şükela:  tümü | bugün
  • almanya'da çok büyük tartışmalara ve fikir çatışmalarına neden olan film. bir kısım edebiyatçı, tarihçi ve filozof (ve halkın büyük bölümü), adolf hitler'in filmde "normal bir insan gibi", hatta "sevecen bir amca" kıvamında gösterildiğini söyleyerek bunu "verharmlosung"` : tehlikesizleştirme` olarak nitelendirmektedirler. bunlara göre, hitler'in ne kadar kötü bir adam olduğu, yahudi katliamından ne derecede sorumlu olduğu filmde yeterince yansıtılmamakta, hitler halka sempatik gösterilmeye bile çalışılmaktadır.

    halbuki, filmde anlatılmak istenen şey tam da hitler'in - belki kötü, belki çok zeki, belki deli - ama nihayetinde sıradan bir insan olduğudur. yani, hitler bir milletin başına geçmiş, onları istemedikleri bir yöne sürüklemiş, ondan sonra da etrafındaki herkesi bizzat öldürmüş kana bulanmış bir katil, bir canavar, insanlık dışı bir mahluk değildir. o da bir insandır, ona inananlar da insandır, başkaları olsun, kendileri olsun, çocukları veya yandaşları olsun, öldürdükleri kişiler de "insan"dır.

    peki nedir almanları bu kadar dehşete düşüren bu filmde? eğer hitler bir cehennem zebanisi değilse, kimdir suçlu? film ilk kez bu suçu tek başına hitler'e yüklememekle çok büyük bir dönüm noktasıdır belki de, zira suçlu olanın, hitler de dahil olmak üzere, "insanlar" olduğunu göstermiştir. kolaydır bütün günahları kendimizden başkasında, bir idolde, bir canavarda aramak. kolaydır sırf çoğunluk kendisini sütten çıkmış ak kaşık gibi hissetsin diye bir-iki kişiyi tanrılara kurban etmek, dışlamak, cezalandırmak...

    der untergang bunu aşmak yolunda ilk kez bir adım atmıştır edebiyat-sanat dünyasında. nitekim, kendisini, ideallerine de yönetim kabiliyetine de bütünüyle inanmadığı bir führer'in uğruna kurban etmeye hazır bulunmuş olan sekreterin ağzından beyinlere zımba gibi vurulan "genç olmak bir bahane değildir, bunu anladım" sözleri göstermektedir, herkesin ne kusuru varsa kendisinde araması gerektiğini, hitler'de stalin'de mussolini'de değil...

