şükela:  tümü | bugün
  • yeter artık gına geldi.
    aklım, bilincim, bu hayatı yavaştan anlama kabiliyetim yerine geldiği günden bu yana bir kez olsun gün yüzü görememiş bir insan olarak yazıyorum bunları. o kadar iğrenç şeyler gördüm ve yaşadım ki bunları bırakın doktoruma anlatmayı, kendimle konuşurken dahi düşünmek istemiyorum.
    doktoruma yaşadıklarımın ve hissettiklerimin bir kısmını her seansta 40-50 dakika boyunca anlattıktan sonra şak diye majör depresyon tanısı kondu. gerçi bu daha sonra anlaşıldı ki hastalığımdaki döngülerden sadece biriymiş. doktorların "depresyon" olarak adlandırdıkları ruh halinden sonra devamlı mani dönemlerine girdim. bazen de tam tersi. hayatım senelerdir bu döngü etrafında geçti gitti.
    ne ergenliğimi yaşadım ne de klasik gençlik heyecanlarına katılabildim.

    peki benim bu yaşadıklarımın sonucu ben depresyona mı girdim? kocaman bir hayır!
    bakın buraya yazmaya iğrendiğim ve utandığım şeyler yaşamama ve günlük 2 antidepresan, 1 antiepileptik, 1 duygu durum düzenleyici ve 1 tane de dikkat dağınıklığı ilacıyla beraber toplam 5 ilaç kullanan biri olarak yazıyorum bunu.

    insan üzgün hissedebilir, karamsarlık yaşayabilir ya da zaman zaman kırgın olabilir. ama hiçbir zaman depresyona girme lüksü yoktur. ben de kendime bunu söylerim hep. depresyona girme lüksün yok kardeşim!
    her şeye rağmen yaşamak zorundasınız. iyi hissetmek için çabalamak zorundasınız yine. çaba göstermeyen insan depresyon dahil her konuda kaybeden olur.

    şimdi bana bu hayatın anlamsızlığından ve insanın değersizliğinden dem vuran kişiler olacaktır.
    evet gerçekten de öyle. bu hayat bana da zaman zaman değersiz ve anlamsız geliyor. hatta bunun için neden çaba sarf etmem gerekir ki diye düşünüyorum. ama ben bir kedi ya da kirpi değilim. en başta benim iradem ve düşünebilme yeteneğim kendi hayatımı anlamlı kılıyor ve bunun için harekete geçiriyor. şöyle düşünelim: bir kedi ne için yaşar? bana kalırsa tek amacı basit bir şekilde hayatta kalmak ve içgüdüsel olarak ona verilen bu görevi yerine getirmektir. yine benim açımdan insanın görevi ise düşünmek ve bu süreç sonunda kazandıklarını hayatında uygulamaktır. bu ne demektir peki? onu da artık size bırakıyorum çünkü sağlıklı bir şekilde aklını kullanabilen bir insan olduğunuzu umuyorum. yine de biraz olsun beni anlamak için viktor frankl okuyabilirsiniz.

    peki insanlar neden mutsuz olurlar ve bu mutsuzluk bazen senelerce sürer?
    bertrand russell bunu şöyle açıklar: "...yaşamdan zevk alıyorum...bu hayattan en çok neleri istediğimi keşfetmiş ve bir çoğunu ele geçirmiş olmamdan kaynaklanıyor..." (mutlu olma sanatı, sayfa 20)
    insan ne istediğini bilmezse ve bu hayatta başıboş bir şekilde üzgün gezerse senelerce dahi mutsuzluktan kurtulamaz. kısacası insan kendi hakkında ne kadar az bilirse o kadar mutsuz olur. hazır bu noktaya gelmişken viktor frankl ı dinleyelim: "eylem çemberinin çapının büyüklüğü değildir belirleyici olan; daha çok çemberin içinin doldurulup doldurulmadığıdır."

    buraya kadar okuduysanız size nietzsche'den şu sözü armağan ediyorum:
    "yaşamak için bir niçini, nedeni olan kişi hemen hemen her nasıla katlanır."

