şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: st. elmo's fire)
    (bkz: gemici nuru)
    korkunun ve yalnızlığın ne olduğunu öğrenmek demektir denizcilik.

    denizler sonsuzluğa uzanan mavilikleriyle olabildiğince farklıdır çöllerden ve kuytu ormanlardan. zira bilinmezlik yalnızca dört bir yanda değildir! engin maviliklerin altında da karanlık ve çözülmemiş bir gizem vardır.
    gündüzleri bu pek sorun değildir. aydınlık havada yalnızlığını unutur denizci.
    lakin geceleri...

    bazı geceler samanyolu’nun tüm kuşakları bir harita misali serilir gökyüzüne. bellatrix ve sirius gibi yıldızlar adeta bir rehber olurlar denizci için. lakin bazı geceler, somutlaşmış bir karanlık çöker gökyüzüne. okyanusun ortasında karanlıkta kalmamış hiçkimse karanlığa dair yorum yapmamalıdır. sonsuz bir bilinmezliğin ortasında ne denli yapayalnız kaldığını anlayıverir insan. lakin denizci tüm bunlara kafa yormamalıdır. düşünmek insanı delirtebilir. denizde bu iyi değildir.

    tıpkı karanlığa dair yorum yapmaması gereken insan gibi, karanlık bir gecede, okyanusun ortasında aziz elmo’nun ateşini (bkz: st. elmo's fire) yani gemici ruhunu görmeyen insan da korkuya dair yorum yapmamalıdır. karanlık ve durgun sularda, kör bir bilinmezliğin arasından seyrederken yeşil bir kandil yanıverir gökyüzünde. sevinir denizci. bir yıldızın aydınlığı sanıverir bunu. ne de iyimserdir! lakin asla fazla iyimser olunmamalıdır denizde.
    bu iyi değildir.

    birdenbire havada uçuşan garip ışıklar sarar gemiyi. direklerin arasında süzülür dururlar. lakin hiç aydınlatmazlar etraflarını. karanlığın bir parçasıdırlar adeta. tam da bu esnada denizci gözlerini kapatmalıdır. aksi halde ışıkların dönüştükleri garabet şekilleri görür gibi olur. bu şekiller her şeye ama her şeye benzer. onları gören denizciler aklını yitirebilir. kimisi küpeşteden aşağı atlar. kimisi konuşma yetisini kaybeder. kimisiyle parmaklarını kendi gözlerine sokuştururlar. gemiye kaos hakim olur.
    denizin ortasında bu çok tehlikelidir!

    öte yandan kaptan sükunetini korumalıdır. gemideki en az bir denizcinin aziz elmo’nun ateşini görmemiş olması hayati önem taşımaktadır. aksi halde ufukta, vücudu okyanusun derinlerinden yükselen devasa, yaşlı ve çirkin bir adam görünür. yücelerdeki vahşi suratını süsleyen kara gözlerini gemiye diker. hiç kıpırdamaz. öylece bakar durur. artık lanetlenmiştir denizci. bir daha ne zaman denize baksa o korkunç adamı görür gibi olur.
    denizde bu iyi değildir.

    eğer bir gün denizin ortasında aziz elmo’nun ateşiyle karşılaşırsanız. sükunetinizi koruyun ve tedbirinizi elden bırakmayın. aksi halde ebedi bir karanlık doldurur benliğinizi. unutmayın! en büyük düşmanınız kendi merakınızdır.
    denizi sevin lakin asla güvenmeyin! denizlere hükmedeceğinize dair budalaca bir düşünceye kapılmayın. deniz hep tetiktedir! siz de tetikte olun. unutmayın: büyük gemi-küçük gemi yoktur; denizin karşısında büyük gemi de küçük, küçük gemi de küçük gemidir. sakladığı gizemler ve sırlar sonsuzdur o derinliklerin. sonsuzluğunda seyrederken bunu asla unutmayın.

    unutkanlık iyi değildir. insana ne yapacağı belli olmaz! deniz gibi...
  • aklıma ilk gelen tsunami. düşünmek bile insanı çıldırtmaya yetiyor.
  • sene 2003. okulla kuşadası milli parka geziye gittik. okul dediysem sınıf olarak diyelim. bi servis kiraladık, toplandık bizim sınıf gittik milli parka. ilk koy olan içmelere girdik.

