şükela:  tümü | bugün
  • melankolik yapıda olan insanlarda görülen bir kişilik bozukluğu tipi.
  • sıklıkla depresyonla karıştırılır.
  • hayata karşı olumsuz bakış açısı, kaygı, huzursuzluk ve mutsuzluk kişiliğin bir parçası olamaz. ama bu kişilik bozukluğu öyledir ki, bunlar sizin normal haliniz zannedersiniz. aslında bir tümörden farkı yok bu halin, bünyeden uzaklaştırılmalı daha fazla büyümeden.
    insanın değişmesi kadar zor bir şey yoktur. uzun ve kararlılık gerektiren bir yol değişmek. hiçbir şeyin mükemmel olmayacağını fakat buna rağmen mutlu olunabileceğini bir anlamak, içselleştirmek lazım önce. aksiliklerin bu hayatın bir parçası olduğunu ve her zaman bir yol bulunabileceğini hatırlayabilmek lazım.
    dünya acılarla dolu ama bu yaşamaya engel değil. acı çekmek hayatın bir parçası. bunu kabul ederek hayata küsmemek, mücadeleden vazgeçmemek lazım.
    en fenası da o 'değersizlik' hissi. elinden gelenin daha fazlasını beklemek kendinden ve aslında elinden geleni bile yapamayacak duruma gelip en sonunda kendini bir oksijen israfı gibi görmeye kadar gider. tecrübesizlikler, birtakım hatalar olduğundan çok daha büyük olur, insanı ezer de ezer. kim mükemmel? sadece bir insan olduğunu unutmamalı.
  • bu arkadaşlarımız değişik durumlar karşısında, hep gelecekte ortaya çıkabilecek tehlikeleri düşünür. üzüntülü ve endişeli tavırların yanında olduğu gibi mizaçlarının değişmez özelliği karamsar olmaları. bu arkadaşların yaşamdan, yaşamaktan oldukça az zevk aldığını söyleyebiliriz. bu durumun pek çok sebebi olabilir; insanların hoşlarına giden şeylere karşı ilgisiz olmaları ; bu tutumu belki de hiçbir şeyin gerçekten ona hoş görünmemesinden kaynaklandığı düşüncesiyle ilgili olabilir. burada bahsedilen zevk alma zorluğu, psikologlar tarafından anhedoni (hazsızlık) olarak adlandırılır ve depresyon dönemlerinde bu durumu daha sık görürüz. genellikle bu insanlar devamlı bir suçluluk duygusu içindedir ve kendilerini değersiz görür, öyle hissederler.

    yani bu kişilerin ortak noktalarını genel anlamda sıralarsak şöyle bir sonuca varabiliriz;

    • karamsarlık: olayların kötü yanlarını, olası tehlikeleri öne çıkarır; olayların olumsuz yönünü abartarak, olumlu yönünü küçümser.
    • hüzünlü mizaç: yolunda gitmeyen bir şey olmasa bile hep üzüntülü, ağlamaklı durumdadır.
    • anhedoni (hazsızlık): hoş olarak kabul edilen şeylerden bile (eğlence, mutlu olaylar) az zevk alır.
    • kendini küçük görme: kendini "diğerlerinin seviyesinde" görmez, uyum sağlayamaz ve suçluluk duyar (başkaları onu takdir etse bile).

    bu düşüncelerden sonra sosyal yönleri de zamanla körelmeye başlayan bu kişilikler, kendisini karşısındakinden daha değersiz gördüğünden dolayı başkalarıyla beraber olmak onları yorar. tabii burada söz konusu durumların olan geçici bir depresyon mu yoksa depresif bir kişilik mi onu iyi ayırt etmek gerek. bu durumda da depresif kişiliklerde her zaman gözlenen özellikler söz konusudur; ancak tablo bütün bu tür kişilerin tüm özelliklerini yansıtmayabilir.

    peki biraz bu arkadaşların bakış açılarından bakalım; depresif kişiler dünyayı nasıl görür ?

    az biraz anlaşıldığı ve bilindiği üzere dünyayı toz pembe gördükleri söylenemez. aynı zamanda kendilerini değerli biri olarak görmez ama bununla da kalmayıp, kendini ve yakınlarını tehdit eden geleceğe de güven duymazlar. üç unsurdan oluşan negatif bir dünya görüşüne sahip olduklarını söyleyebiliriz:

    - kendi hakkında olumsuz görüş: "ben onların seviyesinde değilim".
    - dünya hakkında olumsuz görüş: "hayat zor ve haksızlıklarla dolu".
    - gelecek hakkında olumsuz görüş: "benim ve yakınlarım için işler iyi gitmeyecek".