    teşekkürler.
  • ne yazdığını okurken sıkılıp bıraktığım yazara ait başlık.
    başlığa göre ifade edersem:
    depresyon rahat batması değil, batmanın rahatlatmaması ve devamlı bir batma durumudur. yani size bir şey batıyordur, müdahale edersin ama batmaya devam eder bu da sizi rahatsız eder, depresif olursunuz.
    bir kaç gün ya da daha uzun süre devam edebilir...
    en sevmediğim şeydir depresyon.
  • üniversitedeki organik kimya hocamdan gelsin o zaman, ismini hatırlamıyorum kusuruma bakmasın.

    "sana depresyonun tanımını yapsam depresyona girersin"

    bu da benden gelsin:

    " gerçek depresyon nedir bilmeyen kendininkini keser sapı... öhöm.. rahat batması zannedermiş."

    depresyon girip girmemeyi seçebileceğiniz bir duygu durumu değildir. grip olma lüksüm yok o yüzden virüsleri görmezden geliyorum demek kadar saçmadır yazarın iddiası kısaca.
  • (bkz: yeter artık diye başlayan entrylerin neden çok fav alması)
  • "mutluluk ele geçirmeye, yakalanmaya elverişli olmayan bir efekttir. albert schweitzer bir defasında ömründe gördüğü gerçekten mutlu biricik insanların bir davaya kendilerini tamamen verenler olduğunu söylemiştir."

    hayatın anlamı ve psikoterapi
    viktor frankl
    sayfa 148
  • her zaman olmasa da geçerliliği olan bir önermedir. "mutluluk konusunda kendimizi eğitmeliyiz." der üstün dökmen bir yerde doğrudur. örneğin emekli olanlar depresyona girerler, çünkü rahata ererler. çoğu zaman hayatı nice zorluk içerisinde geçen adam, bir eli yağda bir eli balda olan bir adamdan daha mutludur.

    aslında rahatlık insanoğlunun düşmanıdır, en basitinden düzenli olarak spor yapmaz, hareket etmezseniz, bir yağ tulumu olup çıkar, hastalıklara yelken açarsınız. insan doğası gereği kaos ister sıkıntı ister, bu da klişe ama ilk insanların o avcılık ile yaşama rutininden kaynaklanır. şu an adına uygarlık dediğimiz şu yaşam tarzı belki rahat, belki yaşam süremizi artırıyor bu bir gerçek ama ruhumuzu doyurmaya başarısız kalıyor.

    tabi manyak olun başınızı belaya sokun demeyeceğim ama, şu hayatta risk almayı bilin, her zamanki güvenli limanlarda gezmeyin.
  • (bkz: gerçek depresyon bu değil)

    bu başlık; daha önce gerçek depresyon hastalığı olan insanla hiç karşılaşmamışsın demektir
  • bir tesbit...

    tesbiti yapan arkadaş "ben hayatta hiç gün yüzü görmedim ki" diye belirtmiş... oğlum sen hayatın nasıl yaşanabildiği ile ilgili bir fikir sahibi değilsin ki? zaten kaybetmiş olarak başlamışsın... bilmediğin bir duyguyu kaybetmeyeceğin için bununla ilgili depresyona da girmezsin merak etme...

    hayatının aşkını bul, şu aleti sana bir ay vereyim... güneyin en güzel sahillerinde ye iç gez...

    döndüğünde de hayatının aşkını elinden alıp götüne tekmeyi vuralım... bak bakalım nereye giriyorsun...
  • aslında çevremdeki ergenlere baktığımda ki kızım da onlardan biri olduğundan çok fazlasını tanıma, sohbet etme ve gözlemleme şansım oluyor; biraz haklı bulduğum düşünce.

    sanki 4-5 inç bir camla besledikleri kendilerince büyük dünyalarında, bir türlü olduramadıkları küçük sorunlarını gereğinden çok büyütmeyi seviyor ve mutluluğu özellikle bulamayacakları yerlerde arayarak kendilerini mecbur ettikleri boş mutsuzluktan tarifi derin bir zevk alıyor gibiler.