şükela:  tümü | bugün
  • carl schmitt ’in metis yayınlarından çıkan kitabının adı. aykut çelebi'nin kısa sunuş yazısına ek olarak "önsöz, 1932 tarihli metin ve üç değerlendirme"den oluşan, ece göztepe'nin çevirdiği bu metin gerçek bir klasik.

    schmitt'in çalışmasının amacı; siyasal kavramını özgül siyasal kategoriler etrafında tanımlamak ve bu kategorilerin kendi aralarında olduğu kadar siyasal kavramıyla da olan ilişkilerini konumlandırmaktır. schmitt burada ahlak (iyi/kötü), estetik (güzel/çirkin), ekonomi (yararlı-kar getiren/zararlı-kar getirmeyen) alanlarında geçerli olan nihai ayrımların muadilini siyasal kavramı için bulmaya çalışmaktadır. düşünür “kendinde açıklayıcı ve basit” bir ayrımın siyasal kavramı için de söz konusu olabileceği görüşündedir. ona göre “siyasal eylem ve saikleri açıklamada kullanılabilecek özgül siyasal ayrım dost-düşman ayrımıdır.”

    bu kriterin dikkat çekilmesi gereken ilk özelliği yukarda sözü edilen diğer alanlarda geçerli olan kriterlerden kaynaklanmaması ve onlara dayandırılmamasıdır. bunun sonucunda ekonomik anlamda zararlı, estetik anlamda çirkin ya da ahlaki anlamda kötü olanın mutlaka düşman olması gerekmez. aynı şekilde iyi, güzel, yararlı niteliklerini haiz olanın da zorunlu olarak dost sayılması söz konusu değildir. dost ve düşman kategorileri somut ve varoluşsal olarak vardır. ikinci bir özellik, dost ya da düşmana atıf yapıldığında tahayyülümüzde cisimleşen şeyin bir simge, metafor veya normatif ve salt düşünsel bir karşıtlık olmamasıdır.

    düşman nefret ettiğimiz ve bizde nefret eden hasmımız, yani “inimucus” değildir. zaten bireylerin siyasal düşmanları olamaz. düşman gerçek anlamıyla “hostis”tir, yani resmen savaşılan, bize saldıran kamusal ötekidir/yabancıdır. ancak kendi çıkarları için birbirine hasım olan siyasi partiler “siyasi varoluşun temelini hedeflemeyeceklerinden” düşman-dost ayrımı ile nitelendirilebilecek bir çatışma ortamı doğurmazlar. schmitt, siyasal kavramı’nda “yabancı/öteki”nin varoluşsal olarak olumsuzlandığı anda düşmanımız olduğunu belirtmekte ve bu olumsuzlamanın ürünü olan düşman kavramının gerçek bir mücadele olasılığını gerektirdiğini ileri sürmektedir.

    buradaki mücadele kavramı da liberalizmin indirgemeci tutumunda olduğu gibi salt rekabet düzeyinde ya da salt sembolik düzeyde ele alınmamalıdır. schmitt için insan yaşamının kendisi başlıbaşına bir mücadeledir ve bu anlamda her insan bir mücadelecidir. savaş bu mücadelenin en üst ve nihai noktasıdır. savaşı somutlaştıran şey düşmanın kim olduğuna ilişkin siyasal kararın kendisidir. bu türden bir kararın varlığı siyasal bir meseledir. savaş ve mücadelenin, dost ve düşman ayrımının olmadığı bir dünyada siyasal birlik de yoktur, siyaset de yoktur. hiçbir halk bu ayrımın gücünden ve mücadeleden -olasılık düzeyinde bile olsa- kaçamaz. kendisinden kaçılamayan bu ayrım siyasal kavramını ve siyasal birliği kuran şeyse; o halde siyaset kaderimizdir.

