şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: alvaro de campos)
    (bkz: iyi şeyler yayıncılık)
    iyi bişey..
  • yengece övgü başat olsun..
    gölgeye övgü, deliliğe övgü, aşka övgü, cehenneme övgü, neşeye övgü, kelliğe övgü klanından, böyle lâcivert ve böyle siyah, ipincecik, nahiif, bir o kadar deli deli küpeli bir ünal küpeli kitabı..
    alvaro de campos ve fernando pessoa çevirileri bilhassa okunmalıdır; bu adamlar türkçe'ye acayip vakıflar canım..
  • derinden sarsan ve de saran bir fernando pessoa şiiri;

    " rıhtımda kimsesiz, yapayalnız, bu yaz sabahı
    bakıyorum kumsalın kıyısından, bakıyorum belirsizliğe,
    bakıyorum ve küçük, siyah parlak bir vapurun
    yaklaştığını görmekten mutluluk duyuyorum.
    uzakta, öyle açık seçik ve bildik ki kendince
    ardında kendi dumanından bir bayrak bırakıyor havaya.
    limana giriyor ve sabnahı da birlikte getiriyor ve nehirde
    denizcilere özgü bir canlanma başlıyor,
    yelkenler açılıyor, çatanalar yaklaşıyor,
    rıhtıma bağlı gemilerin gerisinde motorlar gidip geliyor
    hafif bir rüzgar çıkıyor.
    ama ruhumun gördüklerimle,
    limana giren vapurla ilgisi yok.
    çünkü o uzaklıkla, sabahla,
    bu an'ın denizle kaynaşan özüyle,
    içimde bir bulantı gibi kabaran tatlı hüzünle,
    düşsel bir deniz tutmasının başlamasıyla birlikte.

    ruhumun olanca özgürlüğüyle bakıyorum uzaktaki o vapura
    ve yavaşça bir dümen dönmeye başlıyor içimde.
    sabahları gözümün önünde kumsala doğru
    yaklaşan gemiler varışların ve kalkışların
    acı ve tatlı gizini birlikte getiriyolar.
    uzak rıhtımların ve başka zamanların, başka lmanlardaki
    benzer insanların anılarını getiriyorlar.
    gemilerin bu gelişleri, bütün bu demir alışlar
    ve- bunu kendi kanımın akışında hissediyorum-
    bilinçdışı simgeler, korkunç doğaötesi imalar
    bir zamanlar ben olan o insanı diriltmeye çalışıyorlar bende...
    ah, bütün rıhtım taştan bir özlem kesiliyor
    ve gemi rıhtımdan ayrılıp
    gemiyle rıhtım arasında bir boşluk olduğu
    birden ortaya çıkınca,
    bilmem neden, yeni bir ürperti belriyor içimde.
    doğan günün çarptığı ilk cam gibi
    kaygılarımın güneşinde ışıyan
    karanlık duygularla yoğun bir sis,
    ve bir başkasının anlaşılmaz bir biçimde
    benim olan anıları içinde buluyorum kendimi.

    ah, kim bilir, kim
    br zamanlar, daha ben ben olmadan önce, benim de
    böyle bir limandan yola çıkıp çıkmadığımı, gün doğarken
    güneşin eğik ışınları altında bir gemiyle
    bir başka limandan ayrılıp ayrılmadığımı?
    kim bilebilir, şimdi gördüğüm gibi
    benim için vaktinden önce aydınlanmış,
    tıpkı böyle, zaman'ın ve uzam'ın ötesinde,
    yarı uyuyan koca bir kentin,
    mantar gibi büyüyen felçli bir ticaret limanının
    üç beş kişi toplanmış rıhtımını geride bırakıp bırakmadığımı?

    evet, bir rıhtım, somutlaşmış bir rıhtım
    gerçek, rıhtım gibi görünen, gerçekten bir rıhtım,
    bilmeden örnek aldığımız o saltık rıhtım,
    farkında olmadan düşleyip
    gerçek bir su kıyısında gerçek taştan yaptığımız
    kendi rıhtımlarımız
    ve yapıldıktan sonra hemen
    gerçek şeyler, ruhtan şeyler, taştan ve ruhtan varlıklar
    diye anılırlar kökten duygularımızın blli anılarında,
    dış dünyada sanki bir kapı açılır da,
    hiç br şey değişmden
    her şeyin bambaşka olduğu zaman.

