şükela:  tümü | bugün
  • bugüne kadar çok çeşitlisini yaptığım eğlenceli olay. ancak hangi türlüsünün en eğlenceli olduğuna karar veremedim.

    küçükken babayla gidilen deplasmanlar sıkıcı gelebilir başta. çünkü heyecanlısındır tayfa ile gidip gelmek istersin, belki bir derece olaylara karışmak istersin. çünkü böyle gittiğin zaman herşey planlıdır. cefa çekmediğini düşünürsün. baban biletini alır, en kral yemeği yersin, gittiğin şehrin en güzel yerlerini gezersin. ancak babanın arkadaşları da olacağından pek muhabbete katılamazsın, günübirlik gezi gibi birşeydir o. ha büyüyünce ah ulan şimdi babamın arabası ile gitmek vardı dersin.

    lise maçlarına deplasman yapmışlığım vardır. sınıftan ve yakın olunan sınıflardan toplanılan adamlarla bir servis kiralanıp okul basket takımının yakın şehirde oynanan bölge şampiyonasına gitmek en keyiflisidir. lise arkadaşlıkları zaten farklıdır, amaç takımı desteklemekten çok geyik muhabbeti olacağından yine keyfine bakarsın. şehirde rahat rahat gezersin, sınırlı paranı en güzel yemeğe ayırırsın. diğer okulların hocalarının şaşkın antalyadan mı gelmiş la bunlar bakışları altında takımını desteklersin. okula döndüğünüzde tabi sağlam bir azar da işitebilirsiniz müdürlerden.

    az daha büyüyünce taraftar grupları ile deplasmana başlamak en heyecanlısıdır. eskiden tabi lise yıllarında ancak alınırdık otobüslere, şimdi ortaokul çocukları otobüslerin arkada 5lisinde bile oturabiliyorlar gerçi. o zamanlarda biz korkardık acaba alıcaklar mı bizi otobüse, götürecekler mi diye? hayatımda ilk defa esrarı orda görmüştüm, ilk defa dönerci dışında döner bıçağı görmüştüm. ancak farklı bir heyecandır. hele o ilk gidiş. şehre ilk girişteki adrenalin. sanki şehrini savunan eski zaman savaşçıları gibi düşünürsün kendini. gurur duyuyorsundur o anda kendinle. ama o gittiğin şehirdeki normal halk için, işsiz, güçsüz çapulcusundur o ayrı mevzu tabi. maç çıkışı camına gelen ilk taş ile azcık tırsarsın, yok abi ben bi daha binmem bu otobüslere dersin ama iki hafta sonra yine aynı yerde otobüsü beklemek için ilk sen gelirsin belki de. gençliğin verdiği ateş ile en zevklisidir tayfa ile deplasman.

    olaylı bir deplasman sonrası, değişen tribün yapısını görüp vazgeçilince deplasmanlardan, tribünden arkadaşlarla ayarlanan minibüslerle deplasmanlar da, lise maçına yaptığın deplasman gibi gelir. daha da büyümüşsündür. eğer büyük bir şehire deplasman yapılırsa ona göre giyinilir. bir tek atkı alınır, gezilir yine o şehirde. ancak herzaman yine de eski otobüslerdeki hava vardır, maç çıkışı taş geldi mi, o küçük minibüs boşalır anında. bu sefer taş gelmesin yerine, taş gelse de eski günlerdeki gibi koştursak diye düşünürsün. artık muhabbetin odağındasındır ondan en keyif alınan deplasman budur sizin için o günlerde.