    4 kişi bu pedallı yunuslardan kiraladık. başladık açılmaya, bir süre sonra yunusun dümeni bozuldu ben suya girip elimle sağ sol yapıyorum. bayağı bi açıldık artık kıyı görünmüyor. hem kafamı ıslayım hem de dümene bir bakıyım diyerek deniz gözlüğünü takıp kafamı bir suya sokayım dedim. sokar sokmaz gördüğüm 3-4 tane köpek balığı bir kaç metre altımızda geziniyor. o korkuyla artık nasıl yunusa atladım ve bizimkileri uyardım bilmiyorum. nisan-mayıs ayları meğersem köpek balıkları buradaki koylara çiftleşmeye geliyormuş. o vasıtayla öğrenmiş oldum ve 1 sene korkudan açılamadım denizde.
  • - geçen eylülde marmara'da tüpsüz serbest dalış yapıyordum. kıyafetsiz sadece palet ve gözlükler. yirmi metre civarı dipteyim. rengarenk kabuklular, yosun, çöp, ot, küçük balık sürüleri, kumların üstünde süzülüyoum. bir anda zaten zayıf olan gün ışığı tamamen, gitti, güneş tutulması gibi. o sırada arkamdan, birkaç metre üstümden devasa bir vatoz süzülerek geçti. bu yaratıktan ödüm patlıyor.

    - karadenizdeyim. yavaştan yağmur yağmaya başladı, ama görünüşte rüzgar fırtına yok. dedim siktiret meteorolojinin insafına kalırsak bu iklimde deniz keyfi yapamayız. herkes yağmurdan kaçtı, sahilde bir tek ben varım. biraz açıkta kendimce eğleniyorum, dalıp dalıp çıkıyor, apnea antrenmanı yapıyorum. bir ara açık sulara seri şekilde yıldırımlar çarptığını gördüm aklımı gitti. sudan çıkana kadar üçbuçuk attım. kıyıda eğilerek neredeyse sürünerek geziyorum. amk elektrik bulutu bu affı yok, etrafındaki her şeyden beş santim daha yükseksen gelir sana çakar.
  • meme ucumu balık ısırdı bu yaz. ilk defa böyle bir şey yaşadım, aklım çıktı. (bay kişiyim)
  • bir yuk gemisinde, akdenizin ortasindayken aniden ölen gemiciyi, limana kadar et dolabinda getirmek.
    (gerçek)
  • teknenin en tepesine çıkılır,tavan yapan özgüven ile suya atlanır,dibe doğru giderken,dipte pusuda bekleyen mürekkep balığı görülür,sanki o özgüven ile atlayan sen değilmişsin gibi çırpına çırpına tekneye kaçılır.
    rezalet.
  • derinliğini bilmediğin suya iskeleden çivileme atlamak. acemilikten suya girince ayaklarini içine çekememek. akabinde sol ayak topugunda ve parmaklarda çatlaklar...

    edit : insanların ne güzel cool korkuları ve anıları var. bir de bana bak. "bir dayının denizle imtihanı" :(
  • yüzeye kadar uzayan yosunların deniz yüzeyine paralel uzamaya devam etmesi ve kulaç atarken kendinizi tarkan’ın ahtapotu gibi sarmalanmış bulmanız.

    kulaç atarken göz ucuyla bir karaltı görülür. ne la bu yosun mu derkenalalalahahahahah arkadaki arkadaşlara çabbuk geri dönün zeherli denizanası blup blup diye çığırmak.

    müren tarafından ısırılıp deniz dibine çekilen zak abime de selam olsun daha denize ayağını sokmadı.
  • poseidon’a denk gelmek.