gemilerde ve ticari gemilerde aynı olsa da , kullanılan literatür ve yapılan iş/işin boyutu bir hayli farkılığa sahiptir. kullanılan terimler, yapılan işin amacı, hiyerarşi düzeyi, insan ilişkileri neredeyse birbirinden tamamen farklıdır ikisinin de adı denizcilik te olsa..

    en temel farklılık amaçtır.ticari gemilerde amaç bir yükü taşımaktır.bu yük, container, dökme yük, petrol, sıvı/katı kimyasal madde, araç ve hatta insandır.askeri gemilerde ise ağırlıkla bu amaç değil araçtır. yükleme boşaltma hesapları, operasyonları, işin organizasyonu, hiç alışık olmayanlar için uzun zaman alabilmektedir.

    ticari gemilere yeni geçiş yapan bu arkadaşların alışma/öğrenme periyotları bir hayli zor, zaman zaman komik, zaman zaman da bir hayli stresli, sıkıntılı olabilmektedir. işin iş kısmı bir şekilde öğrenilir, herkes saygı duyacaktır alışma periyoduna, ama askeri hiyerarşiden sivil denizcilik örf/adetlerine geçiş yapmak, sivil denizcilik literatürünü/lisanını öğrenmek, alışmak çok sancılıdır.

    ticari gemilerde seyir halinde, yakın seyir yapan bir başka gemi çapariz veriyorsa yani onun görünen rotası ile sizin rotanız çakışıyorsa ve çatışma (denizcilikte çarpışma manasındadır) riski varsa, duruma göre , vardiyadaki zabit (2. , 3. , yada 4. kaptan ) tarafından sancak yada iskeleye birer ikişer derecelik manevra yapılıp rota düzeltilerek, yada en kötü ihtimalle diğer gemiyle telsiz bağlantısı kurup, onun/onun da küçük bir manevra yapması talep edilerek tehlike bertaraf edilebilir. bu durum okyanus seyrinde sıkça yaşanmasa da, iç denizlerde her vardiyada defalarca tekrarlanır. eğer pozisyon itibariyle, etrafta çok gemi varsa ve vardiya zabiti , yapılacak manevraya süvari bey'in (kaptan) karar vermesini uygun buluyorsa, acilen süvari bey'i köprüüstüne çağırır ve yaklaşık olarak telefonda ona şöyle birşey söyleyecektir:

    "süvari bey, pruvadaki gemi çapariz veriyor ve trafik etrafta bir hayli yoğun, lütfen köprüüsütüne gelir misiniz"

    böyle bir durumda kaptan derhal köprüüstüne gelecek ve riskli durumu önlemek için yapılacak en uygun manevranın sorumluluğunu kendi üstüne alacaktır.

    1990'ların ortalarıdır. deniz kuvvetlerinden emekli bir subay, uzakyolda/okyanus aşırı çalışan büyük dökmeci gemilere sahip bir armatör şirketin bir gemisinde 2. kaptan olarak çalışmaya başlar. geminin kaptanı * ise yüksek denizcilik okulu mezunu, 30 küsür yılını ticari gemilerde geçirmiş, tecrübeli bir denizcidir ve yılların ardından alkolle arası çok iyidir.. çok matrak bir adamdır, personeliyle arkadaş olabilen bir kaptandır ve onlara takılmayı çok sever.

    uzun yıllar gemilerde beraber görev aldığımız deniz kuvvetlerinden emekli arkadaşlardan gayet net bir şekilde gözlemlediğimiz üzere, onların bildiği, alışık olduğu literatür gibi, seyir esnasındaki manevra prosedürleri de çok farklıdır.

    emekli asker olan 2. kaptanın gemideki ilk günleridir. ticari gemilerde köprüüstü vardiyasında sadece nöbetçi zabit(vardiyadaki kaptan/ 2., 3. yada 4. kaptan) bulunur. görüş iyi değilse belki gözcü olarak bir ustagemiciyi vardiyaya yanına çağırabilir ama bu çok ta alışıldık bir durum değildir.askeri gemilerde ise her vardiyada köprüüstünde bir sürü insan bulunmaktadır. gemi türkiyeden kalkmış, bir uzakdoğu limanına doğru uzunca sürecek seyrine başlamış, ege denizinde seyir halindedir. 2. kaptanın gece vardiyasıdır. yalnız başına vardiya tutmak garip geliyordur ve biraz da heyecanlıdır.

    bir süre sonra pruvada bir gemi görür ve panik yapar.manevrayı tekbaşına yapıp yapmaması konusunda pek emin değildir. bu sorumluluğu tek başına almaya da çekinmektedir an itibariyle. panikle telefona sarılır ve süvari beyi arar. süvari bey kamarasında demlenmektedir ve kafa birazcık güzeldir.

    2. kaptan telefonda, "süvari bey pruvada bir gemi çapariz veriyor" demek yerine;

    "6 milde hedef göründü süvari bey!!!" der heyecanla..

    süvari bey kafasının güzel olmasının da genişliğiyle, kocaman bir kahkaha atar ve cevap verir:

    "ateş a.k. ! "