    üniversite yıllarında yekten otobüs firmaları ile yapılan deplasmanlar vardır bir de. belki ev kirasını, belki sevgiliye alınacak olan hediyenin parasını yatırmışsınızdır o deplasmana. büyük ihtimalle en pahalı deplasmanınızdır. çok farklı bir heyecanı vardır. gittiğin şehirde yalnız başınasındır. çanta almadıysan yanına, atkın beline bağlanmış şekilde gezersin. bol bol fotoğraf çekersin. denk gelirse, azcık da heyecan varsa içte, rakip takım taraftarları ile konuşursun muhabbet edersin. bir tribün forumundan arkadaşın varsa o şehirde, onunla beraber rakip takımın tayfası ile bira bile içebilirsin. lan acaba dengesizin biri çıkar mı diye hafiften tırsarak.

    yönetimin ayarladığı özel uçaklarla deplasman yapmak vardır bir de. belki de en heyecansızı budur. ancak camia içinde havayı solumak için de birebirdir. sürekli yazılarını okuduğunuz adamlarla gezmek, belki yönetimden olan birine kafanızda ki bir düşünceyi empoze etmek adına en güzel zamanlardır o deplasmanlar. futbolcularla beraber aynı otelde kalıp, sabah maça beraber gitmek, farklı bir deneyimdir.

    bu tarz deplasmanların hepsinde yok abi en iyisi bu diyorum kendi kendime. şimdi düşünüyorum da deplasman yapmanın en iyi yanı, şehirden yüzlerce kilometre uzakta armanın yanında olmakmış. baksana hertürlüsünden zevk alıyoruz, ve hepsinin sonu ayrı.

    uçakla gelen godoman, 302 ile gelen tayfa, kendi arabası ile gelen elit, otobüs firması ile gelen öğrenci hepsi aynı tribünde buluşuyor. deplasman güzeldir, herkesin yaşaması lazım.
  • rakip sahada oynanan spor müsabakası. tribün açısından her daim iç saha maçlarından daha güzeldir. deplasman otobüsünden alınan keyif, hayatta belki de çok az şeyden alınır. galibiyet dönüşü muazzam bir sevinç, mağlubiyet dönüşü hüzün ve hüsran. yol boyunca söylenen arabesk besteler. istanbul içi deplasmanların* keyfi ayrı güzeldir. favorim tabiki inönü deplasmanı. her fenerbahçeli istanbul içi deplasmanında inönü’yü en öne koyar. eskiden kabataş iskelesine vapurun yanaşması, ordan stada doğru yapılan kortej. şu sıkıntılı günler geçsin artık geçmeli, çok özledim futbolu.
  • deplasman olgusu gunlerce uzerine konusulup tezler yazilabilecek sosyolojik, psikolojik bir olgudur. bunun kucucuk bir parcasindan ve spesifik bir yanindan olaya yaklasacagim.

    deyinecegim konu deplasman hikayesinin, 3 buyuk takimlar arasinda oynanan maclarda meydana gelen bilet mevzularidir. e tabi ortalama seyirlerde yasayan bir insanin birden fazla takim tutamayacagina gore gozlemlerim galatasaray taraftarlariyla ilgili olacak. ama muhtemelen genellestirilebilir diger 3 buyuk takim taraftarlarina.

    simdi efendim, mac gunu ali sami yen'in onunde daha karga bokunu yemeden bir guruh birikir. bunlar genelde coluk cocuk olur. ama saat 9-10 civarlarina yaklasti mi sabah erkenden bilet kovalamazsa, kahvede mac izleyecegini bilen, bilincli universite gencliginden tutun da, esnafina, cakalina, cukalina kadar herkes gs store cadirinin (yakin gecmis) onunde konuslanir. acemi olanlar duymustur bir abinin dumanlar arasinda gelerek sevimli ve ic isitan bakislarla bilet verip ardindan da belini sivazlayarak "hadi aslanim al bu bileti. takimimizi bogazin patlayana kadar destekle." diyecegini. bu yuzden bu tip acemiler herkesin yuzune (ozellikle elini cebine atan agir abi katsayisi yuksek elemanlara) uzun uzun bakar. kendisinin hic haberi yoktur, biletlerin bir otel lobisinde veya bir dernegin odalarinda pay edildiginden...

