şükela:  tümü | bugün
  • jonas cuaron'un, 7 - 18 ekim 2015 tarihleri arasında gerçekleşecek 59. londra film festivali'nde, sutherland trophy için yarışacak filmi.
    oyuncu kadrosunda, gael garcia bernal ile jeffrey dean morgan dikkat çekiyor.

    imdb

    (bkz: abd-meksika sınırı)
  • alfonso cuaron'un oğlu jonas tarafından yönetilen film.

    pek iç açıcı eleştiriler almadı şimdiye kadar. ortak söylemlerden birisi ilk 20-25 dakikada yarattığı gerilim ve heyecanı sürdürememesi olarak gösterildi. imdb puanı da hali hazırda pek heveslendirici değil.

    benim gibi köpek tarafından kovalanma fobisi olanlar için ürkütücü fragmanı da şurada:
    https://www.youtube.com/watch?v=vet8mhya3vi
  • filmekimi kapsamında izleyip oldukça beğendiğim, gerilim dozu yüksek ve oyunculuklar, senaryo, görüntü yönetmenliği, müzik ve verdiği mesajlar anlamında oldukça iyi olan bir film.

    --- spoiler ---

    o arkadaşa köpek değil de terminatör desek daha doğru olur. köpek fobisi olanlar için izlemesi çok zor bir film olmalı.

    --- spoiler ---
  • tırt. bernal ile dean morgan'ın bu tırt filmde ne işleri var diyordum, yönetmenin babası alfonso cuaronmuş.
  • olumlu yonleri ve olumsuz yonleri olan film.

    --- spoiler ---

    filmin en buyuk artisi, atmosferin basarisi. gerilim dozu mukemmel. ilk sahneden son sahneye kadar heyecanla izletiyor film kendini. cekimler guzel, atmosfer guzel.

    fakat politik bir yonu olmasina ragmen filmin, o yon yeteri kadar derinlestirilmemis. cok fazla sey soylemiyor, suya sabuna dokunmuyor film. irkci amerikali neden meksikalilari oldurmek icin bu kadar caba harciyor? tamam irkci, anladik. ama yine de bir aciklamasi yok. bir insan bir suru insani irkcilik bahanesiyle oldurmek icin neden bu kadar caba harcar, zahmetlere girer; cevap yok. karakter hic derin degil. kendisiyle ilgili hicbir sey bilmiyoruz.

    bu durum meksikali kacaklar icin de gecerli, onlar hakkinda da hicbir sey bilmiyoruz. filmdeki tum karakterler zayif, yuzeysel.

    film gerilim, aksiyon anlaminda cok basariliyken, karakter derinligi ve politik mesaj vermeye calisip da veremeyisi ile sinifta kaliyor maalesef.

    --- spoiler ---
  • şeytandan kaçmak temalı korku ve aksiyon filmi. hem de şeytanın bir de yardımcı hayvanı var.

    filme çok yorgunken girmiştim ama uzun süredir bu kadar hızlı bir 2 saat geçirmemiştim. hatta birkaç gün sonra inferno'yu izlediğimde bu kadar görsel efekte, imax ekranına rağmen bu filmin 10da biri kadar heyecanlanmadığımı farkedip düşüncelere daldım.

    (*) birkaç sahne sonra başlayan şok edici sahneyle birlikte heyecan başlıyor ve biz de koşmaya başlıyoruz.

    (*) sizi bilmem ama adamı önce iyi zannetmiştim ben nedense. bizimkilerin başına kötü bir şey gelecek bu adam onlara yardım edecek sanmıştım.

    (*)bu filmi izlediğim film ekiminde çok başarılı 'başarısızlık' hikayeleri vardı (olli maki'nin en mutlu günü, florence). bu film ise bir başarı hikayesi aslında. asla vazgeçme, plan kur, strateji güt, yapabilirsin! vs. gazları.

    (*) kız yaralandıktan sonra adamın onu bırakmak istemesi oldukça gerçekçi bir sahneydi.

    (*) en sonunda adamı öldür diye bağırasımız geldi saloncak. o sırada işte insanlığımızı kaybetmiştik aslında. biz de adam gibi olmuştuk. öldürmesi gerekmeyen bir yerde öldürmesini dilemiştik içimizden. aynı kendi keyfi için canlara kıyan o cani gibi.

    (*) çekimlere ve akıcılığa bravo diyorum cidden. akıcı sürükleyici bir film çekmek isteyen yönetmen alsın bu filmi sahne sahne incelesin. bir de kaktüs, kuraklık, sıcak ve vahşet, breaking bad ile de beraber artık birbirine bağlandı sanki, neden oldu böyle kuzum? heralde meksika/karteller vs yüzünden hep böyleydi de ben yeni fark ettim.
  • jeffrey dean morgan burada negan rolüne hazırlık yapmış bildiğin. kanka olduğu silahı, sakalı... o "yaylanma" hareketi bile vardı bir yerde.*

    gael reis ufak tefek olduğu için cuk oturmuş rolüne.

    sürekliliği olmasa da gerlilimin dozu çok iyiydi, cuaron jr. potansiyelli bir yönetmen gibi duruyor, göreceğiz.

