şükela:  tümü | bugün
  • joachim fest'in ayni adli kitabindan sinemaya uyarlanan, hitler'in cokusu ile sonlanan yasam oykusunu konu eden film. tam adi, untergang - der hitler und das ende des 3. reichs olarak gecmekte ve dilimize kisaca cokus yada dusus olarak cevrilebilir. adolf hitler'i basarili alman aktor bruno ganz'in canlandirdigi yapimda hitler'in insani yonlerinin de konu edilmis olmasi, bu konu ile ilgili eziklik ve cekingenligini hala atamamis almanlar icin bir tabunun ortadan kalkmasina isaret etmesi ile beraber, onemli bir tartisma noktasi da olusturmakta. zira filmin su hali ile avrupanin diger ulkelerinden tepki almasi soz konusu olabilecegi gibi, konunun etrafinda donecek tartismalar ayni the passion of christ'in yarattigi etki gibi bir polarizasyona yol acabilir. kanimca ortaya cikabilecek bu tarz bir polarizasyon bu konuda hala sucluluk duymaya itilen alman toplumunun olayi asmasini geciktirecek ve hatta kalitsalliracak ya, sonuclari gorecegiz.

    bu arada her zaman icin dogasinda art niyetli ve seytani bir karakter olarak adledilen ve kendisinden cok daha kotuleri olmasina ragmen tarihe yegane kotu ornek olarak gecmis adolf hitler ile ilgili farkli bir acidan cekilmis bir yapimi izleme sansi bulacak olmamiz tabi ki sevindirici.
  • orjinal tam adı der untergang-hitler und das ende des 3.reichs* olan film. yönetmeni deney filmini de yönetmiş olan ünlü alman yönetmen oliver hirschbiegel'dir.
  • hitler'i oynayan bruno ganz, adolf'a korkunc benzemistir bu filmde. o pis bakışı yeter.
    yapimci: bernd eichinger.
  • "bakın hitler o kadar da kötü değildi" propagandası taşır mı bilinmez, ama benzer konuları işleyen diğer tüm filmlerdeki "hitler çok kötü bir adamdı, ondan nefret edin!" temasından uzak olduğu için izlenmesi gereken ilginç film.
    (bkz: bakış açısı)
  • en basta sunu söylemem gerek: bruno ganz inanilmaz oynamis. sinirlendigi, "verraaaat!"* diye bagirip cagirdigi sahnelerde bizim bile kanimiz dondu. sonlara dogru nasil soldugunu, parkinson hastaliginin tüm vücudunu nasil sardigini, yürüyüsünün bozulmasini bile cok cok iyi canlandirmis.
    filme gelelim. evet, ilk kez hitler'in de etten kemikten, iki gözü iki kulagi olan bir insan oldugu gösteriliyor. hele en basta "aman ne iyi adaam" diyesi bile geliyor insanin (bkz: hitler iyiydi de cevresi kötüydü). hatta sekreteri traudl junge* ilk ise alinirken hitler ufak tefek sakalr bile yapiyor, babacan bir tavir takiniyor.
    adolf hitler'in cikip da canli canli insan yedigini, milletin götüne semsiye sokup actigini, coluk cocugun karnini falan destigini göremiyoruz filmde (!); cok daha beter kötülüklerine sahit oluyoruz. örnegin berlin'in etrafi ruslar tarafindan sarilmisken ve en ufak bir kurtulus ümidi olmadigini herkes bildigi halde teslim olmayip, teslim olmayi da birakin kadin ve cocuklarin sehirden bir sekilde cikartilmasina bile razi olmayip onbinlerce sivilin daha gereksiz* yere ölmesine sebep olmasina... "alman halki kendisi istedi bu sonu" diyerek kendisi ile birlikte halkini da yok etmesine... "hic olmazsa alman halkinin bünyesindeki yahudi zehrini temizledim" demesine...
    ilk basta ve en sonda traudl junge'nin sesini ve kismen kendisini görüyoruz perdede. 2001'de yapilan bir röportajdan alinma. en sonda söyledigi cümleler, yanimda kikir kikir gülen teenager alman kizlarini bile susturdu, sanki tüm sinemanin icinde hafif bir rüzgar esti. "genc olmak bir bahane degildir" (bkz: geschwister scholl)
    en dokunakli sahnelerden birisi goebbels ailesinin cocuklarini öldürdügü sahnedir ki fanatizmin, manyakligin, orospu cocuklugunun nerelere varabilecegini gösterir.
    magda goebbels rolündeki corinna harfouch, ki kendisi yapimci bernd eichinger'in eski sevgililerindendir, "hitler'in ve nasyonal sosyalizmin olmadigi dünyada cocuklarimin yasamasi icin bir sebep yok" diyen bu manyak kadini öyle kendisini kaptirarak oynamis ki, cocuklari zehirledigi sahneden sonra sette fenalik gecirerek bayilmis.
    eva braun rolündeki juliane köhler hitler'in sevgilisi ve fanatik bagimlisi olarak, bunkerde yasanan son günlerin cilginligini ve psikolojisini cok güzel yansitmis. intiharindan önce traudl junge'ye sarilarak "bavyeram'a selam söyleyin" demesi cok garip hisler uyandiriyor insanda. sanki "bakin, ben ölümü takmiyorum; yok yok ben ölmek istemiyorum ve minik bavyerali bir kiz olarak daglarda sarki söylemek istiyorum" der gibi...
    almanya'da yasayan birisi olarak garibime giden seylerden birisi de, filmde görülen bircok karakterin daha bir-iki yil öncesine kadar yasiyor olmasi; hatta kimisi halen hayatta; mesela bunkeri en son terk eden adamcagizla daha 2 hafta önce yapilan mülakati okudum. daha önce de bir entride yazmistim sanirim; postanede calisan elemanin yaka kartina bakip "mengele" soyadini görmek insanin icini ürpertiyor, hele hele josef mengele'nin dogup büyüdügü sehirde oluyorsa bu olay. tarihin elle tutulacak kadar yakin oldugu bir ülke burasi.

