şükela:  tümü | bugün
  • kanser adayıdır.
  • geçenlerde yöneticim "iş yerinde en iyi arkadaşın kim?" diye sordu.

    "iş yerinde arkadaşım diyebileceğim kimse yok" diye cevap verince garipsedi, oysa ki garipsenecek bir durum yoktu. çünkü güvenebileceğim tek bir insan yoktu. arkadaşlık güven esaslı olmalıydı, ama iş yeri bu kişiyi bulabileceğin en son yerdi.

    oysa arkadaşlık sarılmaktı. bunu henüz 3 yaşında olmayan bir ufaklık öğretmişti.
    (bkz: #72240860)

    arkadaşlık canın sıkkınken arayıp konuşabileceğin, bir anda atlayıp yanına gidebileceğin kişiydi. bense bu hissi yitireli çok oldu... şuanda derdimi anlatabileceğim bir kişi yok etrafımda. derdimi anlatmaktan da korkuyorum. çünkü dert diye nitelendirebileceğim bir durum aslında yok. olur da içimdekileri anlatırsam ruhumu sıkan bu durum gerçek olur diye de korkmaya başladığımdan gittikçe daha da içime kapanır oldum.

    anlatmaktan korktuğum için tanımadığım, hiç karşılaşmayacağım insanların derdini dinlemeyi tercih eder oldum. anlatmaktansa dinlemek kalbimi ağrıtıyor olsa da kendi dertlerimden kaçmama yardım ediyor.
  • bu konuda münir derman'ın çok sevdiğim bir sözü var. şöyle der *: "kimseye derdini, acını, ızdırabını açma... yan ama tütme! dertlerinden mahlûkata şikâyet etme! rahîm olan er rahmân’ı merhametsize şikâyet etmiş olursun. yazılandan gayri gelmez, iyisi de gelir fenası da."

    derdini hem dinleyecek, hem anlayacak birinin olması insanı rahatlatır ama yediğim kazıklardan sonra gördüm ki anlatmamak daha doğru. dertli insanı dinlerim, derdine derman olamasam da en azından derdini dinleyerek biraz ferahlamasını sağlarım. dertlerimi paylaşmayı ise uzun zaman önce bıraktım. gerek yok.
  • paylaştıkça azalmıyor artık paylaştıkça büyüyor eskisi gibi değil hiçbir şey insanlar da. içini döktüğünle kalırsın
  • kendimi bildim bileli bir derdimi anlatirken hep kendimi kotu hissederim.

    bir kere, bazi seyleri anlatinca "lan ben gercekten boyle bir seyler yasadim" diye bir farkindalik gibi bir sey geliyor. tekrar yasiyorsun sanki, ya da daha gercek geliyor iste ne bileyim. anlatmayarak bundan kaciyorum.

    dahasi da var;

    en yakin arkadasim bile olsa anlatirken karsimdaki insan icin "banane amk" diyormus hissi olur. ben sabaha kadar dinlerim; duygusal da degil mantikli yorumlar yaparim ama isin bu tarafina gecince olmuyor iste. bu da sanirim bir guven problemi.

    bir de tabii karsidakine gore degisen bir durum da var. su siralar pek iyi bir donem gecirdigim soylenemez; hatta lafi bukmeyim, baya bok gibi gunler geciriyorum ve haliyle de anlasilmis. bir arkadas "gemilerin batmis gibi duruyorsun" deyince ık mık etsem de kacamadim. neyse kendimi zorlaya zorlaya bari ozetin ozetini anlatayim dedim, bu sefer de daha benim cumlem bitmeden adam kendisinden bahsetmeye basladi; siker misin, sabaha mi birakirsin arkadas... defalarca dinledigim hikaye yine karsimda. "hee anlatmistin" diyorum, adam durmuyor bile amk. hayir zaten olayin onda birinden bahsedebiliyorum anca, o bile olmuyor. neyse sonra diyorum iste "tamam dogru yoldaymissin" diye ve tekrar basa donuyor her sey.

    tercih mi, yoksa denk mi geldi bilmiyorum ama boyle boyle cocuklugumdan beri efsane bir ketum oldum.

    bundan tam 7 yil once (bkz: #31179005) boyle yazmisim. goruldugu uzere bati cephesinde degisen bir sey yok. donemlik degil, direkt kisilik olarak oturabiliyor bu durum.
  • insanlar sagir oldukca dertler dilsiz olacaktir.

    sebep bu.
  • paylaşınca da beklediğin ilgiyi, samimiyeti göremiyorsun zaten. paylaşmasaydım daha iyiydi diyorsun
  • "kimseye derdimi anlatmam ama kimseden de dert dinlemek istemem"
    hayatta dertlerden daha güzel şeyler var konuşulacak
  • "seni nereye olduğunu bilmeden saatlerce yürüten o derdi
    kime nasıl anlatacaksın?"
  • çünkü dertler insanın zayıf noktasıdır.