şükela:  tümü | bugün
  • milli reasurans'in alt katinda, kerem gorsev'in eski yerinde acilan bar. duvarlar siyah, dekorasyon kitsch, duvarda bir sushi menusu, tepede donen bir disko topu ve turkce pop muzik. benim gordugum gece in ve cin iceride top oynamaktaydi. omru yetseydi, jacques amca'yi kolundan tutup getirmek isterdim buraya.
  • bize latinesque gecesi adı altında destinys child,snoop dog, gulşen, kenan doğulu, mor ve otesi . . . vb. alakasiz kişiler dinleten super amele nisantasi mekanı.

    (bkz: allah belanizi versin be)
  • http://www.clubderrida.com/

    ve hatta

    http://happyhours.clubderrida.com/ adreslerinden bilgi alinabilecek mekan.
  • artık ismi mekan olan mekan.
  • kirby dick ve amy ziering kofman'ın 2002 çektikleri muhteşem biyografik belgeselin ismi. jacques emmi'yi bu alemde oha falan oldurtan çalışmalardan sayılabilir valla. çünkü iki yönetmen derrida'nın felsefesine öyle içkince bir dil kurmuşlar ki, yapısöküm hakkında sadece o belgeselden bile çok şey öğrenmek mümkün oluyor. feci eğlenceli yaa, feci...

    belgeselde derrida'ya heidegger'in en çok nesini merak ettiğini soruyorlar, yanıtı:

    - seks hayatını...

    derrida'nın kamera önünde sıkıldığını da görmek mümkün. neyse, yani bulursanız kaçırmayın sayın seyirciler. yine neyse yani;
    -reklamcı jargonuyla- "derrida'yı hiç böyle görmemiştiniz"...

    http://www.bianet.org/2003/05/13/18691.htm
    http://www.bianet.org/2003/05/16/19075.htm
  • cnbc-e'de yayınlandığında şöyle bir göz atmıştım. derrida'yı kendi eserinden ziyade hakkında yazılanlardan bildiğimden, o kadarıyla düşünce dünyasına fazla nüfuz etme imkanı olmadığından ve filmini izleyip ordan öğrenme gibi bir lüks de olmadığı için felsefe dünyasını tanıma gayretinden çok adamın halini tavrını görme namına izliyor, artistik yapıyor mu onu kontrol ediyordum. bana efendi bir adam gibi gelmişti. en azından zizek belgeselindeki lacan gibi şekil peşinde değildi. ve kendini halka kabul ettirmek için bu yeterliydi.

    belgeseli bu mantıkla izleyince dikkatimi de şöyle bişey çekti: derrida bir konferansa mı ne gidiyor, binaya varmış, salonun nerde olduğuna bakınıyor falan derken yanına sırt çantalı bir öğrenci yaklaşıyor. muhtemelen, hocam ben kitaplarınızı okudum, çok etkilendim, gerçek bir hayranınızım falan diyor.

    her seviyedeki okulda ve eğitim kurumunda hocaya yanaşmaya, yalakalık yapmaya çalışan insanları biliriz. ama hocaya asılacaksan bile ingiliz sicimiyle asıl, adam yalakalık mesleğini icra ederken burdaki kıçıkırık üniversitelerin yardoçlarıyla falan muhatap olmak zorunda kalmıyor, doğrudan membaında yaşadığından yalakalık yaparken bile büyük oynama imkanına sahip.

    o yüzden diyorum ki, fransa ne kadar güzel bi yer ve derrida ne kadar postmodern bi düşünür.
  • yapısöküm teorisi ile aslında yaşanılan bir çok duruma açıklık getiren, teorisyen, araştırmacı. varolan değerlerin yıkılmasını ve eşitlik ilkesinin uygulanması ile yeni bir yapının oluşabileceğini savunur, beyazı siyahla tanımlamak yerine beyazı beyaz oldugu için anlamak ve yorumlamak gerekir.
  • türkçe'ye çevirisi nihayet yapılmış belgeseldir.

    şuradan izlenebilir.