    der untergang'ın başlattığı şeyi diğer dünya halklarının da sürdürmesi zorunludur. ikinci dünya savaşının ve hatta bütün savaşların, insanlığın çektiği bütün acıların gerekçesini başkasında, başka halklarda, başka devletlerin başındaki tek bir kişide veya bir grupta aramak kolaydır. insanlara kahraman veya canavar olarak gösterilen her insan da, tabii ki bir insandır. önemli olan, o insanın simgelediği şeylerden ne kadarını kendimizde bulundurduğumuzu, üzerimizde taşıdığımızı görebilmek ve sorumluluktan kaçmamaktır.
  • en basta sunu söylemem gerek: bruno ganz inanilmaz oynamis. sinirlendigi, "verraaaat!"* diye bagirip cagirdigi sahnelerde bizim bile kanimiz dondu. sonlara dogru nasil soldugunu, parkinson hastaliginin tüm vücudunu nasil sardigini, yürüyüsünün bozulmasini bile cok cok iyi canlandirmis.
    filme gelelim. evet, ilk kez hitler'in de etten kemikten, iki gözü iki kulagi olan bir insan oldugu gösteriliyor. hele en basta "aman ne iyi adaam" diyesi bile geliyor insanin (bkz: hitler iyiydi de cevresi kötüydü). hatta sekreteri traudl junge* ilk ise alinirken hitler ufak tefek sakalr bile yapiyor, babacan bir tavir takiniyor.
    adolf hitler'in cikip da canli canli insan yedigini, milletin götüne semsiye sokup actigini, coluk cocugun karnini falan destigini göremiyoruz filmde (!); cok daha beter kötülüklerine sahit oluyoruz. örnegin berlin'in etrafi ruslar tarafindan sarilmisken ve en ufak bir kurtulus ümidi olmadigini herkes bildigi halde teslim olmayip, teslim olmayi da birakin kadin ve cocuklarin sehirden bir sekilde cikartilmasina bile razi olmayip onbinlerce sivilin daha gereksiz* yere ölmesine sebep olmasina... "alman halki kendisi istedi bu sonu" diyerek kendisi ile birlikte halkini da yok etmesine... "hic olmazsa alman halkinin bünyesindeki yahudi zehrini temizledim" demesine...
    ilk basta ve en sonda traudl junge'nin sesini ve kismen kendisini görüyoruz perdede. 2001'de yapilan bir röportajdan alinma. en sonda söyledigi cümleler, yanimda kikir kikir gülen teenager alman kizlarini bile susturdu, sanki tüm sinemanin icinde hafif bir rüzgar esti. "genc olmak bir bahane degildir" (bkz: geschwister scholl)
    en dokunakli sahnelerden birisi goebbels ailesinin cocuklarini öldürdügü sahnedir ki fanatizmin, manyakligin, orospu cocuklugunun nerelere varabilecegini gösterir.
    magda goebbels rolündeki corinna harfouch, ki kendisi yapimci bernd eichinger'in eski sevgililerindendir, "hitler'in ve nasyonal sosyalizmin olmadigi dünyada cocuklarimin yasamasi icin bir sebep yok" diyen bu manyak kadini öyle kendisini kaptirarak oynamis ki, cocuklari zehirledigi sahneden sonra sette fenalik gecirerek bayilmis.
    eva braun rolündeki juliane köhler hitler'in sevgilisi ve fanatik bagimlisi olarak, bunkerde yasanan son günlerin cilginligini ve psikolojisini cok güzel yansitmis. intiharindan önce traudl junge'ye sarilarak "bavyeram'a selam söyleyin" demesi cok garip hisler uyandiriyor insanda. sanki "bakin, ben ölümü takmiyorum; yok yok ben ölmek istemiyorum ve minik bavyerali bir kiz olarak daglarda sarki söylemek istiyorum" der gibi...
    almanya'da yasayan birisi olarak garibime giden seylerden birisi de, filmde görülen bircok karakterin daha bir-iki yil öncesine kadar yasiyor olmasi; hatta kimisi halen hayatta; mesela bunkeri en son terk eden adamcagizla daha 2 hafta önce yapilan mülakati okudum. daha önce de bir entride yazmistim sanirim; postanede calisan elemanin yaka kartina bakip "mengele" soyadini görmek insanin icini ürpertiyor, hele hele josef mengele'nin dogup büyüdügü sehirde oluyorsa bu olay. tarihin elle tutulacak kadar yakin oldugu bir ülke burasi.

    sonuc olarak yillarca aklimdan cikmayacak, bruno ganz'a hayranligimi bin kat arttiran, savasin son anlarinda bile hala düzen-organizasyon pesinde kosan alman halkini daha bir anlamami saglayan bir film bu.
  • hitler'in filmde anlatildigi kadariyla benimsemis oldugu sosyal darwinizm dusuncesi zaten hastalikli bir fikir * ama ustune ne kadar verimsiz de bir strateji olusunun, hitlerin zamaninda dahi kolayca anlasilabilecek olmasi insanin canini iyice sikiyor.

    dogadan anladiginiz, guclunun zayifi ezmesinden ibaretse ve ahlak gibi tum sosyal yapilarinizi bu temel uzerine insa ederseniz, hicbir alanda geleceginiz denge, pareto optimal olmayacaktir. ornegin, goebbels mi bahsediyordu, bir nesil icinde tum polonyali entelektuelleri oldurup, sadece yol tabelalarini anlayip kurallara uyabilecek kadar okuma yazma bilen bir kole irki yetistireceklerinden? ulan daha duzgun bir sistem kur, adamin entelektuelinden de faydalan. pek kullandiklari nietzschenin dahi dedigi "ustinsanlar icin herseyi feda et" degil, "mumkun oldugu kadar ustinsanin ortaya cikip rahat rahat yeserecegi verimli bir sistem yarat" idi. allahin kor adaptasyonuyla ilerleyen evrim dahi bircok habitatta game theory prensiplerine uygun hareket edip cok daha verimli equilibriumlara ulasirken, 20.yyda bu heriflerin sunun yerine "asip keseriz, roma hegemonyasinin devami biziz" sigliginda dusunmesi inanilmaz.