    sonuc olarak yillarca aklimdan cikmayacak, bruno ganz'a hayranligimi bin kat arttiran, savasin son anlarinda bile hala düzen-organizasyon pesinde kosan alman halkini daha bir anlamami saglayan bir film bu.
  • bugun the wall street journal'da hakkinda kapsamlica bir elestiri yazisi vardi. tahmin edeceginiz uzere oldukca iyi bir yaziydi. ve bir-iki ayrinti oyle ballandirarak anlatilmisti ki filmi gercekten gorme arzusu uyandi icimde. yazida hitler'in sahiciliginden ve filmde onu sahici gosteren birkac detaydan bahsedilmisti. spoiler olarak algilamadim, zaten spoiler olsa onlar oraya koymazlar diye dusunerek buraya * da aktarayim dedim. yine de, ayrintilari dahi filmi gormeden once ogrenmek istemiyorsaniz saygi duyarim. o takdirde yazinin geri kalanini lutfen okumayin...

    * * * * * * * *

    yazida anlatilanlara gore filmde savasin kaybedilmesine yakin hitler'in kendi icinde yasadigi firtinalar cok guzel anlatilmis. bruno ganz isvicreli olmasina ragmen hitler'i (film icin) yemis bitirmis. hitler karakterini calistigi kaynaklar arasinda emsalsiz bir bant kaydi -fin bir diplomatin caktirmadan kaydettigi, hitler'in aksam yemeklerinden sonra surekli olarak yaptigi monologlarin birinden yaklasik 7 dakikalik bir kayit- da var. dolayisiyla yazida bruno ganz'in vurgulamalarinin * neredeyse kusursuz sekilde hitler'e benzediginden bahsediliyor. hitler'i sadece imgesel bir canavar, herkesin gozundeki ocu kisvesinden cikararak onun da neticede kanli canli bir insan oldugunu gozler onune serdigi ve bunun da bazen (adeta) insani rahatsiz edici boyutlara geldigi anlatiliyor. hitler'in de en nihayetinde bir insan oldugunu anlatan detaylar arasinda uniformasindaki yemek lekesi ve sevgilisini son bir kez optukten sonra agzindan sarkan, sevgilisiyle arasinda uzayip sonra da kopan bir tukuruk parcasi * var... her seyden sonra "hitler'i bu kadar yakindan tanimaya gerek var mi?", "bir canavari insan olarak gostermek ne kadar dogru?" gibi sorular havada kaliyor. filmi daha gormeden bu kadar seyi ogrenmek beni etkiledi. simdiden bu sorulara -makalenin de yardimiyla- sardim. bakalim bir de filmi gorunce ne dusunecegim... belki de sukut-u hayal olacak benim icin, cunku okudugum yazinin tadi damagimda kaldi. beklentilerim yuksek!..
  • yarın izleyeceim film..
  • cokus almancasi "der untergang" olan ve ikinci dunya savasinin son gunlerinde hitlerin siginaginda olanlari anlatan dokunakli bir savas filmidir.
  • film süresi olan 155 dakika boyunca seyirciye sinema salonunu siginak gibi hissettiren ve bu siginaktan ve hatta berlinden kacma istegi olusturan (sah)eser.