    ah, ulus-gemilerle ayrıldığımız o büyük rıhtım!
    o büyük ilk rıhtım, ölümsüz ve kutsal'
    hang limandan? hangi sularda? ve neden bunları düşünüyorum ben?
    öbür rıhtımlar gibi, ama bir ve tek o büyük rıhtım.
    onlar gibi şafağın sessizliğinin sabahları,
    vinçlerin gıcırtısı, yük trenlernin
    fabrika bacalarından tüten
    ve karanlık suların üzerinden geçen bir bulut gölgsi gibi
    parlayan kömür tozlarının karartttığı tabanı gizleyen
    kara bulut altında varışlarıyla patlayan.
    ah, sessizlik ve kaygıların renklendirdiği saatlerde
    nasıl bir giz ve anlamın özü gerili durur
    kutsal açıklanışını bulan esrikliğinde
    herhangi bir rıhtımdan o rıhtıma köprü kurmayan!

    uyuyan sularda kara kara yansıyan rıhtım,
    gemilerdeki koşuşma,
    ah, gemiye binen yolcuların huzursuz ruhları,
    gelip geçen ve onlarla hiçbir şeyin sürmediği simgesel kalabalık,
    çünkü gemi limana girdiğinde,
    gemide her zaman değişen bir şey vardır.

    ey sürekli kaçışlar, ayrılışlar ve esriklği değişikliğin!
    denizcilerin ve seferlerin ölümsüz ruhu!
    sularda yavaşça yansıyan tekneler
    gemi lmandan ayrılırken!
    hayatın ruhu gibi yüzmek, ses gibi ayrılmak,
    o anı titreyerek yaşamak üzerinde ölümsüz suların
    daha dolaysız günlere uyanmak avrupa'daki günlerden,
    gizemli limanlar görmek denizlerin yalnızlığında,
    uzak burunları dönüp birden sınırsız manzaralardan
    sayısız şaşkın tepelere ulaşmak...

    ah, o uzak kıyılar, uzaktan görünen rıhtımlar,
    sonra yaklaşan kıyılar, yakından görünen rıhtımlar.
    her ayrılışın ve her varışın gizi,
    denizcinin yaşadığı her saatte biraz daha çok duyduğu
    o hüzünlü kararsızlığı ve anlaşılmazlığı
    bu olanaksız evrenin!
    uzak adaların nice engin denizlerinden geçerken
    geride bıraktığımız o uzak adaların kıyılarında,
    gemi yaklaştıkça evleri ve insanları büyüyüp
    belirginleşen o limanlarda
    boğazımıza takılan o saçma hıçkırık.

    ah, o sabah serinlği lmana varıldığında
    ve o sabah solgunluğu yola çıkarken
    barsaklarımızı buran
    ve korkuya benzer belirsiz bir duygu
    - uzaklaşmanın ve ayrılmanın atadan kalma korkusu,
    yeni bir şeylerle karşılaşmanın o atadan kalma anlaşılmaz korkusu -
    han tüylerimizi ürpertir ve bze acı çektirir
    ve bütün tedirgin gövdemiz
    ruhumuzmuş gibi,
    bütün bunları, başka bir şeymiş gibi, hissetmek için anlaşılmaz bir istek duyar:
    herhangi bir şeye bir özlem-
    şaşkın bir yakınlık, kim bilr hangi belirsiz yurda?
    hangi kıyıya? hangi gemiye? hangi rıhtıma?
    o kadar ki, bu düşünce midemizi bulandırır
    ve yalnız büyük bir boşluk bırakır içimizde,
    denizde geçen zamanın boş doygunluğu,
    bıkkınlık ya da acı gibi belirsiz bir tedirginlik-
    insan bir bilebilse bunun ne olduğunu...

    gene de biraz serin bu yaz sabahı.
    gecenin uyuşukluğu hala sürüyor çıkan meltemde.
    yavaş yavaş hızlanıyor içimdeki volan.
    ve gemi, ben uzaktan yaklaştığını gördüğüm için değil,
    girmesi gerektiği içn giriyor limana.

    imgelemimde şmdiden yakın ve görünebiliyor
    boydan boya, lombarlarının bütün çizgileriyle.
    ve her yanım titremeye başlıyor, bütün gövdem ve derim,
    hiçbir gemiden çıkmayan ve içimdeki bir sesin
    bugün rıhtımda kendisini beklememi söylediği o yaratık yüzünden.
    kıyıya yaklaşan gemiler,
    limandan ayrılan gemiler,
    uzaktan geçen gemiler,
    (sanki kimsesiz bir kıyıdan seyrediyorum onları)
    bütün bu nerdeyse soyut gemiler seyir halindeyken,
    gidip gelen gemiler değil de,
    başka şeylermiş gibi duygulandırıyor beni.
    ve bu gemiler, yakından baktığınızda, o yüksek demir duvarlar,
    içerden, kamaralara, salonlara, özel odalara bakarken,
    uçları göğe doğru yükselen direkleri seyredip
    halatların arasında sıçrarken, daracık merdivenlerden inerken
    denizle karışık o yağlı madeni kokuyu solumak-
    yakından baktığınızda, hem başka, hem de aynıdır gemiler,
    aynı özlemi, aynı susuzluğu duyururlar size, ama başka bir biçimde.