    isin kotusu, filmde ustune basa basa anlatilan, bu sosyal darwinist bakisin baska milletlere oldugu kadar, yenilginin ucundaki alman halki icin de uygun gorulmesi. ornegin, hitler dusmek uzere olan alman bolgelerinin tum altyapisinin yerle bir edilmesini emrediyor *, albert speer gibi elemanlar da "aman efendim, yapmayin etmeyin, alman halki mahvolur, acliktan milyonlar olur, zaten savasi kaybetmisiz" dediginde de, "onlar yenilecek kadar zayif olduklarini kanitladilar ve doganin kanunu geregi tumden yokolmayi hakettiler" gibi bir mantik one surebiliyor.

    ulan ne dogasi, ne zayifligi, ne haketmesi, sensin sorumlusu. sen git daha ingiltereyi halletmeden rusyaya savas ac, onlarin karinda kisinda napolyonun hiyarligini tekrarlayip buyuk bir stratejik felaketle savasin kaderini ciz, ustune verimsiz bir emir komuta kulturu yuzunden sayisiz taktik hata yap savas boyunca, bir de git amerikan ticaret gemilerini torpidolayip onlari savasa cek, sonra efendim alman halki gucsuzmus, olmeyi haketmis. bir binanin tepesinden atlayip yere cakilmadan once, "yercekimine karsi koyacak kadar guclu degilmisim, hakettim o zaman" demek gibi birsey. hatta o da degil, baskasini binanin tepesinden itip, onun icin bunlari demek bu.

    yine filmin can alici bolumlerinden birinde goebbels (goebbelsin kendisinden dahi illet bir tip bulabilmisler, inanilmaz), berlinin son demlerinde, kaybedecekleri belli de olsa savasa surulen ama dogru duzgun silahlandirilmadiklari icin ruslar tarafindan bicilen tecrubesiz birlikleri ates hattindan cekmeye gerek gormuyor. umursamiyor bile. cunku kimse o almanlari zorlamamis, bu kaderlerini kendileri cizmisler, simdi de "kucuk bogazlari kesiliyormus". totaliter bir rejimin propaganda bakaninin halkin ozgur iradesinden bahsederek vicdanini sorumluluk yukunden kurtarabilmesi korkunc bir yetenek olsa gerek.

    hitler dahil kimse yahudi cocuklarin beynini kahvaltida sute banip yiyecek kadar cani canavar manyak takimindan degil, ama canilik yapmak icin yeterince guclu bir insanin daha da fazla guc icin yedigi boklari carpik bir mantikla hakli cikarabilmesi yeterli demek ki. ve tabii ona destek verenlerin algida secicilikte gosterdigi basari. tipki filmin sonunda gercek sekreterin dedigi gibi, isteseydi bu rejimin korkunc yanini gorebilirdi.

    oyunculuk sahane ve etkileyici bir film, izledigime memnunum, ama bir saheser oldugunu sanmiyorum. mesela bazi sahneler luzumsuz (spagetti yiyip de hic konusmadiklari ama atmosferin de bir turlu gerilmedigi, oyle acayip bir yemek sahnesi kalmis aklimda), aksiyon sahnelerinde mutemadiyen kullanilan teknik bir sure sonra bayiyor (dusen bombalar ve garip bicimde sallanan kamera), cok fazla karakter oldugu icin kimseye yeterince sira gelmiyor. ornegin doktorun durumu tam olarak havada kalmis, diger karakterlerden daha cok zaman ayirmislar ve hikayenin o kismi gelisecek diye bekliyorsunuz ama bir daha ona sira gelene kadar 1 saat geciyor, o zamana kadar ilginizi kaybetmis oluyorsunuz zaten. ustelik, hikayenin gozunden anlatildigi sekreter filmde en az bag kurabildiginiz karakter, tek boyutlu bir figuran gibi. onun yerine eva braunun anlatimin merkezinde olmasi cok daha ilginc olurdu, zira bu haliyle dahi kadinin deliligin sinirlarinda dolasmasi, partinin merkezinde gulup eglenirken her an hungur hungur aglamasina neden olabilecek haleti ruhiyesi epey ilgincti.
  • 2.dünya savaşı hakkında izlediğim en iyi film.sinema tarihinde rastlanmayacak derecede objektif olması bir yana,”vurdulu-kırdılı,animasyonlu-efektli” amerikan popcorn filmlerinin tersine “derin,etkileyici,orijinal” bir anlatıma sahip.