    askeri mücadelede, yani bir anlamda “aksiyon olarak savaş”ta, dost-düşman ayrımı üzerinde düşünmenin anlamı yoktur. çünkü düşman, üniformasıyla, tam karşımızdadır. ancak siyasal kavramı açısından bakıldığında savaş, yani “bir durum olarak savaş” askeri mücadeleden fazla bir şeydir ve tüm yaşamı kapsamaktadır. siyasal birliğin kapsadığı yaşam, bu birliğin kurulmasına dayanak sağlayan düşmanı her zaman “üniforma” içinde sunmaz. siyasal kararın önemi ve gücü bu zorluğun üstesinden gelme potansiyelinde saklıdır. mücadeleden veya savaştan kaçmak da aslında politik bir tercihtir. tarafsızlık imkansız bir konum değildir. ancak schmitt’in keskin zekâsı liberalizmin huzur arayışına açmış gözüktüğü kapıyı anında kapatır. zira mücadeleden kaçmak için de mücadele etmek gerekmektedir.

    esas olan bu mücadele olasılığının ve potansiyelden edimsele dönüşme gücünün varlığı ve bu doğrultuda verilecek karardır. zaten siyasal birliği de ayakta tutan “dost-düşman ayrımına dair gerçek bir olasılığın” varlığının bile yeterli olduğu mutlak bir mücadele atmosferi değil midir? burada kurucu bir kategoriden bahsedilse de vurgunun dosta değil, düşmana olduğu görülmektedir. bu, politik birliğin daha çok dışlama pratikleri üzerinden işlediğini göstermektedir ve schmitt’in “insanın özünün iyi olduğu” fikrine dayanan antropolojik faraziyeleri dışlayıcı kötümser bakışının bir uzantısıdır.

    nihayetinde siyasal birlik bir düşman karşısında kurulan ve sürdürülen birliktir. halkı biraraya getiren şey birbirlerine karşı duydukları dostluktan önce, ortak bir düşmana karşı aldıkları genel tavırdır. bu tavır egemenin “kendi halkından ölümü ve öldürmeyi göze almayı talep etme ve düşmanını öldürtme yetkisi”nin kurucu unsurudur. bu kurucu unsurun işleyişi, yani gerektiğinde yaşamın feda edilmesini talep etme hakkı, düşmanın kim olduğuna karar verme ve savaş hakkı ile el ele yürümektedir. bu unsurlar başka bir birime devredilemez. “bir kilise cemaat üyelerinden yaşamlarına son vermelerini isteyebilir, ama bu istek üyelerin bireysel selametleri için yapılabilir; iktidar sahibi sıfatıyla cemaatin geneli adına yapılamaz”.

    “genel”i ve “kamusal”ı kapsayan güç yalnızca egemenin gücüdür. siyasal birliğin mevcudiyetini sürdürmesini sağlayan bu güç başka egemen güçlerle savaşır; bu savaş hep devam ettiği için “tüm yeryüzünü kaplayan bir dünya devleti”nin varlığı söz konusu olamaz. zaten tüm siyasal birlikler biraraya gelirse ortada düşman kalmaz, dost-düşman ayrımı buharlaşır ve siyasal olan da imha edilmiş olur. “bir birleşme ya da ayrışmanın en uç yoğunluk derecesini ifade eden” dost-düşman ayrımı halkların ve siyasal birliklerin kurulduğu ana eksendir. bu haliyle de “siyasal kavramı devlet kavramından önce gelir”. dolayısıyla siyasal kavramı aslında en üstün güç olan egemenin konumunu da kapsayan ve bu konumu “öngerektiren” bir güce sahiptir.

    kitabın benim burada bahsettiğimden çok daha derin bir niteliğe sahip olduğunu söylememe gerek yok herhalde. bunlar sadece bana önemli gelen noktalardı... kitapla ilgili nihai görüşümü de söyleyerek bitireyim: schmitt'in 1932 tarihli bu klasik metni; siyasetin neden kaderimiz olduğunu düşünmek isteyenlere, her şeyin içeriğinin boşaltıldığı bu yeni zamanlarda, küçük fakat anlamlı bir başlangıç noktası sunması açısından benim için gerçekten çok değerli...