şükela:  tümü | bugün
  • yıllar önce boğaziçi üniversitesi öğrenci yurdunda kalmakta olan bugünün büyük yönetmeni.

    dalyarağın biri, o günlerde ortak bir arkadaşlarıyla birlikte kantinde otururlarken masanın üzerindeki dosyanın içeriğini sormuş, aldığı "senaryo" yanıtı üzerine de "senaryo mu, yapma ya, film mi çekeceksin, ho ho ho" gibilerden kendisine yakışır salaklıkta bir yorum yapmıştı.

    zorunlu açıklama : sevgili gammaz arkadaşlar. iki ay önce içinizden birinin yaptığı gibi "derviş zaim'e dalyarak demiş" gerekçeli ispiyon yapmadan önce yukarıdaki entryi bir kez daha okuyunuz. sonra moderasyonun da boşluğuna geliyor, hayatımızın en güzel günlerini çaylak geçiriyoruz.

    zorunlu olmayan açıklama: o dalyarak benim.
  • tabutta rövaşata nuri bilge ceylan ve zeki demirkubuz'un çıkış yaptığı dönemde çıkış yapan filmlerden. fakat derviş zaim aynı şekilde devamını getiremedi. filler ve çimen ve sonrası iyi hoş denebilecek filmler yaptı ama bu filmin gücüne erişebilecek bir iş çıkaramadı. yüzeysel bir yorum olabilir fakat bunun bence sebepleri üstüne şöyle tezlerim var:

    nuri bilge ceylan ve zeki demirkubuz kimi zaman abartılı ve abes gözükse de nasıl çalışacakları ve eserlerini hangi koşullar altında, hangi özgürlükle çekecekleri konusunda çok titiz bir etiğin peşinde oldular hep. avrupa veya amerikan sinemacılarının veya kısaca herhangi bir sinema endüstrisinin gelişmiş olduğu ülkelerdeki sinemacıların kendi sinemasal etikleri konusunda demirkubuz veya ceylan kadar titiz oldukları söylenemez bence. "nasıl canım onlar da sanatçı, onlar da titiz, neden öyle diyosun?" demeden evvel bu etiğin köşetaşlarını tanımlamak lazım: çok büyük bütçeyle ve popüler zevke hitap edecek isimlerle çalışmamak, gişede başarılı olma iddiasıyla ortaya çıkıp kendi başarını veya yıkımını gişeye endekslememek, falan, filan. şimdi dünyanın en kişilik sahibi bir dolu yönetmeni bile bir endüstrinin gelişmiş olduğu ülkelerde kendi arzuladığı çizgiyi nbc veya zd kadar bağımsızlaştıramıyor; yapısal imkansızlıklar var. dahası nbc veya zd kendilerini türkiye içerisindeki kırık dökük yapısal dayatmalara teslim etseler, şimdi çektikleri filmleri belli tavizlerle çekmeye çalışsalar, bunu beceremeyecekler. zira ortalıkta herhangi bir sanatçının itibar edebileceği, beraber çalışabileceği, iyi kötü kalıcı değer ve kalite üreteren bir endüstri yok. onun yerine gündelik kısa trendler, anlık ve bir kalıcılığı olmayan şöhretler ve 90'lardan bu yana yeni teknolojilerin ortaya çıkışı açısından gitgide acemileşen, ucuz efektlerle göz boyamaya alışan, tembelleşmiş, yarım yamalak iş gören bir teknik kadro var. öyle ki tüm 1990'lar boyunca, yani bu yönetmenlerin ortaya çıktığı dönem boyunca türkiye'de ismi bilinen, meraklılarca tanınan tek görüntü yönetmeni "şöhreti" vardı ülkede: uğur içbak. 1980'lerde yeşilçamın iflasıyla işi sette öğrenenler bir kenara çekilmişti. "okullular" ise okullarındaki yetersiz teknik imkanlardan dolayı oluşan pratik açıklarını müzik videosu ve televizyon dizisi setlerinde kapatıyorlardı (!). böyle bir jenerasyonun çalıştığı nispeten büyük bütçeli ve yerli pazar için çekilmiş filmlerde de aşırı color correction ile benzeri ucuz efektlerin kullanımıyla esasen kendi yaptığı işe değer veren ve işine gururla bakan her insanın yüzünü kızartıcak kolaycı "numaralarla" gün kurtarılıyordu. müzik desen, yeşilçam film müziklerini mumla aratacak kitsch bir fahir atakoğlu soundu her dizide, her filmde kusturacak ölçüde. durum buyken nbc veya demirkubuz gibi yönetmenler, filmlerine bu tarz olumsuzlukların, eksikliklerin bulaşmasını önlemek adına "bağımsızlaşmak", yani oynadıkları alanı daraltmak durumundaydılar.

    derviş zaim ise bana kalırsa tabutta rövaşata ardından şöyle bir sanıya kapıldı: "bu filmi yaptıktan ve şartlarımı düzelttikten sonra kaliteli ve izleyiciyi çeken türk filmi yapabilirim." fakat tabutta rövoşata sonrası yaptığı filmler el emeği göz nuru açısından başka ülkelerde yapılan muadillerinin çok gerisindeydi, atıyorum "filler ve çimen", fena bir politik gerilim değildi, ama bence olmayı arzuladığı dört başı mamur politik gerilim olabilmekten uzaktı: alan j. pakula'nın, costa gavras'ın, sydney pollack'ın filmlerinin ustalığına uzaktı. hayatı boyunca gerilim filmi kesmiş montajcılar, hayatı boyunca gerilim filmi çekmiş kameramanlar, hayatı boyunca böyle filmlerde çalışmış sanat yönetmenleri, prodüktörler olmaksızın, tekerleği baştan icat edercesine bir otör titizliğiyle çekilmişti bu film. bu yüzden film geniş seyirci kitlelerinin ilgisini çekecek avamlığa da sahip değildi: kitleler kurtlar vadisi tarzı politik gerilim hikayelerini daha çabuk benimsiyorlardı.