    kendi benliği, dünya ve gelecek hakkındaki bu üçlü olumsuz görüş depresif üçlü olarak adlandırılır ve a.t. beck tarafından, ağır depresyon yaşayan hastalarda gözlemlenmiştir. ancak burada ince bir nokta var; bu üç unsura, değişik yoğunluklarda depresif özellikler gösteren kişiliklerde de rastlayabiliriz. depresif kişiliklere çok acı çektirten, her şeyin çaba göstermeye indirgendiği "yaşam zor" düşüncesini çok sık vurgularlar ayrıca profesyonel projelerini yaşama geçirmesini engelleyen, başkalarından daha güçsüz ve dayanıksız olma duygusunu da yaşarlar. depresif kişilikler kendine hoş uğraşlar bulmaya da çalışmazlar çünkü gerek bunlar için gereken çabadan yıldıklarından, gerek karamsarlıklarının iyi bir şey beklemelerini engellediğinden ve artık zevk almayı unutmuş olduklarından, bir eğlence aramazlar ve eğlenceli etkinliklere katılmazlar. eğer bu kişilere çekici bir gece geçirmeyi ya da bir gösteriye gitmeyi önerirseniz, çoğunlukla evde kalmayı seçeceklerdir.

    peki depresif kişilik, bir kişilik mi, ya da bir hastalık mı?

    psikiyatrlar, orta yoğunluktaki kronik bazı depresyon biçimlerini distimi terimiyle anlatırlar. bilenler bilir ama bilmeyenler için belirtmekte fayda var; bir depresif bozukluğun, amerikan psikiyatri derneği'nin, dsm-v sınıflandırması tarafından, distimi olarak nitelenmesi için, en az iki yıl sürmüş olması gerekmekte. distimi geçirmiş kişilerin, yaşamlarının geri kalan yıllarında ciddi boyutlarda depresif bir dönem geçirme riskleri de daha yüksek. araştırmalara göre, hayatları sırasında insanların %3 ile %5' inde, distimiye rastlanır. bu oran kadınlarda iki kat fazladır. distimilerin yarısının yirmi beş yaşından önce ortaya çıktığı ve belirsiz bir süre sürdüğü düşünülürse, distimiyi bir kişilik bozukluğundan ayırmanın zor olduğu anlaşılır. öte yandan, başka kişilik bozuklukları (özellikle bağımlı ve sakınımlı kişilikler) gösteren birçok insan, distimi de çekmektedir. bu arada, depresif bozukluğun mu kişilik bozukluğuna yol açtığı ya da kişilik bozukluğunda karşılaşılan başarısızların mı kişiyi distimiye sürüklediği tam olarak bilemiyoruz.*

    bu arada temel bir bilgiyi de vermeden geçmeyelim; sıradan depresyonlarda etkili olan psikoterapi ve ilaç tedavileri, aynı şekilde distimik ve depresif kişilikler için de geçerli olabilir. işte bu nedenle, depresif kişiliklere tavsiyem kesinlikle bir hekime görünmeleri olacaktır.

    tüm bu bozuklukların kaynagı ne arkadaş ?

    genellikle bu kişiler annesinin ya da babasının da kendisine çok benzediğini söylerler. peki bu tesadüf müdür? depresyonda nasıl kalıtımdan kaynaklanan tartışılmaz kanıtlar bulunuyorsa, aynı şekilde depresyonun sürekli ama daha silik örnekleri olan depresif kişiliklerde de bazı kalıtımsal kanıtlar bulunur. zaten, çoğu zaman, depresif kişiliklerin aile çevrelerinde, ciddi depresif dönemler geçirmiş olan, şaşırtıcı sayıda yakın ya da uzak akrabalara rastlarız.**

    ancak burada eğitimin etkisi de küçümsenmemeli. genellikle bu tarz vakalarda, depresif, yorgun ve neşeli her türlü projeye karşı çekingen bir ebeveyn imajı, bu kişiler için –istemsizce- bilinçsizce taklit etmeyi sürdürdüğü bir model oluşturmaktadır. eğitimde, çocuğun kendisi hakkında kötü bir imaj edinmesine katkıda bulunan her şeyin, çocuk özellikle biyolojik açıdan da buna yatkınsa, depresif bir kişilik geliştirme riskini yükseltmesi mümkün olduğunu biliyoruz. çocuğa, edinilmesi mümkün olmayan yetkinlik düşüncelerinin dayatıldığı bazı geleneksel eğitimler, çocukta depresif bir kişilik geliştirecek olan yetersizlik ve suçluluk duygularına yol açabilir.

    yalnızca depresif kişilerde değil, aslında hemen hemen tüm psikolojik rahatsızlıklarda çoğu kez sanıldığının tersine bir durumun bilincine varılması iyileşme için yeterli değildir. bazı depresif kişilikler, bugünkü durumlarına yol açan eski ve eğitimsel nedenleri durmadan ve en ince ayrıntısına varıncaya dek inceledikleri halde gene de, işin içinden çıkamazlar.