    bütün bu denizcilik hayatı, denizcilikle lgili her şey!
    kanıma girer denizin bütün bu ince ayartıcılığı
    ve düşünü kurarım o anlatılmaz yolculukların.
    ah o uzak kıyılar ufukta alçalan!
    ah o burunlar, adalar, o kumsal kıyılar!
    denize özgü o yalnızlıklar, hani bazen pasifik'e nasılsa okuldan kalma bir bilgiyle
    bunun en büyük okyanus olduğu düşüncesi sinirlerimizi bozar.

    ve dünya da, her şeyin tadı da kupkuru bir çöle döner içimizde!
    atlas okyanusu'nun daha insanca, daha yumuşak uzanışı!
    denizlerin en gizemlisi,hind okyanusu`!
    ey tatlı akdeniz, kıyı bahçelerindeki beyaz heykellerin
    geniş caddelerine vuran dalgaları seyrettiği gizemsiz, bildik deniz!
    bütün denizler, boğazlar, koylar, körfezler,
    bağrıma basmak isterdim hepinizi, kollarıma almak ve ölmek!

    ve siz, denizle ilgili her şey, düşlerimin eski oyuncakları!
    bir düzen verin iç hayatıma benden habersiz!
    omurgalar, serenler ve yelkenler, dümenler ve halatlar,
    bacalar, pervaneler, flamalar ve gabya yelkenleri,
    dümen yelkesi ipleri, lombar ağızları, supaplar, yağ karterleri,
    yığın yığın, dağ gibi dökülüyor içimden, kapağı açılan
    bir dolabın içindeki nasıl dağılırsa yere!
    azgın arsızlığımın yağması olun siz,
    imgelem ağacımın meyveleri olun,
    şarkılarımın konusu, aklımın damarlarının kanı.
    sizin güzelliğinizin bağlarıyla bağlanayım dışımdaki dünyaya
    meteforlar, imgeler, edebiyatla donatın beni
    çünkü, gerçekte, tam anlamıyla
    omurgası rüzgarda bir gemi benim duyarlığım,
    imgelemim yarı batık bir demir,
    tedirginliğim kırık bir kürek
    ve kıyıda kuruyan bir ağ sinirlerimin dokusu!

    rastgele br sren sesi duyuluyor nehirden, tek bir siren,
    birden temelinden sarsılıyor ruhum
    ve giderek hızlanıyor içimdeki volan.

    ah, gemiler, yolculuklar bilinmeyen ülkesine,
    falanca gemicinin, o eski dostun!
    az şey mi burada bizimle dolaşmış birinin
    pasifikte bir adanın açıklarında boğularak öldüğünü bilmek!
    onunla dostluk eden bizler, haklı bir gururla
    ve belirsiz bir inançla, anlatacağız herkese
    daha derin bir anlamı olduğunu bütün bunların
    bulunduğu geminin kaybolmasından
    ve ciğerleri su aldığı için boğulmasından!

    ah vapurlar, şilepler ve yelkenli gemiler!
    yazık ki sayıları denizlerde giderek azalan yelkenliler!
    ben ki, çağdaş uygarlığa tutkunum ve bütün ruhumla bağlıyım makinalara,
    ben mühendis, ben uygar ben ki yabancı ülkelerde okudum,
    yelkenli ve ahşap gemilerden başka gemi görmek istemiyorum bir daha
    ve tanımak istemiyorum eski denzcilerin hayatından başka bir hayat!
    çünkü salt uzaklıktır eski denizler
    güncelliğin yükünden kurtulmuş salt uzaklık!
    ve ah, nasıl o daha güzel hayatı hatırlatıyor bana burada her şey,
    daha yavaş yol alındığı için daha engin olan bu denizler.
    daha az bilgimiz olduğu için daha da gizemliler.

    uzaktaki her vapur bir yelkenlidir yakından
    şimdi uzakta görünen her gemi, yakından görünen bir gemidir geçmişte.
    ufuktaki geminin tüm görünmeyen denizcileri
    görünen denizcileridir geçmişteki yelkenlilerin
    geçmişte yavaş giden yelkenlilerin tehlikeli yolculuklarının,
    yalkenli ve ahşap gemilerin aylarca süren yolculularının. " *
  • iradenin özgürlüğüne yazılan destan.

    "ve bir başkasının anlaşılmaz bir biçimde
    benim olan anıları içinde buluyorum kendimi."

    ruhunuz dolup taştığında, en karanlık düşlerinizi serbest bırakmalısınız ki hayat devam etsin.