    6.5/10 çalışır benden.
  • (bkz: gael garcía bernal) için izledim. fakat bomboş, vakit kaybı bir film.
    uzak durun!
    gael garcía bernal'in (bkz: jeffrey dean morgan) ile tracker'dan kaçtığı gibi kaçın!
  • çok çok iyi olabilecekken o kadar da iyi olamamış bir film.

    görüntü yönetmenliği ve gergin tempoyu sürdürme becerisi takdire şayandı fakat senaryosunda herkesin kafasını kurcalayan büyük bir boşluk olması bu güzelliklerin altını oymuş. ucu politik ve insani krizlere dayanan bir konuyu neredeyse apolitik bir şekilde işlemesi de fikirsel temelinin zayıf olduğunu düşündürtüyor. daha doğrusu bence göndermeler yapılmış fakat altı yeterince çizilmediği ve fikirler yeterince işlenmediği için konuya değinilmediğini sanmak işten değil.

    yine de ben bu boşluğa filmi izlerken farkına varamayacağımız, ancak daha sonra üzerinde düşünerek fark edebileceğimiz bir noktadan yaklaşmak istiyorum.

    film, bize izleyici olma olanağı sunmuyor. adım adım, ekrandaki karakterleri gruplara bölüp yalnızlaştırarak ve tempoyu yavaş yavaş artırarak bizi izleyici rolünden koparıp grubun bir üyesi yapıyor bana kalırsa. bu deneyimde objektif bir bakış açısına yer yok yani: taraflıyız, taraf tutmak durumundayız çünkü yönetmen bize başka seçenek bırakmamış. göçmenlerin vahşetle ilk karşılaştığı andan itibarense hayatımız için savaşan, hayatımız için kaçan bir üyeye dönüşüyoruz.

    kötülüğün nerden ve neden geldiğini bilmiyoruz fakat bunu sorgulayacak vaktimiz de pek kalmıyor. grup arkadaşlarımızın hepsi ya bencil, iğrenç ya da en iyi ihtimalle sorumsuz insanlar. böyle bir grupta birbirimizle uzlaşıp, bizi geldiğimiz yere bağlayan bu iğrenç insanlardan kopmamaya, hep beraber kurtulmaya çalışıyoruz. hayatta kalmaya çalışmaktan başımızı kaldırıp da "neden?" diye soramıyoruz, yalnızca korkuyor ve nefret ediyoruz. katilimizle nefret ve korku üzerinden tanışıyor ve onunla böyle bir "samimiyet" kuruyoruz. öyle ki, filmin sonuna doğru birbirimize karşı yaklaşımımızda bir tanışıklık sezilmeye başlıyor. stratejisini bildiğimiz, bir bakışından aklını okuduğumuz ezeli bir düşmanımızmış gibi hem de, oysa birbirimizin konuştuğu dili bile anlamıyoruz!

    filmin başından sonuna kadar yanlış hatırlamıyorsam katilimizin adını hiç öğrenmedik. bizi manipüle etti, koskoca çölde kendi alanına sıkıştırdı bizi. üstüne üstlük kedinin fareyle oynadığı gibi de oynadı. çünkü amerikan sınırında araziyi o biliyordu, silah sahibiydi, aracı ve yardımcısı vardı ve ihtiyacı olan her tür desteğe sahipti. istediği gibi kamp kurabiliyor, istediği saatte de avlanıyordu. sonuçta buralar "onun topraklarıydı", görüyorsunuz ya!

    buna karşın bizim en büyük silahlarımız, yine ancak ondan çalabildiğimiz işaret fişekleri, şanslıysak akıl edebileceğimiz birkaç stratejik hamleden fazlası değil. istediğimiz tek şey, yine onun gibilerin bize reva gördüğü yaşamdan kaçıp ailemize kavuşmak. bunun için en iyi seçeneğimiz ise ölüm kalım savaşı vermek. bana kalırsa amerika ve meksika toplumlarının birbiriyle dolaylı yoldan ve adaletsiz olan etkileşimi, iki insanla sembolize edilmiş gibi.

    eğer katilin hikayesini öğrenseydik bu sembolizm ortadan kalkacak ve hikaye insanların hikayesi halini alacakmış gibi geliyor bana. bu yüzden film çölde değil de tiyatro sahnesinde geçse o halde de sırıtmayabilirdi sanki.

    tabii bu benim akıl yürütmem. ama neticede sanat eserleri, bir noktada yaratıcısının kendine yüklediği anlamların katı çerçevelerinden taşıp, alıcısının kendine yüklediği yeni anlamlarla kendini tekrar yaratıyor. sanatı değerli kılan en önemli şeylerden biri de bu bence.