şükela:  tümü | bugün soru sor
  • kendisi bir nöroloji uzmanı olup, migreni gerçek anlamda tedavi edebilen bir doktordur. düzenli olarak tv programlarına çıkıp, konuyla ilgili açıklamalar da yapmaktadır. bu sebeple de çok tercih edilen ve özellikle migren hastalarının mutlaka ziyaret etmek istediği bir hekim.
    websitesi: derya uludüz
    katıldığı bazı programlardan örneklere de websitesinden erişilebiliyor.

    böyle her şey çok hoş çok güzel görününce, ciddi bir migren hastası olarak iletişime geçmek istedim. mail attım dönülmedi. defalarca aradım ya telefona bakılmadı ya da meşgule verildi (bir nevi yüzüme kapatıldı).
    günlerce süren bir uğraş sonrasında vazgeçtim, sanırım artık hasta kabul edemiyor yoğunluktan sandım.
    şaşırtıcı bir şekilde bir kaç gün sonra telefon geldi, aralık ayının sonlarına doğruydu. telefondaki hanımefendi, doktorumuzun randevu takviminin çok dolu olduğunu, en erken mart ayı için bana yer verebileceğini ve telefonumu not ettiğini, eğer bir randevu iptali olursa beni arayacağını söyledi. çare yoktu bekleyecektim çünkü migreni çekmektense her hangi bir tarihte olan randevuyu kabul ederdim.

    bir kaç gün sonra tekrar bir telefon aldım, telefondaki hanımefendinin doktor hanımın asistanı olduğunu öğrendim. kendisi de, maalesef haziran ayına kadar cerrahpaşa'da doluyuz, randevu veremiyoruz. ama eğer isterseniz doktorumuzun kendi muayenehanesinde de yardımcı olabiliriz, fakat muayene ücretimiz 650 lira dedi. peki dedim, diyelim ki ben bu şekilde gelmek istedim, çalıştığım için izin almam gerekiyor, dolayısıyla oraya gelebilmek için saati bilmem gerekiyor ve yerini de bilmem gerekiyor, ona göre ayarlamaya çalışırım. cevaben, yer olarak belli olmadığını, randevudan bir kaç gün öncesinde aranıp yeri bildireceklerini, muayene için en erken 15 ocak saat 15:00'e gün verebileceklerini söyledi. kusura bakmayın ama ben çalıştığım için maalesef sizin istediğiniz her hangi bir zamanda gelemiyorum, kendim randevu takvimini görüp, ona göre karar vermeyi tercih ederdim ama olmuyorsa olmuyor dedim. ve gitmekten tamamen vazgeçtim. çünkü insanların canı bu kadar değersiz olmamalı. hem telefon edip, hem mail atıp derdini anlatmaya çalışan, ciddi migren atakları geçirdiğini söyleyen birine yapılan muamele bu. 650 lira verip, hem de doktora uygun olan saatte uygun olan yerde olacak olan hasta en erken 2 hafta sonrasına randevu alabiliyorken, bu randevuyu kabul edemeyen veya bunu ödeyecek parası olmayan hastanın canı cehenneme, zira ne bir sonraki randevu tarihi net, ne de kiminle görüşüp bu randevuyu belirlediğiniz net.
    yazık yani. bunca insan neden uzman oluyor ki o zaman madem işimize yaramayacaklar? diyecek bir şey yok.
  • istanbul üniversitesi cerrahpaşa tıp fakültesi nöroloji ana bilim dalı nöroloji, algoloji ve vasküler nöroloji uzmanıdır. aynı zamanda inme hastaları dernek başkanı, aynı zamanda dünya baş ağrısı derneği çocuk baş ağrısı yönetim kurulu üyesi, aynı zamanda çocuk baş ağrısı çalışmaları dünya koordinatörü, aynı zamanda dünya baş ağrısı derneği çekirdek grup üyesi, aynı zamanda beyinder beyin damar hastalıkları hasta derneği kurucu başkanıdır. (höh, nefesim yetmedi lan)

    son zamanlarda deniz bayramoğlu'nun programının gediklilerinden olmuştur. çünkü alanındaki birkaç isimden biridir. özellikle baş ağrısı konusunda türkiye'deki otörlerin başında gelir. hele çocukluk dönemi baş ağrılarında onun üzerine bir isim yoktur.

    iddia edildiği gibi kesinlikle muayenehanesi yoktur. muayenehane hekimliği hiç yapmamıştır. bir ara dernek faaliyetleri için üniversitede özel bir randevulu sistemle ücretli hasta baktığı bir dönem olmuştur ancak o paralar da kendi cebine değil derneğe gitmiştir.

    aşırı yoğundur, randevu almak gerçekten zordur. hatta bazen çoook yüksek makamlardan gelen muayene isteklerini bile geri çevirebildiği olmuştur. çünkü bir yandan üniversite hocalığı, bir yandan dernek başkanlıkları yönetim kurulu üyelikleri koordinatörlükler vs; başını kaşıyacak vakti yoktur gerçekten.

