şükela:  tümü | bugün
  • kuşkusuz, ders vermek'ten farklıdır.

    aralarında şöyle bir fark vardır. ders veren adam, ders alan adamla neredeyse mutlak bir şekilde tahakküme dayalı bir ilişki kurar. ders veren adam eleştirel mekanizmanın önüne set kurar. ders anlatan adam ise, anlattıklarının görece doğru olduğu noktasından hareket eder. dersi alan değil, dinleyen adam ise bunun farkındadır.

    bir örnekle demek istediğimi biraz daha açmaya çalışayım.

    matematiğe dayalı derslerde buna benzer bir tahakküm ilişkisini bulabilirsiniz. hoca gelir. tahtaya kimi matematiksel işlemlerden müteşekkil öğretileri yazar, öğrenci bunları defterine kaydeder. öğrenci burada tam bir "alık" konumundadır. itiraz edebileceği yahut eleştireceği her türlü araçtan yoksundur. tahtada yazılanlar totolojik olmasından mütevellit, itiraza yahut eleştiriye kapalıdır. hoca öğrencisine ders vermektedir.

    matematiğe dayanmayan derslerde ise başka türlü bir ilişki söz konusudur. öğrenci, gündelik yaşantısından verebileceği örneklerle, hoca tarafından daha sonra geçersizleştirilecek dahi olsa, anlatılanlara karşı durabilir. ve dahası, kimi zaman, bu itiraz ve eleştirileri, eğer doğru düzgün gerekçelendirilecek olurlarsa, hoca tarafından makbul ve muteber addedilebilir. itiraz ve eleştiriye açık bir derstir söz konusu olan.

    fakat iş bu kadarla bitmiyor yazık ki.

    birinci türden dersleri yoğunlukla alan adam, eğer başka türlü bir düşünme biçimi ve tarzına aşina değilse, çok büyük ihtimalle, yaşamının daha sonraki dönemlerinde, maruz kaldığı ilişkiyi başka alanlarda yeniden üretme temayülü gösterecektir. yani nasıl hocası kendisi üzerinde tahakküm kurmuş ise, aldıkları neticesinde, kendisi de ya öğrencileri yahut çalışanları üzerinde benzer bir tahakküm ilişkisi kurmaya meyledecektir. bunun en açık örneğine son on yahut on beş senedir, iktisat çıkışlı öğrencilerde rastlıyoruz.

    ikinci olarak da şunu söylemek istiyorum. derste ders verenin mutlak mütehakkim, ders alanın ise kati surette alık olduğu durumlarda dahi, verilen ve alınan, kesin şekilde "toplumsal ve tarihseldir". yani, verilen ve alınan, egemen ideolojinin, başka bir deyişle, hakim düşünme geleneğinin ve ilişkisinin dışında ve ötesinde değildir. fakat yazık ki, ne dersi veren hoca ne de dersi alan alık bunun ayırdında değildir. böyleyken dahi, bu ideoloji ve bu hakim ilişkinin seçkinleri bundan kazançlı çıkacaklardır.
    ....

    koç holding'in kariyer günlerinde koç'un son derece yeknesak bir üslupla tanıtımını yapan kadına "afedersiniz bunu siz mi düşünürdünüz? bu elimdeki koç taşşağı" diyen adamın yaptığı, ders veren'e değilse de, dersi alan alıklara, ders vermektir.
  • ozellikle sinavlar oncesinde, lisans ve yuksek lisans ogrencilerine verilen tekrar dersleri bu kategoriye girer. bir asistanin ders verirken amaci, dersi hocadan alanlara anlamadiklari noktada yardim etmektir. dolayisiyla; hocalar gibi catur cutur tahtaya denklem yazip cocuklara iskence cektirmenin bir anlami yok. onun yerine, genel bir tekrar yapip anlasilmayan noktalar uzerinde tartismak ve denklemlerin, grafiklerin ardindaki mantigi anlatmak daha onemli.
    ders anlatmak, aslinda oldukca zor bir is. zira, anlatilan konuya hakim olmayi gerektiriyor. bilmediginiz ya da emin olmadiginiz bir noktadan soru geldigi zaman, bunu ya cevaplayamazsiniz ya da uyduruk bir cevap verip milletin kafasini karistirirsiniz. ki, son secenek bir ogrencinin basina gelebilecek en kotu seydir. konuyu daha iyi anlamak icin geldigi tekrar dersinden, kafasi iyice karismis sekilde cikar gider. sonra da haliyle asistana kufreder ve ne kadar kotu oldugunuzdan bahsedip durur orada burada.
    bunu engellemenin yolu var elbette, tekrar derslerine calisip gitmek. asistanin veya hocanin ders calismasi gerekmez diye bir sey olmadigina gore; sorumluluklarini yerine getirmek isteyen bir anlaticinin dersine calismasi sarttir! elbette, bu konuda ustat degilseniz ve yillardir ayni dersi ayni sekilde anlatmiyorsaniz...
    ayrica, ders anlatmak yetenek isidir. herkes, bildiklerini akici ve anlasilir bir sekilde anlatamaz. yani, bir konuda doktora yapmis olmak sizi iyi bir ders anlatici yapmaz. bu konuda calismak gerekli ve pratik yapmak sart. sonucta her sey ogrenilebilir olduguna gore, iyi bir ders anlatici haline gelmek de ogrenilebilir. dersleri ogrenciler icin eglenceli kilmak, derse calisip gitmek ve ogrencilerle arkadasca ama seviyeli bir iliski kurmak dersinize olan ilgiyi arttiracaktir.
  • yıllar süren öğrencilik hayatından sonra, ders dinleyenden ders anlatan konumuna geçme hali. ilk anlaşılan şey sınıfta, öğrencilik yıllarında nasısa hoca bana bakmıyor zannedilerek vıdı vıdı konuşmanın, kakari kikiri yapmanın ne kadar mankafalık olduğu. hoca perspektifinden her şey görülüyor; kim konuşur, kim alakasız, kim tüm varlığı ile dinliyor ve kim samimi kim değil. her şey an be an ortada.
  • soru üzerindeki aktif beyin sizde, pasif beyin ise ders dinleyendeyse yanlış yapılıyordur. anlatan kişi sadece yönlendiren olmalıdır.
  • sizden 10-15 yaş büyük öğrencileriniz olunca, çok daha zevkli hale gelen olay.
  • ders dinlerken keşke olsa ya da aman ne sıkıcı dediğiniz şeylerden uzakta birşeyler anlatma hatta anlaşılmak istenme çabasıdır. istersiniz ki kimse telefonla oynamasın, pencereden dalmasın, arada birbirine sırıtmasın herşeyi öğrensinler. tabii her zaman öyle olmaz.
  • bu konuda ne kadar başarısız olduğunu çok net anlarsın. en azından dersin sonunda.