    simdi saatler ilerledikce guruhta bir kipirdanma citirdan bir huzursuzlanma baslar. aralarinda bilet bekliyormus gibi yapip aslinda biletleri hazir olan tipler de vardir. yaslari maksimum 20 olan bu elemanlarin bir de misyonu vardir. nedenini tam olarak anlayamadim, fakat ya milletle dalga gecmek icin ya da azili kalabiligi yildirip azaltmak icin bunlar arasinda en sivirilmislerinden biri tavsan olur. bir anda guruhuyla beraber harekete gecer. herkes bir anda oturdugu yerden kalkar, bu guruhun arkasina "ahanda biletler" diye takilir. mecidiyekoy'un cetrefilli, engebeli ana yolundan yolun karsisina altin fici'nin oldugu tarafa gecilir. onde bu elemanlar ara sokaklara dalinir. hersey mantikli gelmektedir. bilet dagitimi zaten underground oldugundan boyle bir yere girmek de olayin bir parcasi gibi gorunur. yalniz birseyler ters gitmeye baslar. ondeki guruh hizlanir. hatta kosmaya baslar. arkasinda irili ufakli bazen 300-400 kisiyi barindiran bir guruhla tezahurat ede ede ara sokaklarda fink atarlar. arkada kosan grup arasinda "abi nereye kosuyoruz biz? " sorusu top 10'da zirveye oynar. dalaklar siser. ondeki kosanlarin anneleri hurmetle sessizce anilir. fakat sonra isin boku cikmaya baslar. ondeki tavsan grup 2 ayrilir mesela. hopbala! lan bilet hanginizde? 300-400 kisi arasinda arkadaslariyla, kankalariyla kosanlar sanslidir. iki gruba da birer kisi dusmusse ne ala. hesapta hangi grup bilet dagitacaksa iki tane bilet alinacak arkadasina da verecek. bu akillilar (!) kosmaya devam ederken, sansli olup yere yigilanlar ya da akli basina gelenler zaten tekrar sami yen'in yolunu tutmustur.

    bu artci soktan sonra ali sami yen'in numaralisi onunde bir garip abiler belirir. bunlardan biri ve en onemlisi ise bir ara avea (ya da aria ) reklaminda da oynamis galatasaraylilarin yilmaz abi'sidir. zira taraftara dagitalacak cuzi miktarda bir bilet varsa bu onun ellerinden dagilacaktir. burda da incelenilesi durumlar olmaz mi? var tabi. agir abilerden birisi "sira olun lan burda" der. millet birbirini ezer birinci olayim diye. halbuse zaten 10 kisidir bu hayvanlar. onlarin arkasinda kalan tum taraftarlar dizilir. 10 kisi de bilet yerine payina dusen tokatlardan alir. sonra agir abilerin telefonu calar. guruhta sesler cikar. "bilet dagitilmayacak." diye. en onde olanlar yapar genelde bunu. sonra agir abiler telefonla konusurken siradan 50-100 metre uzaklastigindan bir daha geri donmez ve guruhu cagirir. "gelin lan burda sira olun." diye. guruh akincilar gibi kosar. birkac kisi daha tokatlanir. tekmelenir. sonunda bilet dagitimi olur. sakin yanlis anlasilmasin tum bunlar polis gozetiminde olan olaydir. basin kamerasi pek alinmaz bu aktivitelere. bilet dagitiminin sonunda ise bir cay soyleyip elinde bileti olmayan demin ki bahsettigim guruhun 3/4'une tekabul eden gozu yasli, hayalleri yikilmis insanlari izleyip keyif yapmak ise orada bulunan turistler icin kacirilmaz bir firsattir. bu tiplerin haline bakip aglamak da cok kolaydir ama "arkadasim 5-6 saattir anlamadin mi bi turlu bu yamyamlardan sana bilet dusmeyecegini? bu nasil bir iyiniyet? bu nasil bir hirs?" diye dusunulunce gulunuyor ben denedim.