    şeker gibi bir insandır. hoca egosu, kaprisi gibi şeyler onun üzerinde hiç durmaz çünkü onca akademik kariyer ve titre rağmen çok sıcak kanlı cana yakın tavırlarıyla o ciddi havayı birden dağıtıverir. son zamanlardaki hızlı parlayışı kendi camiasından pekçok kesimi rahatsız etse de klasik türkiye yapısı içinde çok da şaşılacak bir durum değil aslında.
  • kuzenimle şöyle bir geçmiş yılın bize yaşattıklarını konuşurken bir baktık ki sohbetimizin ana konusu bir dönem kuzenimin hayatını alt üst eden çekilmez hale getiren migren atakları.
    ve ben de dedim ki gözümüzün önünde perişan olan kuzeniminle benzer şeyleri yaşayan ve sevgili doktorumuz prof.dr.derya uludüz’den çok şey uman migren hastalarına bir yeni yıl hediyesi vereyim.
    kuzenimin bir buçuk yıl süren ve hayatını kabusa çeviren günlerini şöyle bir özet geçeyim faydalansın migrendaşlar:)
    öncelikle derya hocanın muayenehanesi yok ama kuzenim 2017 eylül ayında cerrahpaşa’dan emekli bir doktorun muayenehanesinin bir odasında derya hocaya muayene oldu 600 tl karşılığında sonra cerrahpaşa’da hastası oldu yaklaşık dört ay boyunca.
    yani hocanın özel muayenehanesi yokmuş da varmış.
    eylül ayındaki randevusunu da üç ay önce haziranda almıştı eğer cerrahpaşa’ya gitmek isterse aralıktan önce boşluk olmadığı söylenmişti.
    neyse tedavi başladı...
    kuzenim ilk muayeneden çıkar çıkmaz beni, annesini , kardeşlerini sevinç çığlıklarıyla aradı.
    derya hocayı çok sevmişti ve güvenmişti. o’nun ızdırabına aylarca tanık olan biz de havalara uçmuştuk derya hoca gerçekten de çok cana yakın, egosuz, içten, donanımlı ve özgüvenli gelmişti ona. bana anlattıkça ben bile tanımak istedim böyle ulu bir kadını, düşünsenize dermansız gibi görünen derdinize derman olabileceğini söylüyor, hali tavrı yaklaşımı da muhteşem daha ne olsun.
    ve kuzenime üç ay süre vermiş. hemen değil ama seni iyileştireceğim bana üç ay ver demiş..
    aylardır acı çeken kuzenime göre üç ay ne ki? sevinçle hemen hocanın dediklerini yapmaya koyuldu.
    hoca ilaç tedavisine karşıydı ve bu bizim için muhteşemdi. bir sürü tahlil yapıldı bu süreçte. hoca ve ekibi bütüncül tıp’a inanmışlardı. ekibinin içinde bir de psikolog vardı. ağrı terapisine ihtiyacı varmış kuzenimin ve indirimle yardımcı oluyormuş sevgili psikologumuz ayhan bingöl.
    indirimle seansı 300 tl’ye ayhan beye gitmeye başladı kuzenim.
    kuzenimin yaşadıklarına göre 600 tl 300 tl hiçbir şeydi ve her şeyi yapmaya hazırdı. zorlu bir süreç başladı.(bu arada yaz aylarında yaptırdığı akupunktur sayesinde migren ataklari ve şiddeti biraz azalmıştı derya hoca ile tedaviye başladıklarında)
    ...
    blokaj yapıldı hiçbir şey değişmedi hatta ataklar artmaya ve şiddetlenmeye başladı yeniden. botoks yapıldı daha da kötü oldu.bu süreçte ayhan bey ve derya hoca da gerçekten kuzenimle çok yakından ilgileniyorlardı gece gündüz demeden telefonlarıma çıkıyor ve ellerinden geleni yapıyor görünüyorlardı, kuzenim onlara hala çok güveniyordu.
    kuzenim bu süreçte ilaç tedavisinden çok korkuyordu ona yan etki yapacak zaten kalitesi çok düşük olan günlük yaşamını daha da zora sokacak ilaç istemiyordu neyseki hoca da böyle düşünüyordu son çare ilaçtı.
    gel zaman git zaman sonunda ocak 2018’de derya hoca ilaç tedavisine başlama kararı aldı bundan çok korkan ve çaresiz kalan kuzenime de yan etkisi olmayacak sözü verdi.
    bir çare ilaçlara başladı kuzenim; “rexapin” ve “topamaks”.. artık biz de ezberledik bu süreci maalesef.
    31 aralık 2017 gecesi evlenme teklifi alan ve haziranda evlenecek olan kuzenimin yaşamı ilaçları kullanmaya başladıktan sonra altüst olacaktı da bunu o dönem bilemedik tabi.
    huzursuzluk, donukluk, depresif hal ve anksiyete gibi yeni bir ruh haline bürünmeye başladı. etkilenmemek için ilaç prospektüslerini okumuyordu ama ilaç yan etkisi olduğundan emindi.
    bu süreçte ayhan bey ve derya hanımla çok sık haberleşıyorlardı ancak derya hoca ilaçlara devam etmesini konusunda ısrar etti kuzenim de ısrarıyla topamaksı bırakmaya karar verdiler sonunda ancak durum iyice kötüleşmeye başladı.
    ağrılar azalmaya başladı ama kuzenimi de tanıyamamaya başladık. evlenme arifesinde mutlu ve heyecanlı olması gereken kuzenim huzursuz ve endişeliydi gittikçe de kötü oluyordu. bu süreçte talihsizlikle bir de miyom teşhisi ile ameliyat olması gerekti.
    ve ameliyata beş gün kala ayhan beyi ve derya hocayı ilacı bırakmaya ikna etti çünkü artık öleceğini düşünmeye başlamıştı anksiyete çok artmıştı ve dayanamıyordu. ameliyat süreci de tüm olayların tuzu biberi olmuştu..
    ...
    tüm bu süreci birebir görüşmelerde telefon ve maillerde çok rahat iletişim kurduğu ayhan bingöl ve derya uludüz ile yaşadı. derken aynı günün öğleden sonrasında derya hocadan kuzenim hep buz gibi bir mail geldi.