    -bir şeyin bilincine varma, çoğunlukla yararlı ama yetersiz kalan bir durumdur. -

    bu süreçte profesyonel bir destek almak şart ancak depresif kişilikler çoğunlukla uzmandan yardım istemeye yanaşmazlar. bu durumu bir "hastalık olarak görmeyip", bunun basit bir "karakter" sorunu olduğunu düşünmeleri, meslek ve aileleriyle ilgili "görevlerini" yerine getirdiklerinden, onları, kendi sorunlarına çözüm aramaya zorlayan bir nedenlerinin olmaması, istedikleri zaman "iradelerini" kullanıp tabiri caizse "silkinirlerse" iyileşeceklerine inanmaları, bir psikolog ya da bir hekimin tedavisinin ve kullanılacak ilaçların kendileri için bir şey yapamayacağına dair oluşan algıları profesyonel destek almalarına engeldir ancak bunların yanında daha önemli iki konudan dolayı desteğe gitmezler ve bunların bilinçaltı sebep olması muhtemel;

    birincisi; bu kişiler kendilerini kötü hissetmeye o kadar alışmışlardır ki, kötü hissetmek ile arasında gizil bir bağ oluşur ve iyi olmayı artık istemsizce istememeye başlar, kendisinin adeta güvenli alanı olan ‘’karamsarlık’’ sürecine saplanır ve zamanla da değişim onun için çok zor hale gelir.

    ikinci durum da ;içinde bulundukları zor durum bazen onlara, etrafın ilgisini çekmek, kendilerini görmeye gelmeyen çocuklarını suçlayabilmek, vb. gibi rahatlamalar sağlar, rahatsızlıklarını kendi çıkarlarına kullanmaya başlarlar.

    depresif kişiliklerle nasıl anlaşabiliriz ?

    öncelikle ona sorular sorarak dikkatini pozitif yöne kaydırın; bir olay karşısında, depresif kişilik, olayın hep olumsuz yanını görme eğilimindedir. ona göre, bardağın hep "yansı boştur". mesela bir fabrikanın şef kadrosunda çalışan ayşe, müdür olarak görevlendirildikten sonra şöyle yakınmaya başlar: "bu iş oldukça stresli olacak", "hiçbir zaman başaramayacağım", "zaten bu işletmede, bu kadar iş varken hepsini kontrol etmek çok zor olacak".

    ayşe’ye çoğu kez, "çok karamsarsın!", "sızlanmayı bırak", biçiminde yaklaşılır. oysa bu tür yaklaşımların ona hiçbir yararı olmaz. anlaşılmadığı, dışlandığı duygusuna kapılır ve bu durum hayat hakkındaki depresif görüşünü daha da katılaştırır. oysa, onun görüşünü kabul ederek, olayın olumlu yanlarını sorular halinde ona hatırlatmak, belki de ona, daha dengeli bir bakış açısı kazandıracaktır. örnek verirsem: "özellikle başlarda çok stresli olacağı doğru ama, giderek daha da ilginç olmayacak mı?", "neden başaramayacağını düşünüyorsun? her seferinde aynı şeyi söylüyorsun, ama genelde başarılı olmuyor musun?", "bu kadar kişiyi kontrol etme görevini sana vermeleri, sana güvenip gerçekten sorumluluk verdiklerini göstermez mi?"

    kritik noktamız depresif kişiliğe aniden karşı çıkmamak, dikkatini daha çok "yarı dolu bardağın" üzerine çekmektir. ayrıca ona, geçmişte pek olumlu bakmadığı ama başarılı sonuçlar elde edilen olayları da hatırlatarak onu güçlendirebiliriz.

    onun beğenisine uygun etkinliklere yönlendirmeye çabalayın ; depresif kişilikler çoğunlukla zevk alma ve neşelenme fırsatlarını geri çevirirler. bu yadsıma durumu, yorgunluk, kendini gidilecek yere uygun görmeme, zevk almaktan suçluluk duyma ve özellikle de bu olayın ona zevk vermeyeceğini düşünme gibi birçok nedenden dolayı olur. depresif kişilik karşısında başlıca iki yaklaşımdan kaçınmalıyız:

    -onu kendi başına bırakmak ve bir şey önermemek yani "biraz da kendi gayret göstersin" demek ve,

    - onu, kaldıramayacağı eğlence ya da etkinliklere katılmaya zorlamak.

