şükela:  tümü | bugün
  • ingmar bergman imzalı başyapıt.ortaçağda iki şövalye,sokak tiyatrocusu bir aile,ve birkaç karakterin yollarının kesişmesini anlatır.
    karakterlerin çayır çimene uzanıp çilek yedikleri sahne insanın içini açacak güzelliktedir.
  • azrail* ile satranç oynanmasıyla ünlüdür.
  • seyredilmesinin ardindan yeterince yasaminizi ve inancinizi degerlendiremediginizi dusunuyorsaniz, bir yol ve hayat muhakemesi hikayesi olmasi bakimindan the bridge of san luis rey'i okumak onerilebilecek bir film. sonrasinda grup terapiye bekliyoruz efendim. hayirli olsun kafanizi bulandirdiniz.
  • jons sasirtici derecede kenan isika benziyo (daha zayifi ve genci), kadinlar cok guzel, ve film bekledigimin yarisi kadar bile etkileyici degil.
  • 14. yyda geçen allegorik bir film.. şövalyenin ölümle konuştuğu sahneler harikadır.
  • ingmar bergman'in, yine kendisinin yazdigi "tahta boyasi" isimli tiyatro oyunundan senaryoya uyarladigi ve oldukca otobiyografik izler tasiyan (tiyatrocular, cocukken rahip olan babasinin isi geregi at arabasiyla koy koy dolasarak yaptigi yolculuklar...) saheseri.

    veba, tanri adina ciktigi hacli seferinde tanri disinda her seyle karsilasmis ve onun var olup olmadigini ogrenmek icin cabalayan bir sovalye, tanri'nin var olmadigina coktan karar vermis olan seyisi, sovalyenin sorusuna yanit bulmasini saglayan tiyatrocu aile ve satrancta hile yapip yapmadigina emin olamadigimiz olum. boyle mukemmel bir senaryo, boyle mukemmel bir oyunculuk, boyle mukemmel bir yonetmenlikle kolay kolay karsilasilmiyor. karsilastiginda da oturup uc kez izlemek gerekiyor filmi.
  • ortaçağda geçen hikayesinde bergman, her biri birbirinden farklı olan bir grup insanın üzerinden hayata dair ne varsa**** sorgulamaktadır. bu filmden sonra daha da sorgulayacaktır, bu ne ilk ne de sondur.

    --- spoiler ---

    filme dair naçizane yorumum şudur:
    grubun tüm üyeleri, hayat görüşü olarak birbirinden farklıdır, her bir karakter, bergman'ın sorularına farklı bir yanıtla karşımıza çıkar.
    tüm bu grubun lideri, max von sydow'un oynadığı antonius block'tur. antonius block'un özelliği, bergman'ın sorularını soran kişi olmasıdır. tanrıyı ve doğruyu aradığını, bu yolda acılar çektiğini söyler. aynı zamanda ölüm ile satranç oynamaktadır. ondan bir gömlek daha üstündür, ama ölüm onu masa başı oyunlarıyla alt eder. ve böylece 2 istisna dışında gruptaki herkes ölür. hayatta kalanlar, bebekleri ve yaşam biçimleriyle dünyevi mutluluğu temsil eden çift, görülemeyen şeyleri görebilen oyuncu jof ve karısı mia'dır; jof, bildiğimiz üzere filmin başlarında meryem ve isa'yı görmüştür, ve karısıyla birlikte ölümden kurtulabilmiştir. bu anlamda bergman, tüm dini ve tanrısal öğelerden bağımsız bir şekilde insanın içindeki "iyi"liği ve temizliği yüceltmektedir.

    "tanrı var mı?" sorusunda ise sanırım yine arada kalmaktadır bergman. jof'un filmin başında meryem ve isa'yı gördüğü sahne tanrı'nın olduğuna, ama antonius block'un veba'yı yaydığına inanıldığı için zulüm gören küçük kız çocuğuna şeytan'ı sorduğu (ve kızın şeytanın her yerde, içimizde olduğunu söylediği) sahne tanrı'nın olmadığına işaret ediyor. bu anlamda kesin yargısını "oda üçlemesi"nde*** verecektir.

    --- spoiler ---
  • karakterler ortaya ciktikca tarot'taki major arcana kartlarinin siralandigini düsündügüm, sembolizm'in sinema tarihindeki belki de en güzel örnegi. filmdeki karakterlerin tümü sovalyenin anima, animus, gölge ve self'leridir.

    ölümle satranc oynamak; evreni ve tanriyi sorgulamak, bilgiyi aramak ve hayatta kalma mücadelesidir. ölüm, siyah pelerini ve oragi ile pesimizden asla ayrilmayacaktir.
  • çok küçükken seyrettiğimde beynime kazınan film. o günden beri troubadour müziklerinin hayranı oldum. yıllar sonra yine aynı coşkuyla seyredebiliyorum. hayatımın filmi
  • 1957 yapimi acik farkla ingmar bergman'in en iyi filmi. persona'nin otesinde bir boyutta mukemmel film. tanrinin varliginin sorgulanmasi, hiclik, hayatin anlamsizligi, absurdluk kavramlarini sanirim bergman varoluscu filozof soren kierkegaard 'tan etkilenerek cikarmis. filmdeki veba temasi da albert camus'nun 1947 yili romani "la peste" (a.k.a. the plague) 'den etkiler iceriyor. inancin degil bilginin arayisi filmi zaten benim icin olumsuz kilmistir.