    hep canım cicim olan iletişim ...hanım ile başlayan bir maille son buluyordu..
    ve mail şuna benzer cümlelerle devam ediyordu ; hastalarımızın maalesef %50 ya da 60 ına dokunabiliyoruz size en zor hastalarımızdan biri olduğunuzu söylemiştik. maalesef size bu süreçte bir faydamız olmadı migreniniz ilaçlara dahi direnç gösteriyor. bir başka hekime gitmenizi öneririz. iyi günler dilerim.
    prof dr derya uludüz
    oysa ki ilk görüşmede türkiye’de tek ekip olduklarını uluslarası platformda türkiye’yi temsil ettiklerini söyleyerek aynen şu cümleyi kurmuşlardı; seni bizim dışımızda iyileştirecek hiç kimse yok türkiye’de.
    kuzenim can havliyle psikoloğu ayhan bingöl’ü arayarak durumu anlatmış ve ayhan bey de şaşırmıştı. derya seni iyileştiremediği için çok üzülüyor, kızgınlıkla yazmıştır seni hiçbir yere bırakmaz yakında seni arar demiş..
    ...
    ve o günden sonra kuzenimi arayan soraaan olmamış! ne sayın prof.derya uludüz ne de sayın psikolog ayhan bingöl!...

    onlar ermiş mi muradına bilmiyoruz ama biz çıktık kerevetine ve bu masal da burada böylece bitmiş...