    onu dikkate aldığınızı, tutarlı davranışlarla göstermeniz de gerek. depresif kişilikler kendileri hakkında pek olumlu şeyler düşünmezler, bu da üzülmelerine yol açar. onlara verebileceğiniz en güzel ilaçlardan biri, samimi olmak koşuluyla göstereceğiniz saygı ve sevgidir. her gün, yaptığı ya da söylediği bir şey konusunda getireceğiniz olumlu bir eleştiri, farkına varmadan kendi hakkındaki olumsuz düşüncelerini değiştirecektir tabii burada bu övgünün etkinliği ve inandırıcılığı, kesin ve kişiye değil davranışa yönelik olmasına bağlıdır. örneğin, eğer depresif asistanınıza: "çok iyi bir iş arkadaşısınız," derseniz şunları düşünecektir: -ya yetersizliklerim onu ilgilendirmiyor; -ya da yetersizliklerimi bildiği halde, kendisiyle aynı düzeyde olmadığımı düşündüğünden beni teselli ediyor. oysa, ona "bay x'e verilen randevuya gidilememesi olayını çok iyi idare ettin," derseniz, o, kesin bir olaya dayanan bu övgüyü daha kolay kabul edecektir.

    ve tabiki onu tedavi olması için teşvik edin; bu tür bir kişilik bozukluğu (söz konusu olan distimi ise hastalık) psikoterapi ya da ilaçlarda görülen ilerlemelerden olumlu yönde etkilenmektedir. etkili olacak bir tedaviye de hangi rahatsızlık olursa olsun sırt çevirmek doğru olmaz.

    şunları yapmayın;

    ona kendini toparlamasını söylemeyin; "biraz silkelen", "istersen yaparsın", "kendine gel", işte insanlığın varolmasından bu yana milyonlarca kez depresif kişiliklere söylenen sözler. aralıksız yinelenmeler, yararlı olmadıklarındandır. depresif kişilik, sizin teşviklerinizi göz önüne almaya çalışsa bile, kendini, terk edilmiş, bir köşeye atılmış, anlaşılmamış ve aşağılanmış hissetmeleri devam edecektir.

    uzun uzun öğütler vermeyin; "sende irade yok", "kolayına geliyor", "bu kadar karamsar olmak kötüdür", "beni örnek al, değişmek için nasıl çabalıyorum". işle bunlar kötü yaklaşımlardır. size göre, seçimlerimizde özgür olsaydık, depresif bir kişi olmak ister miydik? tabii ki hayır. bu konuda ahlakçı ve suçlayıcı bir tutum, bir miyobu iyi göremediği ya da bileğini burkmuş birini topalladığı için suçlamaya benzer. depresif kişileri suçlamak çok daha kötüdür, çünkü depresif kişiliklerin büyük bir bölümü zaten, bulundukları durumdan dolayı kendilerini suçlu hissederler; dolayısıyla bu suçluluk duygusuna eklemeler yapmak gereksizdir.

    ve en önemlisi de sizi, kendi içinde bulunduğu durgunluğa sürüklemesine izin vermeyin; depresif kişilikler, bizleri istemeden kendi dünya görüşleri ve yaşam biçimlerinin içine çekerler. onları, üzgün göre göre, biz de hüzünleniriz ve acılarını paylaşmadığımız için kendimizi neredeyse suçlu hissederiz. onlara kaba ve sert davranmak nasıl bir sonuç vermezse, üzüldükleri ya da tek başlarına kaldıklarında, yanlarında bulunmak da onlara bir yarar sağlamaz. depresif bir kişiyle birlikte olmak, bazen özgürlüğe ve neşelenmeye olan gereksinmenizi unutturabilse bile, bu ihtiyaçlarınızdan asla vazgeçmeyin, onu bu durumdan kurtaracağım derken sizi kendi girdabına sokmasına engel olun.

    sizde de depresif kişilik özelliklerinin olup olmadığını alttaki on soruya yanıt vererek görebilirsiniz.

    1. birçok kişiye oranla yaşamı daha az sevdiğimi sanıyorum.
    2. bazen, hiç doğmamış olmayı yeğliyorum.
    3. çoğu zaman karamsar olduğum söylenir.
    4. çok mutlu bir olayda bile bazen hiç sevinmediğim olmuştur.
    5. bazen yakınlarım için bir yük olduğumu düşünürüm.
    6. kendimi kolayca suçlu hissederim.
    7. sık sık geçmişteki başarısızlıklarımı düşünürüm.
    8. başkalarının karşısında kendimi çoğu kez küçülmüş hissederim.
    9. çoğu kez yorgun ve halsizimdir.
    10. zamanım ve olanaklarım varken bile, eğlenceyi hep ertelerim.

    *p. peron-magnan, a. galinowski, "la personnaliıe depressive", la dtpression. eıudes, paris, masson, 1990, s. 106-115.

    **d.n. klein, "depressive personaliıy: reliability, validiıy, and relation to dystymia",j. abnonn psychology, 1990, 99, s. 412-421.