    almanların bu filmi sevmemesini anlıyorum çünkü ciddi bir sorgulamadan,tarihi özeleştiriden kaçarak “o dönemde hitler adlı bir canavar vardı,milyonlarca insanın ölmesinin tek sorumlusu o dur,herkesi kandırmıştı… ” sözünden başka söz etmeyerek “günah keçisi” yaptıkları hitleri her fırsatta lanetleyerek,basit bir vicdani rahatlama yaşıyorlar,işin kolayına kaçıyorlar.

    oysa film bize tek mutlak suçlunun hitler olmadığını,nasyonal sosyalizm’ın olmadığı bir dünyada yaşamak istemeyen,inandıkları davayı kaybedince intihar etmekten çekinmeyen onlarca insanın;bu sapık ideolojiye bağlı savaşmış;güçsüz olanın öldürülmesini doğanın kanunu sayarak kendini rahatlatmış milyonlarca alman askerinin de onun kadar suçlu olduğunu gösteriyor.

    ve kanımca film bu yönüyle;rasyonel bir tarih analizi yapmanın ötesinde,günümüze de ışık tutuyor.günümüz uluslar arası siyaset sahnesinde bir çok kişinin adolf hitler ile george bush u aynı kefeye koyması ve george bush u eleştirme argumanlarını da bu eşitliğe dayandırması bu kanımı güçlendiriyor.

    nasıl ki,bugün dahi hitler i sadece “sapık,katil,kan emici…” sözleriyle eleştiren kesim,emperyalist kaynak savaşlarından,2.dünya savaşı koşullarındaki almanya dan,versay anlaşmasıyla bir “kurtarıcı” arayan bu ulusun psikolojisinden,bu arayışla hitler e,nasyonal sosyalizm adlı sapık ideolojiye bağlanmasından,bu bağlılıkla “vicdanen rahatsız olmadan” milyonlarca kişiyi öldürmesinden pek bahsetmiyorsa korkarım george bush u eleştiren kesim de aynı hataya düşüyor.abd nin işgallerine haklı olarak tepki duyan bu kesim,tepkilerini ne abd ye ne dünya düzenine yöneltiyor.tepkileri direkt olarak george bush a yönelik.öyle bir hava yaratıyorlar ki,sanki abd yıllardır dünya barışını korumuş,geliştirmiş de george bush adlı “maymun”,halkını kandırarak başa geldikten sonra bir anda abd politikasını değiştirmiş,oraya buraya saldırmaya başlamış…ve sanki george bush bir dahaki seçimleri kaybederse “dünya kurtulacak…”

    işte bu film,2.dünya savaşının çok az bir kısmını göstermiş olsa dahi,bu basit eleştiri mantığını aşıyor.
    evet,2.dünya savaşının sorumlusu sadece hitler değildi,hitler in geliştirdiği “nasyonal sosyalizm” adlı sapık ideoloji ve bu ideolojiye bağlanmış milyonlarca alman vatandaşıydı.dünya bu gerçeği kabullenmekte hala zorlanıyor.
    evet,bugünkü abd işgallerinin sorumlusu da sadece george bush değildir.”ileride kendimize tehdit yaratacağını düşündüğümüz herhangi bir yere mudahale hakkımız vardır.” şeklinde özetlenebilecek sapık ideoloji ve “teror paranoyası” ile bush u destekleyen abd halkıdır.

    daha da derine inersek,ikisinde de ana etken,doymak bilmeyen kapitalizmdir.