    herkese mutlu yıllar:)

    not: bana bunları yazdıran, kuzenimle sohbetimizin ana konusu şuydu; doktor ya da psikologların mesleki yeminleri neydi? bir hastayı bu şekilde terketmek ne kadar etikti? binlerce kişinin umudu olan insanların sosyal sorumluluğu, vicdani sorumluluğu olmalı mıydı yoksa doktor ya da psikolog dahi olsalar robotlaşmış mıydı? yoksa burası türkiye miydi böyle mi demeliydik? tıp emekçilerinin de kapalı çarşıda turist kafalamaya çalışanlardan bir farkı olmalı mıydı?
    ...
    ha bir de merak edenlere söyleyelim kuzenimin bu yaşadıkları kötü durumlar gerçekten kullandığı ilacın yan etkileriymiş. maalesef o ilaçlar yüzünden ameliyattan sonra çok kötü günler geçirdi, çoğu kısmına bizzat şahidim ama kuzenim çok şükür onları da atlatmasını bilmiştir. şu anda normal bir migren hastası kadar ve az şiddette ağrıları olmaktadır. ama herkesin tedavisi farklıdır diyerek burada paylaşmama kararı aldım.
    yani demem o ki abi bi’ hastaya seni bizden başkası iyileştiremez türkiye’de deyip sonra ben sana yardımcı olamayacağım artık demek ne demek. bir doktor olarak bunun yolu ve üslubu bu mudur? bence değildir. gece gece hatırlayıp canımız sıkıldı yine.

    son olarak, cerrahpaşa ekibinin iyileştirdiği yüzlerce binlerce hasta vardır, kuzenim sadece minik bir örnektir ve kimseyi son çare olarak görmeyin kimseye hiçbir ekibe hiçbir hastaneye umut bağlamayın araştırın ve iyi olun. sevgiyle...
    bu migren de ne beter şeymiş arkadaş, yasaklansın!
  • "küçük balıkta civa yoğk'" diyerek devam ediyor. hepsi gibi o da oytunu sevemedi. oytun işi bırakıyor standup yapıyor, ondan heralde.
  • habertürkte gerçek fikri ne? programında oytun erbaşa nasıl tahammül edebildin be ablacım adam resmen recep ivedik gibi konuşuyor.
  • an itibarıyla sabır taşı misali oytun erbaş'a tahammül gösteren nörolog.
  • ekşide övüldüğünü duyunca web sitesini inceledim. gördüğüm ilk cümle şu oldu: "beynimiz mükemmel bir yaratılışın ürünüdür" bunu diyen diyanet işleri başkanı değil "doktor".
    neyse uzmanlık konum ile ilgili yazılarına göz attım ve büyük bir cehaletle karşılaştım. "margarine trans yağ eklenir" ve "sorbitol eklenen gıdalar şekerlidir" sözlerinin ardından dayanamadım ve siteyi kapattım.

    suç kendisinde değil cahilleştirilen halkın bilinç altına bu yanlış bilgileri yerleştirten tv kanallarında, alkolü, sigarayı tvden yasaklayıp bu, yavuz dizdar, karatay gibi tv "doktor"larını konuşturan rtük te, en çok da konunun uzmanı olarak orada bulunup bunları eğitemeyen gıda ve beslenme profesörlerinde.
  • ilknur menlik kişisine tahammül edebilmiş aşmış oranda sabırlı bir kadınmış. kadın sürekli söz kesip, çemkirdi. diğer tarafta ukala ve saygısız tavırlarla oytun erbaş.
    ben yerinde olsam yayını terkedip giderdim.
    kendisine burdan yazmak istiyorum. ben kendisinin bilgisine inanıyor ve saygı duyuyorum.
  • habertürk'te dün yayınlanan programda hanımefendiliği ve mütevazi kişiliği ile, gerçek bir bilim insanının nasıl olması gerektiği konusunda ders vermiştir.

    tabi anlayana...
  • başlangıç olarak tanım: alanında türkiye'deki belki de tek isim diyebileceğimiz, hoca titrini sonuna kadar hak eden,sıcakkanlı,samimi, trabzonlu, trabzonsporlu, kendini mesleğine adamış cerrahpaşa tıp fakültesi öğretim üyesi