    sonuçta "türkiye standartlarına göre eli yüzü düzgün bir politik gerilim" vs çekmek tek teselli olarak kalıyor. "neden bizim de bir politik gerilimimiz olmasın? neden bizim de bir gençlik komedimiz olmasın? neden bizim de bir aksiyon filmimiz olmasın?". bağımsızlığın kaybı bu soruyla başlıyor; çünkü mahsun kırmızıgül bile bu şekilde film çekiyor: "dünya standartlarında bir aksiyon filmi çektik!". cem yılmaz komik ama vasat işçiliğe sahip filmlerini aynı zihniyetle savunuyor: "neden biz de uzayda geçen bir komedi çekemeyelim?". derviş zaim gibi bu zihniyeti daha saygıdeğer ve seviyesi yüksek bir şekilde gerçekleştirmeye çalışanlar da aynı duvara tosluyorlar bence: filmleri durmadan görmezden gelmek zorunda kaldığımız ufak tefek olmamışlıklarla bezeli.

    derviş zaim'in ilk müthiş çıkışının ardından gitgide sönümlenmesinin arkasında böyle bir arka plan var gibime geliyor.
  • kendisini bogazicinde orta kantinde yıllarca teksas tommiks okurken görmüş, ilerde ünlü olacağını hesaplayamamışımdır.
  • "uluslararası sinema entelijansiyası bize der ki ya minimalist iş yapacaksın ya da realist. yapı ile oynayamazsın, yapı ile oynamak senin harcın değil diyorlar bize. böyle olunca minyatür, hat, gölgeler suretler’deki arayışlar onların beklentisine uymadı. ben ıslah edilmiş öteki değilim. ötekini isterler ama ötekini ıslah etmek isterler."
  • cumhurbaşkanının iftar davetini geri çevirmeyenlerden. "sizin ben" diye başlayan bi' küfür var ama ben etmiyorum. bokunuzda boğulun.

    http://haber.sol.org.tr/…leriyle-iftar-yapti-122560
  • sinema sevgilim programının "yönetmenin seçtikleri" bölümünde şu 3 filmi önermiştir;

    (bkz: the kid)*
    (bkz: roma citta aperta)*
    (bkz: l'annee derniere a marienbad)*

    ( şu adresten röportajın tamamı izlenebilir; http://www.youtube.com/watch?v=5xaq-j9jykc 05:28'den itibaren. )
  • son dönem türk sinemasinin en önemli yönetmenlerinden biridir kendisi. (hatta 2 sinden biri demek yanlis olmaz sanirim).yaptgi her film beni tamamen baska bir boyuta sokmus, içten içe kiskançliktan çatlamama sebep olmustur hep, yada acaba bir gün bende böyle bir sey yapabilicekmiyimlere.
    dervis zaimagaoglu,istanbul bilgi üniversitesinde geçtigimiz sene itibari ile lisans ögrencilerine directing for film dersini vermeye baslamistir.en önemli kisilik özelligi alçak gönüllügü ve kompleksizligidir, bunun yaninda çok sistemli, çok-hatta bazen fazla- gerçekçi ve dürüsttür,çok kibardir ama bu sikici bir kibarlik degildir,içtendir.ve bu kadar içten oldugu için yaptigi hersey size gerçek gelir.kendi yaptigi ise bile bu kadar tarafsiz bakan bir insan görmezsiniz.yapimci yönetmen görevlerini ve sürtüsmelerini anlatirken, yapimcinin yapmasi gerekenler sunlardir sürekli hayir demelidir, para harcamamalidir,söyle olmalidir böyle olmalidir diyip ardindan 'son filmimde 400 kutu film harcadim' diyerek imamin dedigini yap yaptigini yapma örnegi verecek kadar da açik sözlüdür.
    dersine girip, kendisiyle karsilikli çay içip sinema üzerine birazcik konustuktan sonra ilerde böyle biri olurum umarim demekten alamazsiniz kendinizi.
    kendisinin 'eger bir filmde hiç bir hata yoksa o filmi çöpe at' sözleri hayatimin sonuna kadar kulaklarimda yankilanicaktir.
  • 1964 kıbrıs doğumlu televizyon yönetmenliği de yapan yönetmen. ares harikalar diyarında diye bir kitabı var, tabutta rovaşata diye de (bence türk sinemasının son dönemdeki en iyi filmi) bir filmi. üretkenliği hakkındaki bilgim bu kadar. izini sürmekteyim.
  • altyazı aylık sinema dergisinin 78 *ve 79 *uncu sayılarında günümüz türk sinemasının derli toplu bir değerlendirmesini yapmış yönetmen. söz konusu inceleme yazısında sinemanın beslendiği finansal kaynaklar, batı gözündeki temsil ve üretim biçimleri üzerine değerlendirmelerde bulunmuş; üretimin içinde bir isim olarak konumlandırmalar yapmıştır. alınız okuyunuz.
  • abd’de düzenlenen 10. boston türk film festivali’nde 'türk sinemasında mükemmellik ödülü'ne layık görülmüş. daha önce bu ödülü alanlar arasında zeki demirkubuz, reha erdem, nuri bilge ceylan ve yeşim ustaoğlu var. http://bit.ly/hptfbk