şükela:  tümü | bugün
  • kişinin, çevresini olduğundan farklıymış ve kendisine yabancıymış gibi algılaması. yaşananların gerçekliğini hissetmek konusundaki sorunlar yüzünden kişi, kendisini boşluktaymış gibi hisseder.
    ayrıca
    (bkz: depersonalization)
  • dış dünyanın acayip-gerçek dışıymış gibi görüldüğü biçimindeki bir algı değişikliği ya da yaşantı biçimidir.
  • dış dünyanın 2 boyutluymuş, bir resim karesiymiş gibi gözüktüğü dissosiyatif bozukluk.
  • gerçeklikten çıkma, gerçekliğin ve çevrenin değiştiği hissi. bireyin kendini çevresinden ayrılmış gibi veya bildiği çevresini, kendine yabancı gibi algılaması.

    bireyin bu hislerin, sanki - gibi niteliğinden uzaklaşıp katiyet beyan etmesi, psikotik bir süreçte olduğunu gösterir.
  • algının kapılarının surata kapandığı an.bildiğin işkence.
  • boşluk hissi, ama öyle ''herşey boş ve anlamsız, long live heavy metal!'' gibi değil.

    hiçbir şey yok...
  • bir insanın aniden bulunduğu ortama yabancılaşması, donması. kişi kendine "kimim ben?", "neredeyim ben?" diye sorular sormaya başlar. ve işin ilginç tarafı bu durum eğer kişi birisine saati sorar veya ayakkabılarını çözüp tekrar bağlarsa geçer. en azından büyük bir kısmı öyle kurtuluyormuş. bu durumdan müzdarip olan hemen hemen herkesin böyle bir şeyle o süreçten kurtulması çok garip. bu arada tedavi olarak kastetmedim, o an ki sorulardan kurtulup herşeyi hatırlamasına neden olan durumdan bahsettim hani yanlış anlaşılmasın.
  • (bkz: çeken bilir)
  • allah düşmanıma yaşatmasın diye dua ettiğim durumdur."burası neresi,ben kimim,bunlar kim,yaşam ne,bu ne,ben ne yapıyorum" gibi soruların her an beyninizi meşgul etmesi ve işin kötüsü çoğunlukla bir cevap bulunmadığı durumdur.birine anlatsan yaşadığın durumu deli muamelesine yakın bir muamele görürsün,anlatamazsın daha da büyür içinde.arkadaş nedir bunun çözümü?
  • insanı, tam da "bitti çok şükür toparlıyorum derken" en keyifli anında birden bire tekrar yakalayan, en sevdiği mekanlardan nefret ettiren bir tuhaf bozukluk.

    seni neşeli bir anında kedinle mutlu mesut oynarken kel alaka bir zamanda enseleyen ve evine yuvana yabancılaştıran, gerçekliği en olmadık hayallerle çarpık bir şekilde algılatan, sanki sen, sen ve evin de evin değilmiş de 70'li yıllarda, 14 yaşında evlendirilmiş, hiç bitmeyen bir inşaatta çalışan kocası ve hiç büyümeyen çocuklarıyla dağın başına sik gibi yapılmış bir apartmanda yaşayan bir kadınmışsın gibi hissettiren bir tuhaf bozukluk.

    ben bu durumla çok mücadele ettim bu sene. bu yaz bu hastalık benim ağzıma sıçtı. daha evvel 15 yaşımdayken gelip geçmişti de kimseye anlatamamıştım ki bu durumun en sikindirik özelliği de kimseye doğru dürüst aksettirilememesi. yani anlatamıyorsun çevreye yabancılaşma ve algıdaki deformasyonu. eğer bunu veya benzer bir durumu çeken varsa iyi okusun burayı, belki bir çaresini bulabiliriz bir şekilde. ben bunu yaşamaktansa bazen bir mezarda ilelebet yatmayı tercih ederim, anlayın, o kadar nalet birşey bu. ve en rezaleti de "benim" diyen psikyatriste anlatamıyorsun bunu. şizofreniyi anlıyor, bipolar bozukluğu anlıyor, herşeyi anlıyor adamlar ama derealizasyonu (ki bu teşhisi neden sonra kendim koydum ben) anlamıyor adamlar. epilepsiyle karıştırıyorlar (ilgisi, alakası yok, eeg filan paso zaman kaybı bi sik çıkmıyor), başkad da bir alternatif bulamıyorlar. işin kötüsü de bu öyle pis bir durum ki, antidepresanlar zaten tetikliyor bunu. ben hayatımda antidepresanın a'sını kullanmadım, kullanmıyorum ve kullanmayacam çünkü bu algı deformasyonuna antidepresan da çözüm değil. bunu ilaçsız iyileştirmenin bir yolu mutlaka olmalı fakat bunun için psikyatristlerin bu duygu durumunu anlamaları lazım ki işin en bomba kısmı da bunu bizzat yaşamayanın asla anlamayacak olması. adamlar bunu yaşamamış iseler, anlamıyorlar ve anlamayacaklar.