    insanların bazılarına karşı beslediğiniz hisler sebepsizdir, bu sebepsiz hisleri ancak onları tanıdıkça temellendirmeye başlarsınız.ilginçtir şu ufak ömrümde tanıdıkça hakkındaki kanaatimin değiştiği insan sayısı belki de bir elin parmağını geçmeyecek kadar az sayıda. ister hissikablelvuku deyin, ister bizim burada denildiği gibi sense de clinique bir insanı daha tanımadan hakkında oluşmuş olan yargılarım günün sonunda genelde doğru çıkar. derya hoca da öyle insanlardan biri, hesaplamalarıma göre 2016 ekimde ilk defa dersimize girdi. dersin daha başında mütebessim çehresinden dersin keyifli geçeceği belliydi. ayrıca koca amfiyle olan iletişimi, ders boyunca bize bir şeyler öğretmek için gösterdiği özveri, sıkılmadan dinlememizi sağlamak için araya sıkıştırdığı anılar, tecrübeler, tavsiyeler vs. tüm bunlar işaret ediyordu ki hoca titrini gerçekten hak eden iyi kalpli, gönülden bir insan vardı karşımızda. o günden sonra kendisini ekranda ne zaman görsem benim ekran başında dahi tahammül edemediğim bazı katılımcılara göstermiş olduğu tolerans, en kompleks meseleleri bile avamdan birine anlatabilecek kadar basitleştirmekte göstermiş olduğu üstün beceri bana bir kere daha önyargılarımda ne kadar haklı olduğumu gösterdi. peki ben tüm bunları niye yazdım, şuradaki anonim kimliğin arkasına sığınıp düşüncelerini daha rahat ifade etmek için yakın çevresinden dahi nickini gizleyen hatta dönem arkadaşlarına ifşa olmamak için sevdiği hocalarının başlıklarına yazma işini mezuniyet sonrasına ertelemiş biri niye bu kadar uzun yazar?

    lüzum tamamen şu entry üzerine doğdu (bkz: #84925312)
    resmen iletişim fakültesinde demogoji nedir diye ders niyetine okutmalık,tutarsızlıklarla dolu entry.
    böylesine uzun bir metinde kendi içinde tutarlı herhangi iki cümle olmaması takdir edilmesi gereken bir iş açıkçası.

    girişte hocanın ilaç tedavisini son seçenek olarak gördüğünü söylemiş ,devamında da hastalarının ilaçlardan fayda görmediğini ve ilacı bırakmak için hocaya ısrar ettiklerinden bahsetmiş. ya el insaf, siz tedavide son seçenekten de fayda görmediyseniz hocanın size bu durumu uygun bir dille ifade etmesinde, hatta bir başka doktorun hastanız konusunda daha başarılı olabileceğini belirtmesinde ben tevazu ve nezaketten başka bir şey göremezken siz bunu eleştirilerinize dayanak olarak sunabileceğiniz bir argüman olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? tüm samimiyetimle söylüyorum daha ne yapması gerekiyordu, çok merak ettim. yine girişte derya hocadan çok şey uman"migrendaş"larına yılbaşı hediyesi vereceğini söyleyip güya kolektif fayda için bir şeyler yazacağını belirtmiş fakat metnin sonunda şu an görece rahat hastalarının nasıl bir tedavi yöntemiyle ağrılarından kurtulduğu konusunda herkesin tedavisi farklılaşır bahanesiyle herhangi bir bilgi vermemiş. şu entry'i gerçekten faydalı olmak arzusuyla girmiş bir insanın fayda gördükleri tedavi konusunda da birkaç şey söylemiş olmasını beklerdim fakat muhtemelen niyet farklı olduğundan yazar burayı da es geçmiş. yazar derya hocanın tedavi süresince sürekli ilgilendiğinden, gece gündüz telefonlarına çıktığından da bahsetmiş. sanırım metnin sihirli cümlesi bu, yazar bu cümle ile bakın yiğidi öldürüyorum ama hakkını da veriyorum alt metniyle yorumlarında objektif olduğu mesajını vermeye çalışmış. ama bu cümleye dikkat ederseniz migren gibi kronik bir problem için hocayı gece rahatsız etme potansiyelinde uyumsuz bir hastayı da kolaylıkla görebilirsiniz.ayrıca normal şartlarda 3.basamak olması gereken üniversite hastaneleri neredeyse 1.basamak gibi hizmet verirse, yani hastalar sevkle değil de bireysel başvurularıyla da bu kurumda muayene olabilirlerse, derya hoca gibi talep gören bir hocanın randevularının dolu olması değil dolu olmaması haber değeri taşır. bırak derya hocayı, mr için bile aylarca sonrasına gece saatlerine randevu veriliyor burada. yani buradan da size ekmek çıkmaz.

    ezcümle, entrynizin niyeti çok çabuk anlaşılıyor yazar kardeşim. bir dahakine daha iyi bir kurguyla bekliyorum sizi.