    dünya,hitler hakkında “objektif” bir filmi daha yeni yapabildi.
    çok merak ediyorum,george bush ve abd hakkında ne zaman objektif bir film yapabilecek? ya da yapılabilecek mi?
    tarihin yükünü canavarlara,vamprilere,hayali iblislere yüklemeden,kendimizi ne zaman eleştirebileceğiz?
  • joachim fest'in ayni adli kitabindan sinemaya uyarlanan, hitler'in cokusu ile sonlanan yasam oykusunu konu eden film. tam adi, untergang - der hitler und das ende des 3. reichs olarak gecmekte ve dilimize kisaca cokus yada dusus olarak cevrilebilir. adolf hitler'i basarili alman aktor bruno ganz'in canlandirdigi yapimda hitler'in insani yonlerinin de konu edilmis olmasi, bu konu ile ilgili eziklik ve cekingenligini hala atamamis almanlar icin bir tabunun ortadan kalkmasina isaret etmesi ile beraber, onemli bir tartisma noktasi da olusturmakta. zira filmin su hali ile avrupanin diger ulkelerinden tepki almasi soz konusu olabilecegi gibi, konunun etrafinda donecek tartismalar ayni the passion of christ'in yarattigi etki gibi bir polarizasyona yol acabilir. kanimca ortaya cikabilecek bu tarz bir polarizasyon bu konuda hala sucluluk duymaya itilen alman toplumunun olayi asmasini geciktirecek ve hatta kalitsalliracak ya, sonuclari gorecegiz.

    bu arada her zaman icin dogasinda art niyetli ve seytani bir karakter olarak adledilen ve kendisinden cok daha kotuleri olmasina ragmen tarihe yegane kotu ornek olarak gecmis adolf hitler ile ilgili farkli bir acidan cekilmis bir yapimi izleme sansi bulacak olmamiz tabi ki sevindirici.
  • nazi propaganda bakanı joseph goebbels'in tek bir cümlesi için bile seyredilmesi gereken bir film.

    --- spoiler ---

    alman halkını kastederek;

    - bize bu yetkiyi onlar verdi, bedelini de ödeyecekler.

    --- spoiler ---
  • yakında uzun adam - ustanın çöküşü adıyla türk yapımı bir versiyonunu seyredeceğimiz film.

    edit: uzerinden 3 sene gecti ve usta (reyiz) guclendikce gucleniyor mnskm.
  • berlin'in tarihindeki en zor günlerini bire bir yaşatan filmdir.

    ayrıca bu filmle öğreniyoruz ki berlin'de taş üstünde taş gövde üstünde baş kalmadığında bile elektrik kesilmesi olmuyordu. çok çok üzerine bomba düşen yerde 1-2 saniye voltaj düşüklüğü oluyordu o kadar.

    not: bu entry'de ironi yapılmamıştır. ironi 2005 türkiye'sinin geldiği, daha doğrusu halen gelemediği yerde gizlidir.
  • --- spoiler ---

    hitler, meshur firca sahnesinde soyle der:

    ''...siz kendinize general diyorsunuz. cunku yillarinizi sadece catal bicak kullanmayi ogrendiginiz akademide harcadiniz. yillarca ordu benim hizimi kesti. tek yaptiginiz beni kosteklemek. tum yuksek subaylari idam etmeliydim. tipki stalin'in yaptigi gibi...''

    --- spoiler ---

    belki cok basit cumleler ama benim cok dikkatimi cekti ve uzerine dusundum biraz. stalin'in direkt telaffuz edilmis olmasi ve yaptigi subay infazlarinin dillendirilmis olmasi ilginc geldi bana.

    zira hitler'in bu ve benzeri cumleler sarf etmis olmasini uzak ihtimal goruyorum.

    1- stalin, neredeyse tum yuksek rutbeli subaylarini infaz ettirirken, kafasindaki dusunce 'beni alasagi edecekler' paranoyasindan fazlasi degildi. koca bir suphe ile yasamaktansa, suphenin temel kaynagini tamamen ortadan kaldirma yoluna basvurdu.

    2- bu, bir acidan garip cozum, eger stalin'e fayda saglamis olsaydi, kesinlikle onay vermemekle ve yanlisligini kabul etmek birlikte, 'sadece stalin acisindan dusununce' hak verilebilir olabilirdi. ancak bu infazlar fayda saglamadi. savasin galibi stalin olsa da, savasin kazanilmasini saglayan sey sovyetlerin savas stratejileri ya da basrolunde herhangi bir sovyet planlamasinin oldugu bir etmen degildi. eger alman askerleri moskova'ya 30 km. kala agir hava kosullarina teslim olmasaydi, stalin belki de savasi kaybedecekti. bu kaybedisle birlikte, stalin'in bugun o cok da sorgulanmayan kararlari sorgulanacaktir kacinilmaz olarak.

