*

şükela:  tümü | bugün
  • chantal akerman'ın 1993 yapımı çok önemsenen, belgesel sayılan (ama diğer filmlerinden hiç de sınıf farkı olmayan) filmi. türkçesi doğu'dan olabilir, imdb adı ise from the east.

    batı'nın doğusu (yani batı'nın gözünde doğu) yaşamaz kımıldar, konuşmaz kendi aralarında sesler çıkarır yargısının altını çizmiş chantal akerman. batı'nın patates yiyenler'ine (the potato eaters) karşılık doğunun, polonya, rusya, ukrayna, beyaz rusya, romanya'nın patates toplayanlar'ı vardır.

    mükemmel bir altyazı kolaylığı; filmde ingilizce veya fransızca'ya çevrilecek, altyazılık bir şey, diyalog olmaz. anlaşılacak değil görülüp geçilecek şeyler vardır. gene de yazı, kışı, çamuru, toplu taşıması, gecesi, halk konserleriyle bir yaşamdır gitmektedir. önceki filmlerin new york sokaklarına karşılık doğu'nun sokaklarıyla kırları, geri kır şehirleri. karlı kış gecesinin kent kalabalığı şaşırtıcıdır. güya ikinci dünya savaşı bitmiş. güya demirperde despotizmi dağılmış, özgürlükler kapıda, sarmaş dolaş olacağız. insanlar hala savaş gibi olan gelecekten, yaşamdan korkmakta. büyük gar yolcu salonları geçici toplama kampı* değil mi? sıkıntıyla biraraya gelen topluluklar ne kerte özgür, ne ölçüde çağdaş?

    insan buralardaki hele kır görüntüleriyle özgür-vahşi mi olacağına, teknolojiye tutsak uygar-insansı mı olacağına vereceği büyük kitlesel kararın zorluğunu, kararsızlığını fark eder. istemediği, göze alamayacağı seçimler.. onun yerine devletler ve şirketler seçer, o inleyerek ve suçlayarak sürünmesini sürdürebilir. söylenmek evrenseldir. doğulu sessiz gürültüsüyle söylenir.

    chantal, filmlerinde belgesel film figüranlarını yönetmekte çok ustadır. türkçe bir sitede britanya film enstitüsü tarafından gelmiş geçmiş en iyi 55 belgesel film arasına seçildiği yazılı. figüranlarını adeta doğal oynamaya, yaşamlarını oynamaya onun tekstine, senaryosuna göre mıhlar. ana rolleri serbest bırakır, kalabalıkları ve figüranları zapturapt altına alır.

    başka biçemler üstünden/içinden bela tarr'ı andırır. özellikle werckmeister harmoniak'ı. arada demirperdenin kitsch manzaraları, yapıları, ikonlarını gösterir. akan, kayan yavaş kamerası bize doğu yakası kardeşimizin yaşamına jeanne dielman'inkine olduğumuz kadar tahammülsüz, dahası meraksız olabileceğimizi gösterir. akerman sıkıntı ve dikkat dağılması dedektifidir. bunalırken ve beğenmezken yakalandınız bayan, biraz vicdan borcu ödeyiniz. bu kamera lök gibi ortada ve gözetliyor oluşunun verdiği rahatsızlığı kimsenin üstünde uzun boylu durmayarak, onları eylem talimatları dışında kendi akışlarına bırakarak, bir de yatıştırıcı dairesel/çevrinme hareketiyle dengeliyor. uzun ve geniş çaplı raylar üstünde bir yay yörüngesi izleyerek. bu yay hareketi ister istemez kendi odağını buluyor, yaratıyor. bu zımni odak, üstünde konuşmadan yaşayacağımız tema oluyor. hiiç, öylesine dolanıyorum dese de gönül balıklarını ağa toplamakta. arka planında ne yoğunlukta hareket ve algı kuramı çalışılmıştır? sinemacı aynı zamanda bir toplum mühendisi değil mi?

    [filmin üstünden 23 yıl geçtikten sonra suriyeli savaş mültecilerine duvar yükselten avrupa hükümetleri, mülteci kabul etmeme cezasını ödemeye gönüllü isviçre köyleri buradaki izleyicinin sıkıntı duygusunun mirasçısı. muhatabımızın yaşamı yaşam değilse, onu sayı grupları içinden öykü sahipliğine çıkaracak densizliklere gerek yok. canlılar canına baksın, ölüler ölümlerine. bunun daha ortadoğusu var, afrika, hint, çin kıtaları var; bütçe yetersiz.]

    filmde çamur başta olmak üzere sert doğa, ifadesizlik, tıkanıklık içinde bir kıpırdanma, donuk renkler, üzüp iten seyrek serpiştirilmiş ortam müzikleri birbirini tamamlıyor. akerman kendi iç nehrinde akarken konuşmadan çevresine bakınmayı sürdürüyor. duygularını saklamıyor, orası belli, sanki vasiyetini gözlemle yazıyor. dünya bu gördüğüm keşmekeş mi, yaşam ne, bir çıkış deliği veya yarığı var mı? hep aynı filmi çekerken soruları bunlara benziyor. hey dünyalı oralarda yaşam var mı, kimse var mı? bir otistik kadar içerlek, içten yanmalı hissettiriyor kendini. yalnız delişmen, 68li, kıprayık bir otistik.

    doğu'nun sesi ve inleyişi filmin sonlarında resitaline tanık kılındığımız viyolonselde duyuluyor. solisti de orta yaşının üstünde bir mother russia çellist. çalmaya başlamazdan önce izleyicileri bizim namımıza figuranları alkışlıyor, bitiminde ise kendini.

    filmin başlarından temsilci bir bölüm..

    bir başka raund olarak (bkz: sud/@ibisile).