    şöyle bir örnek verelim:

    hoca: let us stop here and see you next week.*
    öğrenci: god bless you.*
  • herkesin en azından temel seviyede sahip olması gereken bir yetenektir. diğeri de başkalarının da gördüğü üzere ders vermektir.

    çocuk yetiştirecek herkes, az buçuk öğretmenlik bilmelidir ki toplumumuzda bugün var olan hayvanlar bir sonraki nesilde olmasın.
  • yeni gelisen egitim teknolojileri ve yapilandirmaci egitim kuramlari sayesinde neredeyse hayatimizdan cikmak uzere olan aktivitedir.
    soyle ki, teknolojinin gelismesi, akilli tahtalar ve tabletle egitim gibi kavramlar her ne kadar hayatlarimizda yeni olsa da, iddiali orta ogretim kurumlarinca cok fazla sahiplenilmekte, gerek dersi anlatmakta olan egitimciye gerekse ogrenciye verilen egitimlerle bu teknolojilerin yayginlasmasi beklenmektedir. okullardaki siniflarin dizaynlari bu hedef dogrultusunda yapilmaktadir. yapilamdirmaci egitim metodlarinin da hayatimiza girmesiyle birlikte, öğrencinin artik pasif-alan konumundan cikip, aktif-kesfeden-yasayarak ogrenen konuma gecmesi hedeflenmekte, dolayisiyla ogretmenin klasik ogretme metodlarini terk etmesi istenmektedir. bu durumda, bu klasik tekniklerin belki de en klasigi olan duz anlatim, yani ders anlatma denen sey de zamanla tarihe karisacak gibi durmakta.
    uyaricilarin bunca cesitlendigi, gorsel imaj zenginliginin icine dogan, coklu, cesitli ve ilginc uyaricilarla ancak dikkatini toplayabilen bu nesile, bir bicimde bir seyler ogretmenin zorlugu tabi ki malum. duz anlatim gibi eski tekniklerin yetersiz kalabilecegi de ongorulebilir lakin, kimi alanlarda klasik egiitm metodlarina, belki biraz gelistirerek ve cesitlendirerek basvurmak da elzem. ornegin felsefe ve edebiyat ogretimi gibi, tartisma, soru cevap, diyalog yontemleri olmazsa olmaz metodlari, tabletteki bir uygulama ugruna hice sayamayiz. bu alanlar icin temel kavramlarin ogrenilmesi ve yerlesmesi icin oncelikle ogretmene, ders anlatimina ve tekrar tekrar tartismaya gereksinim var. kaldi ki bu derslerin asla ders saati sayisinda yetistirilemeyecek yogunluktaki mufredatlari geregi, ders anlatiminin zaman acisindan ekonomik bir yontem oldugunu da goz ardi edemeyiz. ayni sekilde ogrenciyi dinleme aliskanliklarinin gelismesi bakimindan da egittigini dusundugum ders anlatma, kanli canli bir sinif ortami da sagliyor. teknolojinin ele gecirdigi sogukluktansa, bu kanli canliligin ogrenci tarafindan da tercih edilecegi ve zaten ediliyor oldugunu da gozlemliyoruz. son model egitim teknolojilerinin kullanildigi, ogretmenin pasif rehber konumunda oldugu bir takim derslerde, ogrencinin ise konusma, fikrinin alinmasi gibi ihtiyaclarla geldigi bu dersler maalesef amacina cok fazla ulasamiyor.
    keza ilk ve orta ogretim duzeyindeki yapilanmalar, "cok gelismis" teknolojik siniflar, ders anlatmayip, kesfi bekleyen ogretmenlere alismis ogrenci, universiteye gittiginde dumura ugrayabiliyor. ozellikle sosyal ve iktisadi idari bilim okuyacak ogrenci, ilk ve orta duzeyde alistigi ogretme yontemlerini tabi ki universitede bulamiyor cunku, dinleyip dinlemedigi umrunda dahi olmayan, ninni soyler gibi ders anlatan, kursusunden dahi kimildamaksizin sabit bir hoca profiliyle karsilasiyor.
    egitim politikalarinin bir butun olarak dusunulmemesi, kulture uygunluk ve standartlik gibi kosullarinin hesap edilmeden uretilmesi gibi sorunlar sayesinde, bu ders anlatma mevzuu da kurumun onlarca problemi arasinda yerini aliyor. yani sorun su: ders anlatma kavramini ortadan kaldirmaya calisirken onerilen yontemler bu kavramdan daha doyurucu degil.
    bu arada, okullar acilsa da soyle doya doya ders anlatsak artik..