    3- hitler gibi 'butun evropa'yi tek basima fethettim' diyebilecek kadar egoist ve narsist ve kendisi disinda hic kimseye hicbir sekilde guvenmeyen birinin, generallerine 'sizi infaz ettirmeliydim -cunku hayal kirikligi yasattiniz(?)-' diyebilecek kadar guvenmis olmasi... bu pek akla yatkin degil.

    bahsettigim sey elbette hitler'in tum cephelerde bizzat kendisinin bulunmasi, bulunamadigi cephelere de hologram ya da skype ile baglanmasi degil. oldukca guvendigi general ve subaylari daima oldu savas boyunca. ancak hitler, kontrolu hicbir zaman elinden birakmadi. tum kararlarin ondan cikmasini ve kendisinden habersiz herhangi bir sey yapilmasini kesinlikle istemedi.

    4- hitler'in bu hali ile, o cok guvendigi ve her seyi degistirecek dedigi steiner'in gerceklesmeyen saldirisi, hitler'in baska birinin insiyatifine birakmayacagi kadar onemli bir kararken, hitler'in sadece emri verip kenara cekilmis olmasini beklemek de biraz mantik disi. bana gore, eger o saldiri gerceklesmeyecekse de, hitler bunu cok onceden, sovyetler burnunun dibine kadar girmeden ogrenirdi. her sey bitmisken generallerinin gelip 'steiner saldiramiyormus' demesini bekleyecek bir pozisyona dusmezdi.

    ***

    cok ucuk belki ama su boyutu da var:

    bir amerikan dolarinin 1 katrilyon alman markina denk geldigi ve yiyecek kuru ekmek bulmanin luks sayildigi donemlerden ulkesini alip, dunya'ya korku salan bir ulke haline getiren hitler ve yuzlerce yillik monarsiyi yikip devrim atesini yakan, elestirilecek kararlari cokca olsa dahi sosyalist(?) bir rejimle dunya'nin dogu tarafina demir perde cekip dunya'yi iki kutuplu hale getiren stalin, uzun yillar emperyalizm karsisinda yan yana goruntu veriyorlar. hitler namluyu sovyetlere dogru dogrultmamis olsa ve bu iki lider ittifak yapip tum dunya'yi karsilarina alsalar, herhalde tum dunya'yi esir alabilirlerdi. ancak boyle olmadi ve birbirleri ile savastilar. biri kaybetti.

    bu, olasi hitler ve stalin ittifaki cokca kafa yorulan bir hadise. olsa ne olurdu, nasil olurdu? tarihle az cok ilgilenen bir insan bile bu ihtimali dusunmeden edemez. gercekten de oldukca merak uyandirici senaryolar olusabilir kafalarda.

    bu filmdeki bu sahne, daha dogrusu hitler'in agzindan bizzat stalin isminin telaffuz edilmesi, belki de kafalarda donup duran bu tur olasi ittifak senaryolarini canlandirmak icin yapilmistir.

    dedigim gibi, bu cok uzak bir ihtimal. belki bu sahnedeki bu diyalog ve bu telaffuz benden baska kimsenin dikkatini cekmemistir. belki de filmin en onemsiz sahnesidir. olasilik dahilinde bunlar. ancak ben ikinci dunya savasini anlatan hicbir filmde, boyle direkt isimlerin telaffuz edildigini hic duymamistim ve oldukca ilgimi cekti.

    zaten film, ikinci dunya savasindan cok, hitler'in cokusu ve cokusunun yarattigi psikolojiyi anlatiyor. boyle bir filmde de ufak tefek seylerden senaryolar uretmemek kacinilmaz. ben de kacamadim, urettim. mutluyum.

    sonunu da boyle baglayabildigim icin baya rahatladim.
  • savaşın manasızlığı üzerine bir deneme daha.

    --- spoiler ---
    magda goebbels'in nasyonel sosyalizmi anneliğinin bile üstünde tutması, tüm çocuklarının yaşama haklarını, bir programlanmış bir android edası ile sessizce ellerinden alması, bir nazi generalinin intiharından evvel içtiği son sigarayı, 20 saniye sonra öleceğini bilmesine rağmen, söndürme ihtiyacı hissetmesi, hitler'in eva braun ile evliliği esnasında bir yandan sekreterinin onun vasiyetini hazırlaması, diğer yandan evlendirme memurunun "ırkınız saf mı hitler efendi?" soruları ile prosedürlere sadık kalması ilk anda akla gelen sahneler gözümde.
    --- spoiler ---

hesabın var mı? giriş yap