    son olarak en ilginc bilet dagitim yonteminden bahsedecegim. bu guruhun azginligiyla ugrasmak istemeyen "abi"ler cuzi miktarda bir lpg fiyatina olayi cozume kavustutabiliyorlar. arabaya atlayan bu abilerden iki kisi arabalarini gayrettepe'e dogru surer. bilin bakalim arabanin arkasinda kimler kosuyor? araba kimi zaman 4. vitese bile cikar. fakat soforun gozu dikizdedir. hicbir zaman grubun en onundekini gorusunden silmez. en ondekini gormek demek arkasinda en azindan bir 300 kisinin oldugunu bilmek demek oldugundan. sonunda arkalarindaki sprinterlerin yeterli sayiya ulasitigina goz karari karar verince abiler arabayi ceker kenara. munasip bir yerde bilet taksimini yaparlar. goz karari aldatici bir sonuc vermisse bilet alamayanlar sok gecirip hastaneye kaldirilir.
  • bir takimin mac yapacagi kendi sehri disindaki sehirler, diyarlar. toplamda esitlik durumunda deplasmanda atilan goller evde atilanlardan daha makbuldur, bir her zaman bire esit degildir yani.
  • (ing: displacement)
    bir teknenin sudayken taşırdığı suyun toplam kütlesi, yani suyun altında kalan hacim çarpı suyun yoğunluğu.
    (bkz: su kesimi)
  • http://www.deplasman.com/

    futbol içerikli kaliteli bir site, forumlar falan var. hotmail.com da inbox'taki dev banner'ıyla dikkatimi çekti
  • fransızca kaynaklı bir kelimedir. bir yeri bırakma başka bir yere gitme (yer değiştirme) demektir.
  • benim için deplasman maç dönüşü gecenin 3'ünde sırtında polar, boynunda atkı ağrıyan boğazla ezogelin çorbası içmektir.
  • artik turkiye super futbol liginde, mac kazanmasi kolay olmayan rakip sahalar. uc buyukler icin eskiden deplasmanlar daha kolaydi. yabanci serbesti ile birlikte anadolu takimlari kalitelerini artirdilar ve deplasmanlar kabusa donmus durumda. uc buyuklerden su an deplasmanda 2 galibiyeti olan yok. sampiyonluk mucadelesindeki buyuksehir'de durum ayni. besiktas sadece henuz maglubiyet gormedi.

    deplasman takimlari nasil oynuyor? uc buyukler ilerde baski yapmaya calisiyor, geride verdigi aciklari, anadolu takimlarinin direkt paslarla topu bulusturduklari suratli ve ayibogan afrikali forvetler golle degerlendiriyor. baska ne var? iste yan toplar ve duran toplar. ilave olarak uc buyukleri yenip, kendini vitrine cikarmak isteyen futbolcularin sampiyonlar ligi duzeyinde motivasyonu.

    peki nasil oynamali? bence, aykut kocaman styla oynamali. deplasmanda gol yemeyeceksin. yersen, gecmis olsun. aciliyorsun ve geride acik verdikce ikiyi, ucu kalende buluyorsun. adeta disine kan degmis kurt gibi saldiriyor anadolu topcusu. topu rakibe ver. iyi kapan, gol yeme. zaten bu sekilde sen kapandiginda, o teknik olarak kazma, kapali defansi acamayacak forvetler sicip kalacak. sonra topu kaptigin gibi hizli hucuma cik ve golu dose. kapanirken lucescu stili, rakibi uyutacaksin, sabirli olacaksin. anadolu topcusu uyudu mu, hamur kivamina gelir. zaten uc buyuklerin ayaklari iyidir, cakarsin golu. bol sut calistiracaksin. ceza sahasinin disindan sert sutlarla gol arayacaksin. duran topun uzmani olacaksin. her duran topun tehlike olacak. aksi takdirde ben evde oynadigim gibi ilerde baskili oynarim dersen, yersin ucu, dordu donersin.

    kisacasi bu degisen deplasman durumuna esneklik gosterip, uyum saglayan kazanacak. ben kendi topumu oynarim diyenler de avucunu yalayacak.
  • gidilmediği zaman insanda ''ödevini yapmayan öğrenci, evine bakmayan baba, buz atıldığı için kristalleşen rakı'' tribi yaratarak, vicdan azabı duyulmasına neden olan yaşam biçimi. tribün kültürünün olmazsa olmaz ritüeli.

    otobüsü meşhurdur. tadını otobüsünden alır. (bkz: deplasman otobüsü/@kent yorgunu)